Mehmet Akif'in kaleminden: "Ansızın ve hiç farkına varmadan"

Sevgili Kardeşim! Nice zamandır sana yazmayı düşündüğüm ancak bir türlü fırsat bulamadığım, son mektubunda değindiğin bazı konular hakkındaki görüşümü açıklamak istiyorum.

Mehmet Akif'in kaleminden: "Ansızın ve hiç farkına varmadan"

Öncelikle bağışlayacağını umarak seni biraz eleştireceğim. Kardeşim, yazdıklarında sende bir bıkkınlık bir yılgınlık bir ümitsizlik bir hayal kırıklığı seziyorum. Sanki sen, benim bildiğim eski sen değilsin. O canlı, dirençli, mücadeleci, yılmayan, çevresindekilere güç veren, yerinde duramayan kardeşim yok gibi.

Çok yanlış şeyler söylüyorsun, sevgili kardeşim. İnsanlarla yeteri kadar uğraştığını, onlara yeteri kadar anlattığını fakat insanların bir türlü Hakk’ı kabul etmeye yanaşmadığını, bâtılda kalmakta ısrar ettiğini, onların anlayışsızlığının, fikirsizliğinin, boş vermişliğinin seni ümitsizliğe ittiğini artık bir kişiyle ciddi bir mesele hakkında konuşmanın bile sana ağır gelmeye başladığını, seni sıktığını toplumun baş döndürücü girdabından kurtulmak için insanlarla ilişkilerini asgari düzeyde sürdürmeye çalıştığını söylüyorsun.

Bakıyorum, çabuk pes etmiş görünüyorsun. Daha yarışın başında yarışı terk etmiş gibi bir hâlin var. Kardeşim, bizim mücadelemiz ömür boyu sürecek ve ancak öldüğümüzde sona erecek bir yarış değil mi? Ancak nefesi yetenler bu yarışı başarı ile bitirecektir. Soluğu kesilenler, yarı yolda kalacak ve başarısızlıklarına bahaneler arayacaklardır. Şayet insanların anlayışsızlığı, Hakk’ı kabule yanaşmamaları, heva ve heveslerin peşlerinden bu denli zevkle ve iştah ile koşmaları bizi hemen ümitsizliğe itiyor, hayal kırıklığına uğratıyor, kendi kabuğumuza çekilmemize yol açıyorsa bir an durup inancımızı sorgulamayız. Bizim gerçekten Allah’a kul olma gibi bir meselemiz var mı? Allah’ın kendisine teslim olanlara verdiği “Müslüman” ismini, kendimize layık görüyor muyuz? Zira Müslüman olmak demek, dokuz yüz elli yıl müşriklerin inadına ve anlayışsızlığına karşı mücadele veren Nuh (Aleyhis selam) gibi bir örnek davranış biçimine sahip olmak demektir. Müslüman olmak demek; durmadan, bıkmadan ve herhangi bir ümitsizliğe kapılmadan ve üstün olmanın sadece inanmakla mümkün olduğunu bilerek Hakk’ı anlatmak, bu uğurda meydana gelebilecek musibetlere ve güçlüklere karşı en güzel şekilde karşı koyabilmek demektir. Hem kardeşim, dürüst olalım ve kendimize şu soruyu soralım: Biz gerçekten Hakk’ı, Hakk’ın istediği biçimde anlatıyor muyuz? Kaç kişiye anlattık inandıklarımızı? Ben, ilâhî mesajın insanlara yeteri kadar anlatıldığını sanmıyorum... Dostum, Hakk’ın anlatılması zor iştir, meşakkatli bir uğraştır. Emek ister, özveri ister, bu uğurda harcanacak ömür ister. Sorarım sana, şimdiye kadar Allah için hangi sıkıntılara katlandık, hangi meşakkatlere göğüs gerdik ve bu uğurda ömrümüzün ne kadarını harcadık? Aziz kardeşim, insanların zaman zaman mücadele azimlerinin kırılması ve ümitsizliğe kapılmaları olağan şeylerdendir. İşin kötü yanı, bu duyguların süreklilik kazanması ve insanın kendi kabuğuna çekilmesidir. Şundan emin olabilirsin ki Yüce Resul (Sallallahu aleyhi Vesellem) ve etrafındaki arkadaşları da kimi zaman ümitsizliğe düşüyorlardı. Bunu Kur’an’ın birçok ayetinde açıkça görmek mümkündür. Ancak onların bu bir anlık umutsuzluğu yeni inen ayetlerle yok oluyor, Resul ve müminlerin kalpleri tekrar ümitle, heyecanla doluyor, zayıflayan dirençleri ve azimleri yeni bir güç kazanarak tekrar pekişiyordu. Kur’an’daki geçmiş toplulukların kıssalarının bu denli çok anlatılmasının ve sık sık yinelenmelerinin nedenine bir de bu açıdan bakılması daha doğru olacaktır. Önceki Resullerin hayatları ile ilgili anlatılan kıssalar Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) döneminde ne gibi bir işlev görüyordu acaba? Herhâlde bu kıssalar, Peygamber ve arkadaşlarının tarihi bilgilerini arttırmak için anlatılmıyordu. İşte sevgili kardeşim, bugün içinde bulunduğumuz ümitsizlikten kurtulamıyorsak kıssaların Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) yaşamında oynadığı benzer rolün bizim hayatımızda oynanamamasındandır. Başka bir ifadeyle söylersek bizim Kur’an’ı anlayışımızın çarpıklığındandır. Geçmiş toplumların kıssaları bizim kavrayışımızda öncekilerin masalları olarak yer işgal etmektedir hâlâ. Kur’an, hayatımıza rehberlik edecek canlı bir organizma olduğu hâline gelememiştir henüz. Bilakis, içine düştüğümüz ümitsizlik batağı bizi gittikçe Kur’an’dan uzaklaştırmaktadır âdeta. İçinde bulunulan ânın, şu ya da bu nedenle Allah’ın rızasına uygun olarak değerlendirilememesi, bizleri ister istemez ya geçmişin özlemiyle ya da geleceğin hayaliyle avunacak bir konuma getirecektir kuşkusuz. Çoğumuz içimizde bir yarın düşüncesi taşırız hep. Yarın bu günlerden daha güzel olacaktır düşüncelerimize göre. Bir şey mi yapılması gerekli ve bunu yapmak bugünkü konumumuza uygun mu düşmüyor, bizi rahatsız mı edecek o hâlde kendimizi sıkıntıya sokmadan yapabileceğimiz yarınlarımız vardır. Hep yarına bırakırız yapılması gereken şeyleri. Ancak bugün yapılması gereken şeyleri yapmadığımız için de özlediğimiz, bizim olan yarınlar bir türlü gelmezler. Bir avuntudur yarın, tutunacak bir bahanemizdir. Yarınımızın olacağına dair elimizde bir garantimiz de yoktur oysa. Bu nedenle sevgili kardeşim, biz bugünü iyi değerlendirmek zorundayız ve ancak bugünü yaşadığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Katlanmasını ve direnmesini öğrenmeliyiz kardeşim; yani sabretmesini. İnanmanın sınanmayı da beraberinde getirdiğini hem de bu sınanmanın çok çetin geçeceğini bilmeliyiz.

Belki bu satırları okurken tereciye tere satmaya kalktığımı söyleyeceksin. Doğrudur, fakat biz birbirimizi uyarmayacağız da kim bizi uyaracak sevgili kardeşim. Allah’ın olmamızı istediği tek şey; bizlerin uyarıcı olması değil mi? Bunun dışında Allah, bize başka bir görev yüklüyor mu? Biz, birbirimize Hakk’ı ve sabrı tavsiye ile görevli değil miyiz?

Sözlerimi sözlerin en güzeli ile bitirirken hasretle kucaklarım seni, kardeşim. Yaradana emanet ol.

“Ansızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azap gelmezden önce Rabbiniz'den size indirilen en güzel söze uyun.”[1]

“Mehmet Akif’in Kalem Dergisi’ndeki, Şubat 1988 tarihli mektubu”

Dipnot:


[1] Zümer Suresi, 55

Yayın Tarihi: 22 Nisan 2022 Cuma 10:00 Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2022, 13:23
YORUM EKLE

banner19

banner36