Meğer zeybekler ile dadaşlar gardaşmış

Ziya Gökalp’a göre zeybeklik, tahsildar ve zaptiye zulmüne karşı, Yörüklerin yiğitçe bir direnişidir. Türk tarihçisi Enver Behnan Şapolyo ise zeybekleri Rum diyarı gazileri; sınırlardaki, uçlardaki yiğitler olarak gösterir. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Meğer zeybekler ile dadaşlar gardaşmış

Bilecik ve Balıkesir’den Antalya’ya kadar uzanan Batı ve Güneybatı Anadolu’da bir alplar, (yiğit, kahramanlar) yiğitler takımına girenlere “Zeybek “ denirdi. Bolu ve Ankara çevresinde bunlara “Seymen” Erzurum’da “Dadaş”, Karadeniz’de “Uşak”  denir. “Zeybek” ile “Seymen”  kelimeleri aynı kökten (“Zey” ve “Sey”)  gelmişe benziyor. “Zeybek” ile “Seymen”  Türkçe ve Türk asıllıdır. Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat’ın Peçenek Türkleri ile ilgili araştırmasında  “Bunların elbiseleri kısa olup, ancak dizlerine kadardır ve kolları da omuzlarından ayrılmıştır. Onlar bununla kendilerinin öz ayrılmış olduklarını bariz bir şekilde göstermek isterler.” demiştir. Bu açıklama gösteriyor ki; Peçenek Türklerinin kılığı zeybek kılığı idi.

Orta Asya’da “Er” rütbesi ve ismi olan Alpların mezarlarına konan taşa “Er-bengü” deniyordu Zeybek oyunlarından “Balıkesir Bengisi” ile “Bergama bengisin” bunlara benzeyen  “Edremit Güvendesini” ve Toroslar’daki “Bengü samahını” bu bakımdan değerlendirmek gerekir. Anadolu Yörükleri arasında görülen “Zeybeklerin” başında bir Efebulunurdu. Efe zeybeklerin başı ve ağasıdır. Yiğitliğe, cesarete, dirayete göre zeybekler arasından bir efe seçilir. Babası ölen, zeybeklere gücünü kuvvetini ispat edebilirse “efe” seçilirdi. Sarıtekeli Yörüklerinden olan Yörük Ali Efe, babasının ölümü üzerine yirmi yaşlarında iken efe seçilmiştir. Babası Abdil Efenin yürek ve vasıflarını, onda bulan zeybekler ona seve seve itaat etmişlerdir.

Ziya Gökalp’a göre zeybeklik, tahsildar ve zaptiye zulmüne karşı, Yörüklerin yiğitçe bir direnişidir. Türk tarihçisi Enver Behnan Şapolyo, Aşıkpaşazade tarihine dayanarak, zeybekleri Rum diyarı gazileri; sınırlardaki, uçlardaki yiğitler olarak gösterir. Zeybekler mert, dürüst, cesur, hak ve haklıyı koruyan, zalime aman vermeyen insanlardır. Yörükler arasında mala, cana, ırz ve namusa göz dikenlere, efe ve zeybek değil, “Çalıkakıcı” (Eşkıya bozuntusu) denir.

Erzurum’da söylenen “dadaş” kelimesi de aynıdır. Aydın’da bir “dadaş” köyünün bulunması da bunu gösterir. Enver Behnan Şapolyo’nun 1938 yılında Aydın’da yaptığı araştırmalarda yalnız Koçarlı, Germencik ve Dadaş’ta ve Kuşadası Varsak’larında Aydın’ın Sarıkeçili, Sarıtekeli ve Çakal Yörüklerinde zeybekliğin izlerini bulmuş ve ağır olarak ve çift zeybek tarafından oynanan oyunlar olarak “Harmandalı” ve “Dadaşı” sayıyor. Demek ki zeybekliğin dadaşlıkla çok yakınlığı bulunmaktadır.

Zeybekler yiğit, dadaş, mert insanlardır

Efenin maiyetinde olan zeybeklere “Kızan” denir. Rumeli Türkleri arasında  “Kızan” çocuk anlamına gelir. Dağıstan Avarlarında “Hızan” olarak kullanılır ve “aile efradı” anlamına gelir. Adapazarı’na bağlı Kızanlık köyünün ve Bulgaristan’daki Kızanlık kasabasının ve Doğudaki Hizan kazasının adları buradan gelse gerekir. Bulgaristan Türkleri, Azeri ve Orta Asya Türkleri gibi “Bala” kelimesini “çocuk” manasında kullandıkları halde, ayrıca “Kızan” kelimesini de ona yakın anlamda kullanmaktadırlar. Buda gösteriyor ki, kelime Dağıstan, Doğu Anadolu Ege ve Bulgaristan gibi, Türk kültürünün üç ayrı uzak coğrafi bölgesinde yaşamaktadır.

Zeybekler gerçekten yiğit, dadaş, mert insanlardır. Yörük Ali Efe’nin milliyetine, dinine çok düşkün, çok şuurlu birisi olduğu bilinmektedir. Yörük Ali Efe’nin şu sözleri de bunu açıkça gösterir. “Bir fert ne kadar yüksek ve kahraman olursa olsun, millete iyilik yaptım diyemez, ancak hizmet ettim diyebilir.” Demirci Mehmet Efe, demirci Yörüklerindendir. Babası da efe imiş. Demirci Yörükleri Türkiye’nin her yerinde vardır. Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Demirci köyü halkı, Hatay’ın alınması ile Suriye’den buraya nakledilen Türkmenlerdendir. Hemen hemen hepsi demircilikten anlayan, oldukça sert ve yırtıcı insanlarmış. Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe ve başkızanı Söke’li Ali Efe, Gökçen Efe, Danişmentli İsmail Efe, Mestan Efe, Kıllı Hüseyin Efe kızanları ile birlikte Milli Mücadeleye katılmış ve Yunanlılara kan kusturmuşlardır.

Bu zeybek ruhu bütün Yörüklerde mevcuttur. Mesela, 1960 yıllarında Söke’nin dağ köylerinde yaşayan “Pınarcı” ailesi Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında veya mütareke yıllarında, Aydın havalisinde azgınlıklarını arttıran Rum eşkıyaları, bir gün, bir Yörük çadırını basmak üzere harekete geçer. Köpeklerin korkunç havlamalarından işi anlayan Pınarcı ailesi, hemen martinlerini (Tek kurşun atan bir tür tüfek) kapıp çadırın önünde mevzilenirler. Aile iki kişiliktir. Bir karı bir koca iki de tüfekleri vardır. Rum eşkıyası on kişi kadardır. Uzun bir çatışma sonunda bir Rum ölüyor, birkaç yaralı olduğu halde Rumlar kaçıyor. Aydın Valisi, bu yiğit Yörüklere madalya vermiştir.

Sultan Abdülaziz’in sarayda ağırladığı efeler

1856 Kırım Savaşına gönüllü olarak katılan “Ger Ali Efe” Sivastopal’da Malakof Tabyasına bayrağı diken yiğittir. Bulgaristan’da, Bulgar komitacıların baskılarından bıkıp usanan Sultan Abdülaziz, Alaşehirli Süleyman Paşa’nın yaptığı bir tavsiyesine uyuyor. Tavsiye şöyledir: Süleyman Paşa, bu komitacıların hakkından, zeybeklerin geleceğini söylemiş ve zeybek birliği teşkili için görev de kendisine verilmiş.  Süleyman Paşa, Aydın ilinden gönüllü bir zeybek taburu teşkil ediyor. Ahmet Efe, (Çakırcalı Mehmet Efe’nin babası) Yörük Osman Efe kızanları ile katılıyorlar. Hepsinin başında Bakırlı Mehmet Efe vardır. Sekiz yüz kadar zeybek İstanbul’a getiriliyor. Çamlıca sırtlarında talim yapıyorlar. Beylerbeyi Sarayına davet ediliyor ve Sultan Abdülaziz ile yemek yiyorlar. Yemekten sonra bağlama refakatinde Sultan Abdülaziz’in isteği üzerine Bakırlı Mehmet Efe zeybek oynuyor. Bir arslan heybetiyle, yere diz vurup hoplayışlar, nara atışlar, Padişah’ı son derece heyecanlandırıp gözlerini yaşartıyor. Bakırlı Mehmet Efe’yi alnından öpüyor ve sırtındaki paltoyu, eliyle ona giydiriyor.

Ertesi sabah Padişah’la vedalaşan efeler, zeybeklerini alarak Bulgaristan’a hareket ediyorlar. Birkaç ay içinde, bilmedikleri dağlarda, Bulgar eşkıyasına ağır darbeler indirerek, vatana şan ve şerefle dönüyorlar. Ayrıca Plevne Savaşına da Aydın’dan bir gönüllü zeybek ve Yörük köyleri halkı katılmıştır.

Yunanlılar Ege’yi ve değer devletler Anadolu’nun muhtelif yerlerini işgal ettiğinde, Türk milleti ayaklanmış, Gaziantep’i, Maraşı, Doğusu, Batısı ile silaha sarılmıştı. Ege’de Yunanlılar’a karşı zeybeklerin mücadelesi çok sert oluyordu. İngilizlere verilen bir raporda, bu bölgede Yörük ve zeybekler için şu ifadeler yer alıyordu: “Bu insanlar Yunanlılardan nefret etmektedir ve kahramanlıkları da bilinmektedir. Bilhassa dağlık bölgelerdeki zeybek ve Yörükler korku nedir bilmezler. Moralleri ise çok yüksek olup, Yunanlıları yurtlarından atacaklarına eminler.”

Zeybek olma merasimi

Enver Behnan Şapolyo’nun ifadesine göre, zeybekliğe alınma yani “Kızan olma” merasimi şöyle yapılır. Dağ başlarında yetişen  “Teknel-Tenhel” (Defne benzeri bir ağaç) ağacının önünde yapılır. Bu ağaç totemdir. Ölüm ağacı da denir, zeybeklerce kutlu sayılır. Efe, koca yatağanını (büyük bıçak) bu ağaca saplar, yeni aday kızan, töreye uygun yemin eder. Efesinin elini öper, zeybeklerde efenin alnından öper, aday tenhel ağacına saplanmış olan yatağanın altından yedi kere geçer. Sonra tenhel ağacının zeytine benzer meyvelerini silahlarına sürerler.

Efe ve zeybek kıyafetleri

Enver Behnan Şapolyo’nun  ifadesine göre, efelerin başına giydikleri nar çiçeği rengindeki fese “Kozunlu başlık” denir. Bu çuhadan yapılmış ve işlemelidir. Zeybeklerin giydiği fese de “Kabalak” adı verilir. Bu fesler Mevlevi sikkesi gibi uzun ve kalıpsızdır. Efelerin kozunlu başlığa sardıkları fiyeye “poşu” derler. Bu poşunun kenarlarına genç kızlar oyalar işlerler. Efenin giydiği mavi renkli şalvara “Çaşir menevrek” denir. Bu şalvarın boyu diz kapaklarının üstüne kadar uzanır. Dizler yaz ve kış açıktır. Çaşir menevreğinin yan tarafları siyah ipek işlemeli kaftandandır. Efenin çaşir menevreğinin göğsüne yakın taraflarından donun kenarları görünmez. Zeybeklerde görünür. Donlarına “dizlik” derler.

Efelerin feslerindeki püskül pek uzundur. Efe püskülü yüz dirhem olmak adettir. Bu püsküle “koza” adı verilmektedir. Koza sağ taraftan omuza doğru sarkar. Siyah renkte ve ipektendir. Efelerin giydiği ceketin kolları olursa bu “Çepken”  kolsuz olursa “Camadan” derler. Camadan ve çepken mavi ya da lacivert çuhadandır. Üzeri siyah ipek kaftanla sanatkararane bir şekilde işlenmiş ve üzerinde birçok tezyini (Süslemek. Bezemek. Donatmak) motifler vardır. Üzerine motif işlenmiş sırmalı çepken de vardır. Bunu efeler giymez ekseri zeybekler ve kızanlar giyerler. Bu çepkenlerin altına pullu mintan (gömlek) giyerler, yakası yoktur. Bu mintanlara “Alakye” derler. Bellerine de kumaş sararlar. Buna da “Acem şalı” denir. Acem şalının üstüne meşinden bir kuşak daha sarılır ki buna da “Silahlık” denir. Bu silahlığın arasından kulaklı bir yatağan bıçağı sokulur.

Efelerin kollarında gümüşten kabı olan “Bazubentler” vardır. Bunun içinde kurşun geçmez muskası vardır. Göğüslerinde birde gümüşten “Hamaylı” denilen gümüş bir muhafaza asılıdır.  Bunun içinde de En’am vardır (bazı Kur'an âyetlerinin veya sûrelerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkarılan dua kitabı). Bazubent daha kızan iken takılır, ölene kadar taşınır. Efelerin mavzerleri baştanbaşa gümüş kakma işlemelidir. Efelerin göğüslerinde çapraz bir vaziyette duran bir fişeklik vardır. Buna da “Karkılık” derler. Üzerinde gümüşten işlemeler vardır. Efelerin ayaklarına giydiklerine de ayrı ayrı adlar verilir. Üzerinde bir takım işlemeler olan çizmeye “Kayalık” denir.  Bunu yalnız efeler giyerler. Zeybek ve kızanlar ise çarık giyerler. Efeler çizme giymedikleri zaman çorabın üstüne bir dizlik giyerler. Buna da “Kepmen” derler. Kepmenin arasına bir kama sokulur. Çok kere bu kama ile zeybek oyunu oynamaktadırlar.

Zeybek oyunları

Aydın, Muğla, Tavas, Kordon, Bergama, Soma, Ortaklar, Pamukçu, harmandalı, sakız, Tefenni, Kadıoğlu, Kocaarap, Bengi, Alyazma ve Malatya’nın üç ayak zeybekleri meşhurdur ve bu  zeybekler oynanır.

Sonuç olarak; zeybeklik ve efelik, kökü Orta Asya’ya dayanan milli bir davranış, yaşayış, geleneğimiz ve kültürümüzdür. Maddi ve manevi kültürlerimiz her daim bilinmeli ve hatırlanmalıdır.

Mahmut Şevket Serik

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2020, 10:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26