banner17

Medyada son moda estetize edilmiş şiddet haberciliği

George Orwell, ünlü Hayvan Çiftliği eserinde şöyle der: "Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir." Medya-kadın ilişkisinde de aynıdır durum. Her kadın, medya üreticisi, medya konusu ve tüketicisi olabilir ama medya bazılarıyla daha çok ilgilenir; çünkü onların “getirisi” yüksektir.

Medyada son moda estetize edilmiş şiddet haberciliği

George Orwell, ünlü Hayvan Çiftliği eserinde şöyle der: Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir. Medya-kadın ilişkisinde de aynıdır durum. Her kadın, medya üreticisi, medya konusu ve tüketicisi olabilir ama medya bazılarıyla daha çok ilgilenir; çünkü onların “getirisi” yüksektir.

Sert bir giriş oldu galiba. Konumuz medya ve özellikle kadın konulu haberler… Bir kadın ve 25 yıllık gazeteci olunca bu kadar sert bir giriş yapmamı mazur görürsünüz sanırım. Öncelikle haberlerde kadın konusunu 3 farklı açıdan ele almak lazım.

1. Birincisi, haberin üretim ve sunumunda kadının temsili. Yani ekran yüzü olarak, muhabir, editör ve yönetim kadrosundaki varlığı.

2. İkincisi, kadının medyaya konu oluşu…

3. Üçüncüsü ise medya tüketicisi olan kadınlar.

Üçünü bir arada ele aldığımızda tam olarak kadına dayalı bir sömürge sistemi çıkıyor karşımıza. Bu sistemin medya ayağı, 150 yıl önceki gazete ve dergilerden günümüze kadar çok yönlü bir çark gibi işlemektedir. Medya, bir yandan kadını kullanırken diğer yandan kendisi için “kullanılmaya uygun” bir kadın prototipi üretmeye koyulmuştur. Reklamlarda çizimlerle kadına yer veren ilk gazete ve dergiler, kadını “insan” oluşuyla değil, üstlenmiş olduğu görevlerle tanımlıyordu. “Kadını güzelleştiren” yahut “kadının görevlerini kolaylaştıran” ürünlerin reklamlarını yayımlıyor; kadına bakımlı olmayı, evine ve eşine kusursuz hizmet etmeyi salık veriyordu. Kadına yönelik şiddet, henüz medyada ve hatta toplumda suç ya da çirkin bir eylem sayılmıyordu. Zaten “hak ediyorsa” kadınlar da çocuklar gibi şiddetle yola getirilebilirdi.

Medyada moda

Yıllar yılı bu minval üzere hareket etti medya organları. Medyada kadın temsili konusu ise henüz kavram olarak bile gündemde değildi. 1940’ların sonunda -Türkiye’de henüz TV’nin olmadığı yıllar- ABD’de yayın yapan televizyonların haber bültenlerinde sadece bir kadın muhabir görev yapıyordu. Sonraki 20 yıl boyunca kadın çalışan sayısı hızla arttı, ancak bu kadınların hemen hiçbiri yönetme/karar verme pozisyonuna getirilmedi.

1990’larda dahi ilk sayfa haberlerinin yüzde 70’ini ve televizyon haberlerinin yüzde 85’ini erkekler hazırlıyordu. Medyanın kadına bakışını ele alırken bu bilgiler ışığında hareket etmekte fayda var, zira günümüz medyası da tamamen erkek eliyle ve erkek gözüyle kurgulanmış bir dünyanın uzantısı olarak devam etmektedir. Dolayısıyla medyanın kadına son derece eril bir perspektiften bakması, doğal bir seyrin sonucu sayılabilir. Bu bakış açısındaki dönemsel değişimleri ise medyanın değil toplumun değişkenliği olarak okuyabiliriz. Gerçek hayatta moda nasıl sürekli bir değişim içindeyse, kadının medyada yer alış şekli de toplumun değişimine uygun olarak bir moda akımı gibi dönemsel farklılıklar göstermektedir.

20. yüzyıl ortaları, kadının cinsel meta olma yolunda hızla ilerlediği bir dönem oldu. Medya patronları, Marilyn Monroe’nun bacaklarını sergilediği o meşhur fotoğrafla bir kez daha fark etti, kadının medyadaki yadsınamaz gücünü(!)…

Kadın bedeni kısa sürede medya endüstrisinin en sevdiği ürünlerden biri, hatta en sevileni hâline geldi. Fikir gazetelerinin yerini alan kitle gazeteleri, kadını uzun yıllar nesne olarak kullandı. Bedeni sergilenen, şuh bakışlarıyla okuyucu/izleyici kitlesini oluşturan erkeklerin bütün ilgisini üzerinde toplayan kadın, medyanın vazgeçemediği bir tiraj/reyting enstrümanına dönüştü. Otomobilin alıcısı ve kullanıcısı olmaya layık görülmeyen bu kadın türü, neredeyse bütün otomobil reklamlarında boy gösteriyordu. Sigarayı erkekler içiyor, reklamında kadınlar kullanılıyordu.

Zamanla yükselen feminist hareketler, kadının da “düşünebilen bir tür” olduğuna inandırmaya başladı medyayı, ancak kadının düşünebilmesi, kullanılmasının önüne geçemedi. Kadının medyada kullanılma serüveninde öyle hızlı yol alındı ki beyazperdede erkekler Monica Bellucci’nin sigarasını yakmak için yarışmaya başladığında, dayatılan bu yeni kadın imajından kurtulma yolları çoktan kapanmıştı.

Halide Edip’ten Keriman Halis’e

Medyadaki bu değişim, beyazperdedeki kadar hızlı olmasa da gazete ve televizyon haberlerinde de etkisini göstermeye başladı. Geniş kitlelere hitap eden gazetelerin öncülük ettiği kadın görselli haberler, bir süre sonra hızla yayılan bir moda akımı gibi diğer medya organlarına da sıçradı. Bu haberlerde kadın öncelikle fiziksel özellikleriyle, kadın hareketlerinin ivme kazanmasından sonra ise “kadına yönelik hak ihlalleri” ekseninde ama yine “nesne” olmaktan kurtulamadan yer aldı. Türkiye medyası da toplum kodlarındaki derin farklılığa rağmen, Batı medyasındaki bu salgına kısa sürede yakalandı. Ancak çıkış noktası diğerlerinden biraz farklı oldu.

1800’lü yılların sonlarında kadınlara hitap eden yaklaşık 12 dergi yayımlanıyordu. Ancak kadının günlük gazetelerde “haber” oluşu 1900’lü yılların başlarına rastlar ve Türkiye medyasının “büyük haber değeri taşıyan” ilk kadın figürlerinden biri, Halide Edip Adıvar’dır. Kurtuluş Savaşı yıllarında gazetelerin ilk sayfasında boy boy fotoğrafları basılan, sözlerine geniş yer ayrılan bir kadın olarak istisnai bir yere sahiptir.

Millî Mücadele yılları sonrasında kadın, haberlerde cinsel kimliğine kavuşur. Bu kez habercilerin peşinde koştuğu yeni kadın figürü, Halide Edip’ten çok daha farklı bir isimdir. Haberciliğin yanı sıra yeni Türkiye’yi şekillendirme misyonu üstlenen Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği yarışmada Türkiye güzeli seçilen Keriman Halis, 31 Temmuz 1932’de Belçika’da “Dünya Güzellik Kraliçesi” unvanı alınca, gazete bu “özel başarının” şerefine renkli baskı yapar ve Keriman Halis’in boy boy fotoğraflarını yayımlar. Kadının Türkiye habercilik tarihinde nesne olarak en bariz temsili de bu örnekle başlar. Bir gazetenin güzellik yarışması düzenlemesi ise medyanın kadını metalaştırması yolunda atılan en önemli adımlardan biri olarak geçer Türk basın tarihine.

Anadolu kadınını yok saymak

Sonraki yıllarda medyanın kadın konulu haberlerinde “dönüştürme görevi” sıklıkla karşımıza çıkar. Kadının hâlâ tam bir “birey” olarak görülmediği bu dönemde “modern kadın” imajının pekiştirilmesine yardımcı olacak haber ve görseller gazetelerde yaygın biçimde kullanılır. Millî bayramlarda törenlere katılan “modern” genç kızlar, Cumhuriyet’in kazanımları ve “örnek kadınlar” olarak haberlere konu olur. Dönemin kız sanat okulları, halk eğitim merkezleri ile Olgunlaşma Enstitüleri’nde eğitim alan kadınlar, “Çağdaş Türk kadını” imajını pekiştiren haberlerin en önemli kaynağıdır.

Artık Darülbedayi’de eğitim gören, balolarda Batılı kıyafetlerle dans eden, kendilerine uygun mesleklerde ilerleyen kadınlar süslemektedir gazete haberlerini. Ancak bu haberlerin tamamının hedef kitlesi kentli kadınlardır ve Anadolu kadını haberlerde yer bulmak bir yana, pompalanan yeni kültürle bir alt sınıf olarak görülmektedir. Yine de dönemin haberlerinde kadına biçilen öncelikli rol, “çağdaşlığın” öngördüğü fiziksel kalıplara girmekle birlikte; evini, çocuklarını, kadın olmasının getirdiği görevleri ihmal etmeyen kadındır. Kadının ekonomiye katkısı ev ekonomisi çerçevesinde beklenmekte, özellikle aile içinde erkeklerle eşit değil erkeğin yardımcısı pozisyonunu koruması istenmektedir. 1950’li yıllarda kadının haberlerdeki temsilinde yeni bir dönem başlar. Artık “muasır medeniyet seviyesine ulaşan” kadınlar, güzellik yarışmalarında görece uygun mayolarla gazete ve dergi haberlerine konu olur. Kadının nesne olarak kullanıldığı haberler, günümüze kadar çeşitlenip renklenir ve zamanla ağır bir cinsel sömürü yöntemine dönüşerek devam eder.

1980’li yıllarda yayın hayatına başlayan Tan ve benzeri gazeteler için kadın, sadece ve sadece cinsel bir metadır. Haberciliğin bütün değerleri ayaklar altına alınmış, cinsellik hayvani duyguların ön plana çıkarıldığı ifadelerle haberleştirilmiştir. Özel hayatı deşifre etmek bir habercilik başarısı gibi görülmüştür. Daha ciddi gazeteler bu kadar bayağılaşmasa da “orta sayfa güzeli” gibi ifadelerle ve “cemiyet haberleri” adı altında, kadın bedeni üzerinden rant elde etme modasına uyum sağlamıştır. Dönemin bazı kadın sanatçılarının bu yöntemle şöhretlerini sürdürme çabası da çarpık kadın haberleri modasını güçlendiren bir unsur olarak çıkar karşımıza.

Kadının haberlerde kısmen de olsa “birey” olarak görülmesinde, manevi değerlerini koruyan Anadolu insanının kentlere göç etmesi ve feminist akımların başını çektiği kadın hareketlerinin önemli bir etkisi vardır. Kadının, medyada cinsel meta olarak kullanılmasına itiraz eden kadınların sayısı arttıkça, medya kuruluşları bir anlamda kendilerine çekidüzen vermeye başlar. Kadın, haberi okutan, izleten bir araç olmaktan kurtulamasa da yeni moda habercilikte, projektörler farklı açılardan yöneltilir kadına.

Artık iş gücüyle ekonomiye katkı sağlayan, akademik kariyer yapan, mesleğinde ilerleyen kadınlara, gazete ve ekranlarda yer açılmıştır; ancak bu kez moda, kadına “kendinden beklenmeyeni başaran ikinci sınıf insan” muamelesi yapmaktır. Bu “kadın olmasına rağmen başarılı” birey prototipi öyle çok sevilir ki en sıradan haberlerde bile “rağmen” vurgusu yapılır tekrar tekrar. Ayrıca bu kadınlardan hâlâ “evini, işini, çocuklarını ihmal etmeden” varlık göstermesi beklenmektedir.

Özel röportajlarda, başarılı kadınlara sorular yöneltilirken, mesleki yeterlilikleri değil “kadın oldukları hâlde” bu seviyeye nasıl gelebildikleri, eşlerinden çalışmak/okumak için nasıl izin aldıkları, evdeki sorumluluklarını ihmal edip etmedikleri sorulur. Hatta kadının mutfaktaki becerisini sorgulamaya kadar varır bu sorular zinciri. Bugün bile kadın eksenli birçok haber ve yayında kadınlardan bahsedilirken aynı dilin kullanıldığını görebiliyoruz. Özellikle iş dünyası, siyaset gibi erkek egemen alanlarda varlık gösteren kadınların, haberlerde hâlâ bu dile muhatap olduğu herkesin malumu.

Habercilerin kadınla, kadının da medyayla en büyük imtihanı, hiç şüphesiz kadına yönelik şiddet konusu olmuştur ve yaklaşık 30 yıllık bir maziye dayanmaktadır. Yaşadığı toplumun kendisine biçtiği rolü benimseyen kadınların; koca, baba, kayınvalide, kayınbaba dayağıyla sınırlı fiziki şiddet sorunu, özellikle 90’ların başında medyanın etkisi ve kadının toplumsal rolüne başkaldırısıyla birlikte ivme kazandı. Gazetelerin üçüncü sayfalarında hızla artan cinayet haberlerinde artık kadın kurbanların isimlerine daha sık rastlanmaktaydı. O güne kadar sadece farklı cinsiyette bir “maktul” olarak görülen kadın kurbanlara her gün yenileri eklendi. Bu cinayet türünün artık adı konulmalıydı, hiç zor olmadı. Önce “töre cinayeti” ifadesi moda oldu ancak bu cinayetler, törelerin hayata yön verdiği bölgelerin dışında da hızla artmaktaydı. Daha kapsayıcı bir kavram olarak medya “namus cinayeti” manşetlerine yöneldi. Kadına endeksli namusunu kanla temizlemeyi hak ve hatta görev bilen erkeklere, haberlerdeki eril dille meşruiyet atfedilirken “namus kirletme unsuru” kadınlar “eksi”leriyle ve bedelini ödemeleri gereken “çirkin” fiilleriyle yer alabiliyordu bu sayfalarda. Bir de fotoğraflarıyla...

Genç ve güzel kurbanların haber değeri çok daha fazlaydı çünkü toplum onlara daha fazla ilgi gösteriyordu. Toplumun bu cinayet türüne olan ilgisini keşfeden haber merkezleri bu kez ölü kadın bedenleri üzerinden rant elde etme yarışına girdi. Ayrıntılı olarak anlatılan cinayetler, kadının bu cinayete giden süreçte yaptığı “hatalar” ve sonunda izleyiciye “hak etmiş zaten” dedirtmeyi hedefleyen anlatım tarzı, haber merkezlerinde yeni bir moda olarak benimsendi. Artık karşılıklı etkileşim dönemi başlamıştı. Kadın cinayetleri haberlerinden etkilenen erkekler ellerini kana bularken, gazeteler için tiraj artırıcı yeni haberler oluşuyordu. Zamanla kullanılan kaba dil biraz daha yumuşasa da çok büyük bir değişiklik olmadı. Tâ ki bu durum sosyolojik kâbusa dönüşene kadar. Katlanarak artan cinayetler “namus” cinayeti olmaktan çoktan çıkmıştı. Katiller sadece aile fertleri ve akrabalar değildi. Tecavüzler çoğaldı ve daha çok gün yüzüne çıkar oldu. Sahiplenemediği kadın cinsini vahşice katleden erkeklere her gün yenileri eklendi. 2009’da katledilen Münevver Karabulut ve 2015 yılında vahşice öldürülen Özgecan Aslan önemli kırılma noktalarıydı. ‘‘Namus cinayeti’’ ifadesinin yerini “kadın cinayeti” ifadesi aldı. Yeni manşetler, aşk cinayeti, kıskançlık cinayeti ve benzerleriydi.

 “Kadına yönelik şiddet” kavramı medya diline yerleşti. Artık haberlerde “cinayet, vahşet, katliam, dehşet” ifadelerine sıklıkla rastlanıyor. Medya, kadın cinayetlerini rant aracı olarak kullanmaya devam etse de örtülü bir dille kutsamaktan vazgeçmiş sayılabilir.

Bugün medyada son moda, estetize edilmiş şiddet haberciliği… Yani sömürü sistemini, kadın hakları savunuculuğu adı altında sürdürmek… Maktulün yaşı ve güzelliği hâlâ haberciler için çok önemli. Ülkemiz habercilerinde, ABD’deki habercilerin siyahi kadınların uğradığı şiddete yönelik miyopluğunun bir benzerini, eğitim seviyesi düşük, giyim kuşamı sıradan ve güzel kabul edilmeyen kadınlara yönelik görebiliyoruz. Hem de birkaç istisna hariç bütün medya organlarında kronik bir hastalık olarak… Gazeteler tiraj, TV’lerin haber bültenleri reyting yarışını sürdürmek zorunda olduğu sürece de bu hastalıklı modaya uyma mecburiyeti devam edecek. Tek tedavi yöntemi, medyayı “şiddeti reytinge/tiraja evirme zorunluluğundan” kurtarmak. Kapitalizmin iliklerimize işlediği bu dünyada o günü görür müyüz? Bir haberci ve kadın olarak çok da umutlu değilim…

Semanur Sönmez Yaman, "Medyada Son Moda Estetize Edilmiş Şiddet Haberciliği", Temmuz-Ağustos-Eylül 2018, sayı 6.

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 15:50
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20