banner17

Medeni Vahşet'i okumak bize neler katar?

Hüsnü Aktaş’ın, uzunca bir dönem ‘yasaklı kitap’ kategorisinde bulunan Medeni Vahşet’ini okumamış olmak bizim kuşağın okumuş yazmışları için ilginç gelebilir..

Medeni Vahşet'i okumak bize neler katar?

 

Geldiğimiz nokta itibariyle, tartışmaların sürekli odağında olan bir kavram olarak ‘medeniyet’, müsteşriklerin ve sözde cemiyet levazımatçılarının dillerine doladıkları klasik, sıradan bir argüman hâline gelmiş ve getirilmiştir. Fakat kavramın gerisinde duran esasa dair araştırmalar göstermiştir ki, medeniyet bir kavram, bir bakış tarzı olarak sosyal münasebetlerimizde bir yer işgal ettiği gibi, Avrupa mahreçli olması dolayısıyla sürekli şüphe ile yaklaşılan bir kavram olmaktan da kurtulamamıştır.

Yaşı henüz yirmilerini sürenler için, şaşkınlık yaratan bir gerçeklik olarak Türkiye’de yasaklı kitapların bulunduğu bir dönemi yaşamamış olmak önemli bir kayıp sayılmaz elbette. Fakat uzunca bir dönem ‘yasaklı kitap’ kategorisinde bulunan Medeni Vahşet’i okumamış olmak bizim kuşağın okumuş yazmışları için ilginç gelebilir. İlginçliği şu, Türkiyeli Müslümanların bilinç evrenine ve ‘kazanç’ hanelerine önemli bir gelir olarak adını yazdıran Hüsnü Aktaş, Medeni Vahşet’i kaleme aldığı yıllarda Hüsnü Aktaş, Medeni Vahşethenüz otuzunda bile değildir. Müstakil makaleler olarak çeşitli dergilerde yer alan bu yazılar, bir süre sonra bir araya getirilerek kitap hâline dönüştürülmüş ve yazarı tam da bu noktada voliyi vurmuştur! DGM’lerin sıkı takibi sonrası, 12 Eylül darbesinin hemen akabinde gerçekleşen yasaklar ve tutukluluk, kitabın yazarının tam iki yılına mal olmuştur.

Okumalıyım, çünkü…

Samimi bir Müslüman olarak Hüsnü Aktaş, Medeni Vahşet’i kaleme alırken ‘yanından’ hükümler çıkarmadığı gibi söylediklerinin her satırını delillerle belgelendirerek ayrıca önemli bir arşiv taramasının nasıl olması gerektiğine dair de önemli ipuçları vermiştir. ‘Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti’ cümlesinin esaslı bir şekilde hakkını veren bu eser, Müslüman bakış açısının dünya ölçeğinde ve müşrik toplumlar nazarında nasıl değerlendirildiğine dair bir ayrıntı sunuyor. Bu kitabı niçin okumalıyım, sorusunun cevabı da işte tam bu noktada hayatiyet kazanıyor; Okumalıyım, çünkü varlığımı armağan olarak zorakî almak isteyenler karşısında samimi bir duruşun nasıl olması gerektiğine dair bir fikir edinebilmeliyim.

Okumalıyım, çünkü Avrupa’nın yedeğinde gelişmiş bir ülkede batıl düşünceler karşısında, bir Müslüman olarak yerli düşüncelerle beraber yükümlülüklerimin neler olduğuna dair teklifler karşısında açıkça ve pazarlıksız bir biçimde konuşabilmeliyim. Okumalıyım, çünkü medeniyetin sulandırılmış hâlini yakın planda görebilmek şansını tez elden yakalayabilmeliyim. Merhum Nurettin Topçu’nun ifadesiyle, “Batıdan gelen her fikir gibi, demokrasi bizde halka ‘amentü’ gibi ezberletildi. Tenkit ve münakaşa edilmedi. Bünyemize uygunluğunun şartları üzerinde düşünülmedi. Hukuk ve ahlak yönünden tahlili yapılmadı. Değeri hakkında itirazlar yapılıp, cevapları aranmadı. Tek kelime ile üzerinde düşünülmeden körü körüne benimsendi. Bu sebeple istibdatın çilesini doldurduktan sonra, demokrasi denen Rousseau’nun tabiriyle bu ‘ilâhlar rejimi’nin kahrını çekmeye mahkûm olduk.”

Sadece Türkiye ölçeğinde değil, halkı Müslüman olan ülkelerin siyasî kaderlerinde önemli rol oynayan medeniyet baskısı altında değiştirilen, dumura uğratılan, ifsada çalışılan bir sistem olarak İslâm inancının bağlıları olarak yeniden şuur kazanma ve gelinen noktanın yeniden muhasebesini yapma noktasında küfrün suratında patlayan bir tokat olmuştur Medeni Vahşet. Laiklik ve demokrasi bağlamında, ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün Müslümanlara, farkında olarak veya olmayarak bir ‘amentü’ hâlinde ezberletilmiş olmasının, gerçekte rejimin bekası için Allah’ın ayetlerinin inkâr edilmesi ve Hümanizm dininin kutsanması anlamına geldiği hiç düşünülmemiştir.Hüsnü Aktaş

Dönemin şartları içerisinde, Müslümanların şartlar göz önünde bulundurularak ‘ruhsat’ ve ‘azimet’ arasında bir tercihe zorlanmış olmaları, rejimin zalim yüzünü gösterdiği gibi, kandırılmış Müslümanların hamasî ve ırkçılık kokan tezgâha yakalanmaları karşısında neler yapmaları hususunda bir çözüm sunma çabasına girişmiştir. Sadece Türkiye ölçeğinde değil, ümmet bilincinin ortadan kaldırılması ve ulus devletlerin tarih sahnesine çıkmış olmaları da modern dünyanın medeni(!) tasarrufları sayesinde varılan gelişmelerden sayılmıştır.

Totaliter rejimlerden olan komünizm, sosyalizm ve kapitalizm için modern araç olarak kitlelerin uyuşturulması medeniyetin hâlihazırda ortaya sürdüğü büyülü sofra ile mümkündür. Bu sofraya dahil olanların unuttukları bir gerçek hâlinde İslâm, modernizme ve medeniyet algısına karşı alternatif sunan biricik hayat kaynağı olarak varlığını devam ettirdiği gibi, geniş kitlelere özgürlük ve hidayet rehberi olarak Kur’an’ın kutlu yolunu göstermektedir. Bu anlayışın yerleştirilmesinde cemaat, vakıf, dernek ve hizmet ehli kimselerin fırkalar hâlinde bulunmaları asıl handikapı oluşturmaktadır.

Zaten sözde medeniyet merkezlerinin, gasıp kâfir ülkelerin amacı da Tanzimat döneminden bu yana bu minval üzeredir. Allah’ın hükümlerini yeryüzüne hakim kılma yolunda ilerleyen Müslümanlar için öncelikli tehdit ırkçılık ve paganist tarih anlayışı olarak ortaya çıkmaktadır. Oysa ümmet şuurunun yeniden diriltilmesi gerektiği gibi, aksiyoner hamle üzerinde İslâm’ın yeni yorumlara daha çok ihtiyacı bunmaktadır.

Medeni Vahşet okunduğunda görülecektir ki İslâm, insan düşüncesini barındıran hiçbir unsuru yine insanları yönetmek adına bünyesine dahil etmeye müsaade etmeyecek denli berrak ve bereketlidir.

 

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 14:58
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emrah
Emrah - 6 yıl Önce

Allah razı olsun. Allah razı olsun. Allah razı olsun.ne zaman böyle yazılar okusam umudum artıyor, kan akışım hızlanıyor, heyecanlanıyorum ve dünya bizim diye haykırasım geliyor. Eyvallah Arif Ağabey. Selam üstünüze olsun.

Abdullah
Abdullah - 6 yıl Önce

Söz konusu yazar akıcı bir üslupla ve coşkulu bir biçimde bir kuşağı etkileyen yazılar, araştırmalar ortaya koymuştur. Cuma namazı, darül harp vb. meselelerde o kuşağı yanıltmış, hayattan ve etkin mücadeleden uzak tutmuş, "yenik" bir neslin mimarlarından olmakla egemen kötülüğün -belki de iyi niyetli- taşeronlarından olmuştur. "Hesap görücü olarak Allah yeter".

Kamil Yılmaz
Kamil Yılmaz - 6 yıl Önce

yıl olmuş 2012, hoca 30 yıl önce ne söylüyorsa aynı şeyleri söylüyor ve hala insanları hayattan ve etkin mücadeleden uzak tutmakla suçlanıyor. hakikaten yazık.maksat "emribilmaruf nehyianilmünker" ise hocanın kapısı her zaman açık. zahmet edip vahdet vakfı'na uğrayabilirsiniz bizzat görüşmek için.allah selamet versin.

kamil yılmaz
kamil yılmaz - 6 yıl Önce

hüsnü aktaş şu toprakların yetiştirdiği nadide fakihlerden. hele ki cuma namazı ve daru'l harp gibi fıkhi meselelerde delile dayanmadan bir cümle kurduğuna şahit olmadım. varsa hatası -insandır, hata etmesinden doğal başka bir şey olamaz- usül çerçevesinde ortaya konur, tartışılır. farkındayım, bu küçücük yorum kutusu bunun yeri değil ama hoş olmuyor "yanıltmış" falan gibi cümleler.

Yakup Döğer
Yakup Döğer - 6 yıl Önce

İlk okuduğum kitaplardan biriydi Medeni Vahşet,benim ben olmama vesile olan,bana tavır almayı öğretenlerdendi.Bir solukat okudum hüznün sahibi Hüsnü hocamın kitabını.Mütevazi,sessiz birinin kaleminden ayyuka çıkan bir çığlık gibidir Medeni Vahşet.İnsanın seveni vardırya hani,sevmeyenleri,beğenmeyenleride olacaktır mutlaka.Ben sevenlerindenim,vesile olmuştur bizim kuşağa,değişmelerine,kavramlarla hayatlarını değiştirmelerine.Selam olsun,Ateş çukurunun kenarında olanlara yol gösterenlere.

Ahmed
Ahmed - 6 yıl Önce

Hoca, aktif iyilerdendir. Vahdet vakfında faydası üçüncü şahıslara olan faaliyetleri var...Benim gibi boş oturanlardan değil, abdullah... Cuma namazı ve Darulharb konusunda da dibine kadar haklı... Bu ülkeyi darulislam sananlar, egemen kötülüğün taşeronudurlar, asla devrimci islama mensup olamazlar.

Abdullah Aziz
Abdullah Aziz - 1 yıl Önce

Hüsnü Aktaş hocaefendi ilmiyle amil olan bir alimdir. Ne yazık ki bu alimin ilmi kıymeti ve çalışmaları hala bazı kimseler tarafından anlaşılamamıştır. Hüsnü Aktaş Hoacefendinin ortaya koyduğu eserler Fıkıhta otorite olduğunu göstermiştir. Ehl-i Sünnet ulemanın yolunda gitmiş, onların eserlerini gençliğin gündemine taşımıştır.Şirkin-küfrün hakim olduğu beldeleri İSLAM ÜLKESİ diyerek Müslümanları aldatanlardan olmamıştır. İslamın hakim olması,küfrün yıkılması için ilmi çalışmalar yapmıştır.

zati
zati - 8 ay Önce

Üzerimde hakkı olan insanlardan biriside hüsnü hocamdır. Bu kitap kafamda daha önceden oluşturulmuş tüm uyduruk değerleri yerle bir etti. Her şey yerli yerine oturdu, her gence okutmalıyız.

banner8

banner19

banner20