'Malımızdan hayır görünüz' diyen esnaf kaldı mı?

Ercan Babacan, esnaflarda her uğrayanı sefa ile gelmiş misafir olarak algılayan zihniyet ile ilgisini dijital ekranlar ve fiyat etiketleri ile müşterisine aktarmaya çalışan anlayış arasındaki farkı yazdı.

'Malımızdan hayır görünüz' diyen esnaf kaldı mı?

Bazı iş yerlerine alışveriş için uğradığınızda işyerinin gözle görünür alanlarında muhtelif ikazlar, yazılı ve görsel reklam panoları, uyarıcı veya hatırlatıcı yazılar görürsünüz. İndirim günleri, yeni ürünler, taksitlere bölünmüş hileli rakamlarla ucuzluk kampanyaları veya en acısı, müşterisinden kaygı duyulduğu apaçık belli edilen, gözetlendiğinizi bildirir kamera kaydı ikazları gibi onlarcası…

Paramızdan / malımızdan hayır görünüz”

Eskiden esnafımız, sanayicimiz veya tüccarımız, müşterinin bizatihi kendisini alınır-satılır / kazanılır-kaybedilir meta gibi görmezdi. Ahilik ve ahilik teşkilatlanmaları, esnaf ve zanaatkârlıkta usta çırak ilişkileri, odalar birliği gibi kurum ve kuruluşlarla ticari ahlak ve alışveriş kültürünün temel hassasiyetleri korunmaya çalışılmaktaydı. Ticari ilişkilerde sosyal dokuya önem verilirdi. Esnaf veya tüccar, davranışlarının tümüne azami özen gösterirdi. İşyeri sahiplerinin mesleki ve ahlaki karakterlerinin mükemmeliyeti mekânların düzenlemelerinde de izlenebilmekteydi. Eskiden işyerlerine adımınızı atar atmaz çerçeve içine alınmış tabelalar veya duvara nakşedilmiş hüsnü hatlar ile insani, kültürel ve içeriğinde sosyal mesajları da bulunduran ticaretle ilgili hikmetli, veciz sözler ve deyimler sizi karşılardı.

Bir hacetiniz için bir işyerine, imalathaneye veya ticarethaneye uğradığınızda öncelikle size “hoş geldiniz” diyen işyeri sahibi veya çalışanı olur, daha ne istediğinizi dile getirmeden ya ocakta kaynayan mevsimine göre ıhlamur, kuşburnu, çay veya kırk yıl hatırı sayılan bir fincan kahve ikram edilirdi. Kısa bir hal hatırın ardından ihtiyacınız olan alışveriş diyalogları sıcak ve samimi bir ortamda bir anda gerçekleşmiş olur, karşılıklı “paramızdan / malımızdan hayır görünüz” duaları ile alışveriş hatime olurdu.

Ziyadesi zarar verir, kanaattir kârımız”

Günümüzde küreselleşen ve hızlı ticari ilişkilerin yaşandığı iş dünyamızda belki bu şekilde ortamları yakalamak veya yaşamak oldukça zor olabilir. Ancak günümüz iş dünyasında, aktif ticaretin döndüğü mekânlarda hiç olmazsa ticari ahlakın ve ticari ilişkilerin alınır-satılır meta gibi görünmesine vesile olabilen yazı ve tabelaların yerini, “daha ahlaki ve vicdani sorumlukları hatırlatan yazılar alsaydı” daha iyi olurdu diyesi geliyor insanın…

Mesela “iş yerimiz falan saatlerde açılır, filan saatlerde kapanır” veya “satılan mal kesinlikle geri alınmaz” gibi müşteriyi işyerinin lehinde disiplin edici keskin ifadeler yerine eskiden olduğu gibi;

Her sabah Besmeleyle açılır dükkânımız
Hakk’a iman ederiz, Müslümandır şanımız
Eğrisi varsa bizden, doğrusu elbet sizin
Hiylesi hurdası yok, helalinden malımız
Müşterilerimiz velinimet, yaranımız yârimiz
Ziyadesi zarar verir, kanaattir kârımız.
” dense idi, müşterinin o işyerine bakış açısı ve güven duygusu ne ölçüde olurdu acaba?

“Veresiyemiz yoktur. Kesinlikle teklif etmeyiniz.” tarzında ifadelerle dar gelirli müşterilerin kısa vadeli borçlanmayla hacetlerini giderme ümidi kırılmaz, “Ehl-i aşka müptelayım (tutkunum) nemelazım kâr benim,/ Mal ve mülküm yoktur amma kanaatim var benim.” diyerek, çok kazanma hırsı yerine kanaatkârlık ile ticari ve vicdani ahlakımızı üstün vasıflara dönüştürebilir miydik acaba?

Bir vitrine baktıkça peşin fiyatına taksitlere bölünerek, hileli rakamlarla boğulmak yerine, “Dükkân kapusu Hak kapusu, Hakkına yalvar,/ Çeşmim gibidir çeşmeleri akmasa da damlar.” diyerek, dükkânını Hak kapısı olarak görebilen bir esnafın varlığından emin olabilseydik, ehli tevekkül tüccar kanaatkârlığının her türlü hileyi defettiğini bilerek alışveriş yapabilseydik fena mı olurdu?

Hangisini kendinize daha yakın hissederdiniz?

İşyerlerini süsleyen ve birçoğu toplumsal mesajlar içeren bu sözler, askeri komut gibi “Dokunmak yasaktır”, “El sürmeyin”, “Perakende satışımız yoktur. Teklif dahi etmeyin”, “Çalışanı meşgul etmeyin” tarzında emirler vermezler. Anlayarak okuyana çok ince mesajlarla meramını anlatırlar.

Sefa geldin ey müsafir, ısmarla kahve içelim,

İşçi ile sohbet olmaz, bir merhaba der geçelim

Bir yanda çalışanı meşgul etmemeyi bu kadar ince anlatan, her uğrayanı sefa ile gelmiş misafir olarak algılayan ve bir ikram ile taçlandıran zihniyet, diğer yanda bu gün dükkânına kimin girip girmediğini umursamayan, ilgisini dijital ekranlar ve fiyat etiketleri ile müşterisine aktarmaya çalışan anlayış. Hangisini kendinize daha yakın hissederdiniz?

Sizin de bazen tıpkı bir hırdavatçı dükkânına yazılmış güzel bir söz ile vurgulandığı gibi “Gelen gelsin saadetle,/ Giden gitsin selametle” diyesiniz geliyor mu?

Ercan Babacan yazdı

Yayın Tarihi: 22 Ocak 2015 Perşembe 12:04 Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2020, 12:49
banner25
YORUM EKLE

banner26