Mahremiyeti ihlal etmenin bedeli: Aşk duygusunu yitirmek

Modern çağda bedeninin Cenab-ı Hakk’ın insana emaneti olduğunu unutarak kendi mülkü olduğunu vehmeden insanoğlu, içgüdülerine uyarak Allah’ın insanlar arasına koyduğu mahremiyet sınırlarını kaldırmış; bunun neticesi olarak Rahman’ın ona vermiş olduğu meveddet, sevgi, aşk duygularını ebediyen kaybetmiştir. Sakine Odabaşı Arı yazdı.

Mahremiyeti ihlal etmenin bedeli: Aşk duygusunu yitirmek

Modern çağda bedeninin Cenab-ı Hakk’ın insana emaneti olduğunu unutarak kendi mülkü olduğunu vehmeden insanoğlu, içgüdülerine uyarak Allah’ın insanlar arasına koyduğu mahremiyet sınırlarını kaldırmış; bunun neticesi olarak Rahman’ın ona vermiş olduğu meveddet, sevgi, aşk duygularını ebediyen kaybetmiştir. Artık bizlere geçmiş sevdaları hatırlayıp ‘’Gülün kokusu vardı.’’ demekten başka teselli kalmamıştır.

Toprak yiyen adamın hikâyesi

Mesnevi-i Şerif’te toprak yiyen adamın hikâyesinden bahsedilir. Toprak yemeye alışkın bir adam şeker almak için hilekâr bir bakkalın dükkanına gider. Bakkal adamın zaafından yararlanmak için dirheminin olmadığını bu yüzden tartmak için terazinin bir kefesine kil koyacağını söyler. Güya şeker kamışlarını kırıyormuş gibi yaparak arkasını döner. Bu sırada toprak yiyen adam terazinin kefesindeki kilden bir parça hırsızlama aşırıp ağzına atar. O kadar ahmaktır ki kil yedikçe aldığı şeker miktarının azalacağını ve bakkalcının kar edeceğini hesaplayamamaktadır. Toprak yediği için büyük bir zevk duymaktadır. Bu hırsızlığın sağlığına ve cebine verdiği zararın farkında değildir. Hazreti Mevlana, bu hikâyeyi anlattıktan sonra bizlere şöyle seslenir: “Göz zinasından hoşlanırsın ama nihayet kendi yanından kopardığın eti kebap edip yemiyor musun?’’ Gözünü başkasının mahremiyetine diken insan, belki sureta hırsızlama bir zevk duyuyorsa da Allah’ın ona bahşettiği çok ince bir latife olan aşk duygusunu kaybetmektedir.

Aşk bir meçhuliyet mi?

Marcel Proust, “Alakamızı uyandıran bir kimseyi, bizce meçhul ve meçhullüğü derecesinde cazibeli bir hayatın unsurlarına karışmış sanmak ve hayata ancak onun sevgisiyle girebileceğimizi düşünmek bir aşk başlangıcından başka neyi ifade eder?’’ diye sorarken aslında yitirilen meçhuliyet hissinin aşkı da yok ettiğini vurgulamaktadır.

Tolstoy’un hikmet dolu kaleminden çıkan Kroyçer Sonat adlı eserinde de evlenmeden önce sevmediği insanlarla izbe yerlerde mahremiyetini paylaşan Avrupalı gençlerin ileriki yaşamlarında gerçek sevgiyi tadamadıklarından dem vurulmuştur.

Sözgelimi bir Tanzimat romanında elini kaldırınca “mermer gibi kolları” görünen bir kadından bahsedildiğini okuduğumuz zaman şaşırırız. Çünkü insan bedeni, meçhuliyet ve mahremiyetini kaybettiğinden biz, modernler için artık her güzellik sıradanlaşmıştır. Oysa aynı dönemlerde İstanbul’u ziyaret eden Fransız edebiyatçılarından Flaubert, renkli feraceleriyle esrarlı bir güzelliğe bürünmüş olan Türk kadınını, künhüne vakıf olacak kadar görmediği halde beğenmekte ve “Ah Tanrım, düşünün bir! On yıl sonra bu kadınlar da Avrupalılar gibi kocalarına öykünerek giyinecekler.” diyerek geleneksel Osmanlı giysilerinin değişmesi ihtimali karşısında endişelenmektedir.  

Ya Vedud!

Arapçada ‘’sarmaşık’’ anlamına gelen ‘’aşk’’ kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de geçmemektedir. Cenab-ı Hakk’ın Rahman ve Vedud isimlerinin tecellisi olarak insana bahşedilen ‘’mevedded’’ yani sevgi bağına vurgu yapılmıştır. Bu bağın elde edilmesi için de Allah’ın koyduğu mahremiyet hudutlarına uyulması gerekmektedir. Çünkü     Allah’ın insanoğluna verdiği ilk ceza mahremiyetin yitirilmesidir. Hz.Adem, zelle işleyip yasak ağaca yaklaştığı zaman çıplak olduğunu fark etmiş, utançla cennet yapraklarıyla örtünmüştür. Yine Kur’an-ı Kerim’de karı kocanın birbirlerinin elbisesi olduğu vurgulanırken insanın mahremiyetini örtünerek sağlamasının sevgi bağıyla ilintili fıtri bir ihtiyaç olduğuna işaret edilmiştir.  

Modern çağda, bedeninin Cenab-ı Hakk’ın insana emaneti olduğunu unutarak kendi mülkü olduğunu vehmeden insanoğlu, içgüdülerine uyarak Allah’ın insanlar arasına koyduğu mahremiyet sınırlarını kaldırmış; bunun neticesi olarak Rahman’ın ona vermiş olduğu meveddet, sevgi, aşk duygularını ebediyen kaybetmiştir. Artık bizlere geçmiş sevdaları hatırlayıp ‘’Gülün kokusu vardı.’’ demekten başka teselli kalmamıştır.

Sakine Odabaşı Arı

  

Yayın Tarihi: 09 Şubat 2021 Salı 15:45
banner25
YORUM EKLE

banner26