Mahlukat içinden insan, aylardan Ramazan seçilmiş

"Bir Ramazan fazla yaşamış kimsenin Yüce Rabbimizin katındaki değeri, bir Ramazan az yaşamış kimseninkinden çok daha faziletlidir." Songül Anük yazdı.

Mahlukat içinden insan, aylardan Ramazan seçilmiş

Kâinatı mükemmel güzellikte yaratan Yüce Rabbimiz, her şeyi bir hikmetle donatmış ve yeryüzüne halife tayin ettiği kullarının istifadesine sunmuştur. İnsandan ise yalnızca kendisine ihlaslı bir şekilde ibadet etmesini istemiştir. Bunun için de Ademoğluna kulluk bilincini yüklemiş, ibadet ve taatler için gerekli zemin ve atmosferi de yaratmıştır.

Yüce Rabbimiz kudretinin eşsiz nişanesi olan insanı diğer canlılara üstün tutmuş, emaneti kendisine vermiş, akıl ve din gibi iki büyük nimeti ihsan ederek insanı sair mahlûkata tercih etmiştir. Tüm bunlardan hareketle diyebiliriz ki mahlûkat içerisinden insan seçilmiştir. İnsanlar içerisinden de Fahr-i Kâinat Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) yaratılış ve ahlâk itibarıyla diğer insanlardan üstün tutulmuş, âdeta Rabbimiz tarafından bu hâl üzere vazifelendirilmiştir. Nitekim yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, “(Ey Resulüm!) Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!”[1] ve “(Resulüm!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[2] buyrularak Şâh-ı Enbiya Efendimizin (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) değeri ve kıymeti vurgulanmıştır.

Bu seçilmişlik kavramını pek çok hususta ele almamız mümkündür. Yüce Rabbimizin mahlûkat içinden kendisine ibadet etmek üzere insanoğlunu, insanlar içinden de Resul-i Ekremi (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) elçi olarak seçtiğini söylememiz ne kadar doğruysa; dünya hayatının zamansal dilimi olan on iki aydan umut mevsimi olarak Ramazan-ı Şerifi, günlerden cumayı ve gecelerden de Kadir gecesini seçtiğini söylememiz o kadar doğru olur. Bu seçilmişlik üzere diyebiliriz ki Ramazan-ı Şerif, kulluk bilincinin zirve yaptığı, ibadetlerden alınan lezzetlerin gönüllerde çağladığı manevî bir kamp ayıdır.

PAHA BİÇİLEMEZ BİR MÜKÂFAT…

Bu rahmet mevsiminin kıymetini daha yakından hissetmemiz ve kavramamız için Bakara Suresi’ne misafir olalım. Yüce Rabbimiz bu mübarek surede kullarına oruç fıkhını açıkladığı 185. ve 187. Ayet-i Kerimelerin arasında, “(Ey Resulüm!) Kullarım Beni Sana soracak olurlarsa (Bilsinler ki) Ben onlara yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edenin duasını kabul ederim.”[3] buyurmuştur.  Rabbimizin Ramazan-ı Şerif’in faziletini ve oruç fıkhını haber verdiği iki Ayet-i Kerime arasında kendisinin bizatihi kullarına yakın olduğunu vurguladığı 186. Ayet-i Kerimeden hareketle şu çıkarımlarda bulunmamız mümkündür:

  1. Amel olarak oruçlu kimsenin Allah Teâlâ’ya yakınlığı,
  2. Ramazan-ı Şerif’in Rabbimizin katındaki yüceliği.

Nitekim kudsî bir Hadis-i Şerifte Yüce Rabbimiz: “İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir. Onun mükafatını ben vereceğim.”[4] buyurmuştur. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) ise bir başka Hadis-i Şerifte, “Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır.”[5] buyurarak Ramazan-ı Şerif ayının geçmiş günahlara kefaret olacak kadar değerli ve yüce bir ay olduğunu ifade etmiştir.

Hiç şüphesiz bütün zamanlar Allah Teâlâ’ya ibadet ve kulluk ayıdır. Ancak Recep ayı geldiyse Şaban ayı yaklaştıysa ve Ramazan ayı soluğunu hissettirdi ise bizleri yeniden bu kutlu iklime kavuşturan Rabbimize şükretmemiz gerekir. Çünkü bu mübarek aylarda dualarımız her zamankinden daha makbul, ibadetlerimiz her zamankinden daha değerli, gözyaşlarımız başka zamanda olmayacak kadar mübarektir.

EŞSİZ BİR FIRSAT…

Bir Ramazan fazla yaşamış kimsenin Yüce Rabbimizin katındaki değeri, bir Ramazan az yaşamış kimseninkinden çok daha faziletlidir. Bu cümleyi kurmamıza sebep olan husus, Hadis-i Şerif kitaplarımızda yer alan bir olay itibarıyladır. Olay şu şekilde cereyan eder: Asr-ı Saadette bir Sahabi şehid olarak, bir diğeri ise ondan bir sene sonra yatağında vefat etmiştir. Üçüncü bir Sahabi, bahsi geçen bu iki Sahabiyi rüyasında görür. Rüyasında, yatağında vefat eden Sahabinin şehit olarak vefat eden Sahabiden daha iyi bir konumda olduğunu görerek etkilenir. Bir diğer yandan yatağında vefat edenin nasıl olurda şehid olarak vefat edenden daha değerli olduğuna şaşırır. Ardından zihnini meşgul eden bu düşünce ve şaşkınlıkla ve Fahr-i Kâinat Efendimize (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) gelerek rüyasını anlatır ve duygularını dile getirir. Şâh-ı Enbiya bunun üzerine şöyle buyurur: “Bunun nesine şaşıyorsun? Biri şehid olmuştu ama diğeri bir Ramazan fazla yaşamıştı. Biri şehid de olsa, diğerinin bir Ramazan fazla yaşaması şehidden daha üstün derecelerin sahibi olması demek değil midir?”[6]

Bu hadiseden de idrak edeceğimiz üzere mübarek Ramazan-ı Şerif, kıyamet gününde insanların gıpta ile bakacağı şehitlik mertebesini dahi geçebilecek kadar çok değer ve kıymete sahiptir. O hâlde Ramazan-ı Şerifi Yüce Rabbimize yaklaşabileceğimiz en güçlü yol, eşsiz bir fırsat ve elden kaçırılınca esefi büyük olacak bir nimet olarak görmemiz gerekir.

Şimdi bu eşsiz fırsatı ganimet olarak değerlendireceğimiz bazı ipuçlarını sıralayalım:

  1. Ramazan-ı Şerif ayına girmeden Recep ve Şaban aylarından başlayarak moral ayarlarımızı yükseltmeliyiz.

Çünkü moralle yapılan her işin daha faydalı ve bereketli sonuçlar doğurduğu kanıksanmaz bir gerçektir. Rahmet mevsimi diye isimlendirdiğimiz üç aylar moralimizle Rabbimize daha da yakınlaşacağımız muhteşem fırsatlardır. Bir kimse bu zaman diliminin birinde ruhunu teslim edecek olsa “İnşallah cennetliğimdir.” bakış açısıyla donanmaya çalışmalıdır. Çünkü bu aylar kulların sağanak sağanak affa mazhar oldukları aylardır. Ayrıca moral dengesi tüm aya yayılarak istikamette tutulmalıdır. Mesela, Ramazan ayının başındaki heyecanımız nasılsa son gününde de hatta geri kalan on bir ayda da aynı heyecanı muhafaza etmek için uğraşmalıyız.

  1. Kur’an-ı Kerim’i okuma virdi ile birlikte onu anlamayı da vird hâline getirmeliyiz.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayda inmiştir. O hâlde hem tilaveten hem de tedebbüren Kur’an’ımıza sarılacağımız, ayetlerinin harf harf şifasına talip olacağımız bir ay geçirmeye çalışmalıyız.

  1. Evlerimizi mescit edinmeliyiz.

Tüm dünyayı kasıp kavuran bir salgın imtihanıyla karşı karşıya olduğumuz bu zaman dilimlerinde ramazan gecelerinin ihyası demek olan “Teravih” sünnetini ihmal etmemeli, camilere gidemiyor olsak da evlerimizde bu sünnetin ihyasıyla kalplerimizi canlandırmalıyız. Unutmayalım ki Ramazan iklimi her nasıl yılda bir defa evlerimize konuk oluyorsa teravih namazları da öyledir. 

  1. İfrat ve tefritten uzak dengeli bir Ramazan geçirmeye niyet edelim.

İsraf sadece yemeğimizi, ekmeğimizi değil bilakis tüm hayatımızı kuşatan bir kavramdır. Masalarımızı ne kadar sadelikle donatmaya çalışıyorsak zihnimizi, aklımızı, kalplerimizi de sadelikle doldurmaya çalışmalıyız. Gündemimizi başkalarının oluşturmasına izin vermemeli, kalplerimizi ibadet heyecanımızı gölgeleyecek her türlü işlerden uzak tutmaya çalışmalıyız. Midemize uyguladığımız diyeti maneviyatımıza da uygulamalı, daha güçlü bir Ramazan geçirmek için bireysel reçeteler hazırlamalıyız.

Son olarak, herkesin gücü yettiğince nafile ibadetler yapması gerektiğini unutmadan amellerimizde bir seviye gözetmeli hiç kimseyi yapamadığı bir nafile ibadetten dolayı kınamamalı ve gerek kendi içimizde gerek başkalarıyla olan ilişkilerimizde ayrıştıran değil birleştiren bir üslup benimsemeliyiz.

Rabbimden affına mazhar olmuş bir iklim geçirmemizi bizlere kolay kılmasını, bizleri hakiki olarak bayrama erişmiş olanlardan eylemesini ve ömrümüz boyunca bu bereket iklimini razı olacağı şekilde yaşamamızı nasip etmesini dilerim.

Songül Anük

Hüma Dergisi, Sayı:9

Dipnot:

[1] Kalem Suresi, 4

[2] Enbiya Suresi, 107

[3] Bakara Suresi, 186

[4] Buharî, Savm, 1904; Müslim, Sıyâm, 1151

[5] Buharî, Îmân, 37; Müslim, el-Mesâcid ve Mevâdiu’s Salât, 749

[6] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, nşr. Şuayb el-Arnavûd, Beyrut, Müessesetu’r Risâle, 2001, c. 14, s. 126

Yayın Tarihi: 13 Nisan 2022 Çarşamba 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26