M. Emin Saraç Hocam’la gönül muhabbetimiz

"Şimdi geriye dönüp baktığımda Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin 'Talebenin beynine değil gönlüne girmeye bakın; ilimde ürperti, gönül işinde ise sıcaklık vardır' sözünü hocamızın bilfiil bize yaşattığını anlıyorum." Ahmet Hamdi Yıldırım yazdı.

M. Emin Saraç Hocam’la gönül muhabbetimiz

Merhum Emin Saraç Hocam ile ilk tanışmamız 1989 yılının yaz aylarına rastlar. Hocamın talebelerinden olan Nureddin Yıldız Hocamız’ın vasıtası ile görüşmemiz nasip olmuştu. Henüz İmam Hatip Lisesi’ni yeni bitirmiş ve üniversiteye gitmek için müracaatlar yapmaya başlamıştık. Yurt dışında yüksek tahsil görmek istiyorduk. Bu yüzden de müracaatlarımızı yapmış, sonuç bekliyorduk. Bu esnada hocamın rahle-i tedrisine hususi bir surette başlamış bulunduk. Şöyle ki hocamın mahdumlarına ait Fatih’te Risale Kitapevi bulunmaktaydı. Bu kitapevinin üstünde katında da kitap dolu olan bir daire bulunuyordu.

Bu kütüphane dairesi hocamla uzun bir zaman devam eden, istifade ettiğimiz ona talebe olmanın şerefine nail olduğumuz bir mekân oldu bizler için. Hocamın vefalı talebelerinden değerli dostum Fatih Kaya Hocamız’la beraber Emin Hocam’dan ders almaya başladık burada.

Tüplü bir katalitik sobamız vardı. Soğuk havalarda yakar ve önüne yerleştirdiğimiz aparatta da çayımızı demlerdik. Hocam da evinden gelirken simit getirir ve tabir-i caizse dair bir halkada “simit dersleri” yapardık. Bu derslerde hatırladığım kadarı ile Hocamın Mısır el-Ezher Üniversitesi’nden samimi arkadaşı olan Merhum Üstad Nureddin Itr’ın tahkik ettiği İbn Salah’ın el-Mukaddime’si üzerine İmam Nevevî’nin şerh ettiği “İrşadu tullâbi’l-hakâik ilâ maʽrifeti süneni hayri’l-halâik adlı kitabı bizlere okutmuştu. Yine meşhur Osmanlı âlimlerinden Allâme Kemalüddin el-Beyâzî’nin İşârâtü’l-merâm min ibârâti’l-İmam adlı eserini istîab tariki ile bizlere okutmuştu.

Bu dersler bize ilmin yanı sıra muazzam bir dini, tarihi, edebi ve en önemlisi de insani birikimi elde etme imkânı bulduğumuz bir şahsiyet inşası imkânı vermişti. Belki de hayatımızda ilk defa kalbimize bu denli yoğun bir yükleme yapılıyordu. Beyni doldurmak belki her yerde mümkün olabilir. Ama bu derslerde hocamızdan aldığımız bambaşka bir şeydi. Ömrünün baharında henüz bıyıkları yeri terlemiş iki gence kalp operasyonları yapıyordu hocamız. Böyle kalbi bir irtibat ile başlayan hocamıza talebe olma serüvenimiz zamanla gelişerek devam etti. Şimdi şöyle kendimize baktığımızda sahip olduğumuz –şayet varsa- hemen hemen her güzelliğin altında hocamızın bir tesirinin olduğunu hissederiz.

İşte bu irfani derslerde hocamızla beraber onun mazisini, İstanbul’daki talebelik hayatını, Şeyh Ali Haydar Efendi ile olan özel münasebetlerini, hocalarını, Mısır hayatını ve pek şeyi tekrar tekrar yaşamış olduk. Mısır’ı, Ezher’i ve Şeriat Fakültesi’ni onun tatlı hatıraları ile sevdik.

Sadece kütüphane dairesinde, camide değil evinde de çok defalar bizleri ağırlamıştır hocamız. Hiç unutamam bir defasında hocam evde yalnızken bizlere çay ikram etmek istemişti. Çayları getirdi, yanında da şeker diye tuz kavanozunu getirmişti. O gün hocamın ellerinden o tuzlu çayı başka bir tatla içmiştik.

Şimdi geriye dönüp baktığımda Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin “Talebenin beynine değil gönlüne girmeye bakın; ilimde ürperti, gönül işinde ise sıcaklık vardır” sözünü hocamızın bilfiil bize yaşattığını anlıyorum.

Rabbim gani gani rahmet eylesin…

Âmin.

Ahmet Hamdi Yıldırım

Yayın Tarihi: 02 Haziran 2022 Perşembe 11:00 Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2022, 19:40
YORUM EKLE

banner19

banner36