Lütfi Arslan: Zombi olmayalım!

Genç dergisi editörü Lütfi Arslan Antalya'da bir konferans verdi. Coşkulu, hisli şeyler anlattı.

Lütfi Arslan: Zombi olmayalım!

Antalya’nın sıcağı bitti ve yerini yağmurlu günlere bıraktı şükür. Narlar olgunlaştı, portakallar toplanmaya başlandı. Güneş gidince koca toprak toplanıp katlandı ve tarlalar küçük seralara sığdırıldı. Yağmur yaşlı bir kadın gibi bir elinde kova bir elinde kil, sildi cilaladı yazdan kalan her ne varsa. Antalya’ya taşınalı beş altı ay oluyor. İlk defa bu gün akşam içim kıpır kıpır. Dostların varlığı sohbete, sohbetin varlığı muhabbete, muhabbet ise “kendinden sıyrılıp başkası olmaya, başkasında kaybolmaya” götürecek. Adım gibi biliyorum bunu. Hep böyle olur çünkü.

 Bayanlar kısmına girince gayrı ihtiyari gülümsedim. Antalya’da sizden çok muydu böyle?  Tanıştık… Telefon numarası verdik… Sözleştik… Başörtülü kızlar en çok böyle ortamlarda içimi burkar benim. Hepsi çantasından bir kalem bir defter çıkarır… Hepsi çantasından en güzel defterini en güzel kalemini çıkarır… Çantasından bir zamanlar terk ettiği öğrencilik günlerini çıkarır hepsi… Tedirgin olmadan, ensesinde bir soluk hissetmeden en güzel yazıları ile not alır kızlar. Her cümleyi, gönlü titreten her kelimeyi nakış gibi işlerler defterlerine ve kalplerine… Dilek tutar gibi not tutarlar:

“Yaptıklarıyla yaşayanlara ihtiyar, yapacakları ile yaşayanlara genç denir”

“Bir gün bir padişah hastalanır, derdine derman bulamaz kimse. En son bir âlim ‘hiç derdi olmayan birinin gömleğini giydirin iyileşir’ der. Başlarlar dertsiz bir adam aramaya. En sonunda bir çoban bulurlar. Çoban dertsiz olduğunu söylemektedir. Hemen gömleğini isterler. Çoban cevap verir ‘benim hiç gömleğim olmadı ki’. O zaman anlarlar neye maliksen o kadar da derde sahipsin demektir.”

“Zaman hızlı akıyor. Şu anda 19 yaşındaki bir genç bile 17 yaşındaki genci anlamıyor. Çünkü 19 yaşındaki genç o aradaki iki yıl boyunca hemen olgunlaşıyor”

 “Her gün 3000 den fazla kitap basılıyor dünyada. Âdem’den 2008’e kadar olan bilgi kadar 2008’den 2010a kadar bilgi üretileceği düşünülüyormuş. Bu da 2 yılda bilginin ikiye katlanması demek. 2010 yılında ise bu üretim 72 saate inecekmiş. Bu da 2010 yılında şu an var olan bilgi 3 katına çıkacak demek. Peki, bunca bilgi arasında “huzura götüren bilgi” ne olacak. İşte bu bilgi, bilgi olarak görülmediği için insanlık gün geçtikçe kaybedecek huzuru”

“Teknoloji ilerledikçe bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor. Televizyon çıkınca gazete ölmedi, internet çıkınca televizyon ölmedi. Tam tersi hepsi kendine farklı mecralar buldu. Bunca iletişim aletine rağmen insan yalnızlaşıyor, perdeler kalınlaşıyor”

“Ruhumuzun beslenme kaynaklarını değiştirmek lazım”

“Sanal tahta diye bir şey var şimdi”

“ Gençlere sormuşlar en korktukları şeyleri… Sıralama şöyle: işsizlik, vatanın bölünmesi, sevdiğini kaybetmek, anne babanın ayrılması…”

“Her üç gençten ikisi yurt dışına gitmek istiyor. Gidenlerin üçte ikisi de geri dönmemeyi düşünüyor, gençlerin üçte biri savaş olursa ülkeyi terk ederim diyor”

“Âşıklar söylerler, yazmazlar. Biz de söz söylenir, sohbet dinlenir”

“Göz medeniyetine karşı söz medeniyeti”

“Zikreden ile zikretmeyenin hali yaşayan ve ölü olan gibidir. Zombileştirir popüler kültür insanı…- zombi de bir popüler kültür lafı elbette-

“Hepimiz kulluk etsek O’nun azametini artırabilir miyiz, hepimiz kulluk etmesek O’nun azametini eksiltebilir miyiz? Hayır.”

“Bir gün bir sela verilir. Biri ölmüştür. O gün fakir halk her sabah kapısında görmeye alışkın olduğu erzakı göremez. Anlarlar ki kapıya erzak bırakan kişi ölmüştür. Koşar bakarlar ki ölen kişi “Zeynel Abidin” hazretleridir. İşte biz ölünce halk anlasın eksikliğimizi, yokluğumuzda fark edilelim”

“Yüz yıl önce doğan bir genç olsaydık ya ölecektik ya ölecektik. Balkan harbinde ölmesek Çanakkale de ölecektik. Orda olmasa İstiklal harbinde ölecektik. Şu an işimiz daha mı zor daha mı kolay şu örnekle ölçelim; Osman Nuri hocamıza bir âmâ gelir.”sabır mı zor şükür mü zor diye sorar”. Hocamız ikisi de zordur herhalde diye cevap verir. Bunun üzerine âmâ şöyle der “şükür daha zor, çünkü ben gözüm görmediği için mecburen her an her gün sabrediyorum. Ama sen gözün gördüğü için her an şükredebiliyor musun, bu yüzden şükür zordur”

İşte bunlar not alındı.  M. Lütfi Arslan konuşmasını bitirdiğinde herkes dert edindiği meseleleri bir kez daha gözden geçirdi. Sancılandık. Dertlendik. Bu konuşma ilk meyvesini hemen oracıkta verdi. Ne yapabiliriz diye kıvranan bir grup genç “dert bizi bulmadan biz onu bulalım, zombi gibi yaşamayalım” diye ilk adımı attı ve adresi belirledi. Artık düzenli şekilde gençler istişare edecek Antalya’da.

 

Ayşegül Genç Antalya’dan bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2009, 08:43
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yavuz Selim Güneş
Yavuz Selim Güneş - 9 yıl Önce

Alıntılar çok güzel. Haber de öyle. Bulunamamaktan dolayı çok üzgünüm. Artık nasip başka buluşmalara.

Memet
Memet - 9 yıl Önce

Oooo Ayşegül abla artık Antalya'dan bildirmeye başladın ha? Bizim memlekete ayıp olmuyo mu ya:)

büşra kurt
büşra kurt - 9 yıl Önce

sivas ekibi'nden duyurulur.. not defterimiz kalemimiz çantamızda her an zombilerle mücadele için hazırız. ayşegül hanımın yokluğu kağıdımızın belini azcık bükse de, antalyadaki gibi bir araya gelmeye istekli sağlam yürekler hala burada ! en azından şimdilik :D konuyu sabote etmekten birazcık korkarak bizim sivas ekibine de bir parça armağan etmek istiyorum: oy gülüm deniz dalgasız olmaz. oy nerdesin nerdesin, kaldır camın perdesin.. öehm ! anlayan anladı.. saygılar :)

Ayse Rukâl
Ayse Rukâl - 9 yıl Önce

notları bu kadar güzel olan konuşmanın birebir kendi nasıldır acaba. Allah razı olsun adaş kardeş herbiri sayfalarca şey anlatan notlar almışsın!

banner19