Lisede Safahat okumaları yapıyorduk

Mehmed Âkif hakkındaki yayınlar, televizyon programları ve anma etkinlikleri çoğalıyor. Bu programların Mehmed Âkif’in Müslümanlar için çırpınan hassas kalbinin izharını netice vermesini umuyorum..

Lisede Safahat okumaları yapıyorduk

 

Dün gibi hatırımda. Altıncı sınıfta Türkçe dersinde kütüphaneye gidiyoruz. Herkes kendince kitaplar beğenecek. Sonra sınıfa dönüp beğendiğimiz kitapları okuyacağız. Kimi arkadaşlarım klasiklerden birini beğenmiş, kimi resimli kitaplardan bulmuş kendine, kimisi başka, kimisi daha başka şeyler beğenmişler.

Bense Mehmed Âkif’in Safahat’ını aldım. Cildi biraz eskimiş, sayfaları dağılmış eski bir nüshaydı. Bunu da iyi hatırlıyorum.

Öğretmenimiz “Sen bunu mu okuyacaksın? Bu çok ağır gelir sana” diye uyarıda bulunmuştu fakat dinlemedim. Çünkü Mehmed Âkif’i daha evvelinden tanıyordum. O zamanlar en sevdiğim şiiri “Çanakkale Şehidlerine” şiiriydi. Dönüp dönüp okuyordum. Öğretmenimse ısrarımı anlayıp “Hiç değilse şunları oku, daha anlaşılır” diyerek birkaç şiirini gösterdi.

Ben “Tamam” dedim ama, sadece öğretmenimden kurtulmak için. Sırama oturduğumda rastgele bir açtım, o sayfayı okudum. Sonra daha başka sayfalar açtım. Bu metoda tefeül dendiğini daha sonradan öğrendim. İnanılmaz keyf alıyordum. Kelimeler birbirine tutunuyorlardı. Her fırsatta tevhide vurgu yaptığı gibi kelimeleri de vahdete ermişti Mehmed Âkif’in. Yeni yeni fark ediyorum şimdi neden bu kadar çok sevmişim şiirleri.

Mehmed Âkif hep bir kürsüde canlanıyordu gözümdeMehmed Akif, Safahat

Devam eden senelerde Safahat okumaya devam ettim. İmam-hatip lisesindeyken teneffüslerde arkadaşımla baş başa verir okurduk. O kendi beğendiklerini bana gösterir, ben okurdum; ben kendi beğendiklerimi ona gösterirdim, o okurdu. Müslümanca düşünmeyi yavaş yavaş talim ettiğimizin farkındaydık. “kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz/ kendin mi senin yoksa ümîdin mi yüreksiz” beytinde durup birbirimize bakıyorduk. Müslüman kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyorduk. O zaman da savaşlar vardı. O zaman da Müslümanların bir olma ihtiyacı vardı. O zaman da canımız yanıyordu.

Mehmed Âkif hep bir kürsüde canlanıyordu gözümde. Bir kürsüden halka hitab ederken hayal ediyordum onu. Bazen yumruğunu kürsüye indiriyor, bazense bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlıyordu. Görüyordum.

Gerek evde gerekse bulunduğum meclislerde Mehmed Âkif’i hep hayırla yâd ediyordular. Ruhuna Fâtihâlar gönderiyordular. Ben de Fâtiha kervanına bir tane katıyordum.

Fakat bütün cür’etimi Mehmed Âkif’e olan muhabbetimden devşirdiğim için

Mehmed Âkif okumalarım daha sonraki zamanlarda bende şiir yazma şeklinde tesir etti. Müslümanlara akıl dağıtıyordum şiirlerimde. “Öyle olmaz, böyle yap. Aklını başına al ey Müslüman. Yanlış yoldasın. Beni dinle” mesajları veriyordum şiir müsveddelerimde. Bir gün öğrendim ki Mehmed Âkif 31 yaşına gelinceye dek şiir yayınlamamış. Sustum. Bir daha da öyle şiirler yazmadım. “Âkif olmadan adam mı çarpıyorsun” dedim kendi kendime.

“Mehmed Âkif gerçekten 31’ine kadar şiir yayınlamamış mı?” diye hiç sormadım kendime. Bu bilgi yalan ya da gerçek, o tarafını hiç aklıma getirmeden çenemi kapadım şiirden yana. Necid Çöllerinden Medine’ye şiirini okuyup ağlamaya çalıştım.

Bir ara da dörtlüklerini bestelemeye çalıştım. Sıfır nota bilgim ve kıt mûsikî tecrübemle. Fakat bütün cür’etimi Mehmed Âkif’e olan muhabbetimden devşirdiğim için kendimi mazur gördüm. Dilerim kendisi de mâzur görür.

Bunun yanında gün geçtikçe Mehmed Âkif hakkındaki yayınlar, televizyon programları ve anma etkinlikleri çoğalıyor. Bu programların Mehmed Âkif’in Müslümanlar için çırpınan hassas kalbinin izharını netice vermesini umuyorum. Ve Mehmed Âkif’in bu rikkatini tevârüs etmekliğimizin nasib olmasını niyâz ediyorum.

 

Ahmed Sadreddin yazdı

Yayın Tarihi: 29 Aralık 2012 Cumartesi 11:54 Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 13:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26