Liderlere tapmak ne kadar caiz?

Hamdi Kalyoncu'nun ilginç bir kitabı var: Liderlere Tapınma Psikolojisi. Bir bakınmanızda fayda var.

Liderlere tapmak ne kadar caiz?

Ayet dilime takıldı

Hani bazen olur ya bir şarkı sözü dolanır dilinize, uzun bir süre mırıldandıktan sonra kendi kedinize ‘şair/yazar/sanatçı burada ne demek istemiş ki?’ diye sorar ve cevabını bulmaya çalışırız. Bu sefer dilime takılan bir şarkı sözü veya şiir değil Tevbe Suresi 31. ayet idi: ‘Onlar, Allah'tan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler.’

Bu ayeti bir süredir düşünüyordum ve ayetin tefsirini araştırdığımda Adiy bin Hatim’in bu ayetin nazil olmasından sonra Peygamber Efendimiz’e gelip: “Bu ayet bizi, âlimlerimizi ve papazlarımızı rabler edinmekle suçluyor. Hâlbuki biz onları Rabb edinmemiştik” demesi üzerine Resulullah’ın (sav); “Siz onların gayr-ı meşrû ilan ettiklerini gayr-ı meşrû, onların meşrû ilân ettiklerini de meşrû sayıp, öylece kabul etmiyor muydunuz?” deyişi karşısında Adiy bin Hatimin “Evet öyledir” diyerek tasdik etti. Bunun üzerine Resulullah’ın (sav) cevabı “İşte bu, sizin onları rabler edinmenizdir” olmuştur.

Liderlere tapınma psikolojisi

Hamdi Kalyoncu, Liderlere tapınma psikolojisiTek başına bu ayet bile kişinin toplum içerisindeki varlığını ve iman derecesini sorgulaması için bir yol gösterici oluyor. Bu ayetle karşılaşmamın yaklaşık bir yıl sonrasında bir kitap karşıma çıktı: Liderlere Tapınma Psikolojisi. Sosyal Toplumun parçası olan bir yere (örgüte, cemaate, gruba, lidere, davaya, ideolojiye) tüm yapılanmalara karşı psikanaliz yöntemiyle yaklaşıyordu. Daha önce okuduğum dinî içerikli kitaplardan farkı ve psikoloji merakımdan ötürü beni cezbettiği nokta da burası olmalıydı.

İnsanların ergenlik döneminde kişinin kendini ifade edebilmek amacıyla bir grubun mensubu olması, kişinin sağlıklı gelişimi için gereklidir (okullarda da böyle öğretmişlerdi, hatırlarsınız). Bu noktada tabii olarak kişinin kendini ifade etmekten anladığının sadece gruba mensup olmanın ötesinde fikirlerini ifade edip edememesine de vurgu yapıyor. Gençlik yıllarımın büyük bir bölümünü dinî bir grubun mensubu olarak geçirmiş ancak İslâm’da istişare kuralları ve Allah’ın nass hükümleri dışında her türlü kararın sorgulanmaya açık olduğunu belirttikten sonra yollarımı ayırdığım grup üzerine tespitlerimi temellendirmiş oldum bu kitapla. Ve bu düşüncede yalnız olmadığımı öğrendim.

İslam ne der?

Mensubu olduğum grup içerisindeyken de sorguladığım ve anlamlandırmakta zorluk çektiğim şeylerden biri de bizden üst mertebede olanların, kararlarının tartışmaya kapalı olması, ‘O (liderim, şeyhim, hocam, başkanım vs.) diyorsa bir bildiği vardır’ düşüncesiydi. Ya arkadaş diyordum, Ömer Efendimiz “Bir hata yaptığımda ne yaparsınız?” sorusuna Sahabe Efendilerimizden biri “Seni kılıcımızla düzeltiriz.” dememiş miydi? Hz. Ömer de bu cevaba hamd etmemiş miydi? “E o zaman bizim bu davranışımız gizli şirke kadar gitmez mi?” diyordum. Çoğu burada takılıp biz O’na tapmıyoruz ki diyordu yukarıda Adiy bin Hatim’in dediği gibi… Kimisi de şirkin çok ağır bir itham olduğu konusunda tepkilerini dile getiriyordu. Bizler şirki sadece puta tapmak, tevhidi de ‘La ilahe illallah’ demeyle sınırlı tutuyorsak, evet! Şirkin en gizlisinin gece vakti kara bir karıncanın, kara bir taş üstünde yürüyüş izine, ayak sesine benzer bir şekilde olduğu belirtilmişken... Nasıl kendimizden bu kadar emin olabiliyorduk anlamıyordum bir türlü.

Hamdi KalyoncuElbette bir cemaate girmek, bir şeyhe bağlanmaya itiraz ediyor değilim. Muhtemelen dünyanın çeşitli yerlerinde ve Türkiye'de ilmiyle amil, müntesiplerini daraltmayan öncüler, mürşidler, cemaat liderleri vardır. Bazen böyle tapınmaların onların, kendilerinin bile haberleri olmadan alttakiler tarafından yayıldığını, tavsiye edildiğini de akla getirmek mümkün.

Sahte tanrı, kulunun kendisinden ayrılmasına izin vermez!

Gruba kendi isteğiyle dâhil olan kişinin yine kendi isteğiyle gruptan ayrılmasının o kişinin artık ölü biri olduğu sonucunu doğurmasından bahsediyor kitap. Eğer bu grup, yalnızca toplumdan kendini soyutlamış ise bu ölüm, kişiden selamı sabahı kesmekle sınırlı olan sosyal ölüm vakası oluşturuluyor (ki bizzat yaşadım bunu). Eğer grubun terörizm gibi bir özelliği varsa kişi, gerçek manada bir ölü oluyor (burada da örnek olarak Gonca Kuriş’i hatırlıyoruz).

Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti "Düşünesiniz!" ifadesi ile son bulmuşken, bir Müslüman gerçeği bulmak için körü körüne bağlanma yerine bir düşünceyi, bir inancı araştırarak, bilerek şuurlu bir biçimde benimsemeyi esas almalıdır. Bütün bunlar yerine zihnini kiraya verip birilerinin devamlı kendi yerine düşünüp karar alması İslam’la taban tabana zıttır.

Ve Allah akıllarını iyi kullanmayanlara kötü bir azap verir. (Prof.Seyyid Kutub, Fîzilâl’il Kur’an, 8. Cilt, 60. Sf)

Velhasılı bu kitap bana iyi geldi. Bu konularda sıkıntısı derdi olana iyi gelecektir diye tahmin ediyorum.

 

Burak Gültekin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 15:03
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Emir
Mehmet Emir - 8 yıl Önce

Yazı tahrik edici ve hedef gösterici. Adiy bin Hâtim vakıasında ilahlaştırılan nokta papazların ve alimlerini yeni bir din ortaya koymalarıdır. İncil de dahi olmayan mevzuları birer hüküm olaak satmışlardır Rönesans'a dek.. Ancak İslâm ve Müslümanlarda dâlaletin bu şekilde zuhur etmesi mümkün değildir. Zira İslâm adına konuşan herkes Kuran ve sünnette olduğunu iddia ederek konuşur. Ve kendisini ilahlaştırması söz konusu olamaz. Ancak yanlış konuşma payı vardır. Bu hususla örnek yersiz.

Mehmet Emir
Mehmet Emir - 8 yıl Önce

Allah ayette bazı örnekler sunduktan sonra Bu örnekleri ancak âlimler anlar. [Ankebut 43] demiştir. Öyleyse alimlerin 'bir bildiği / hikmeti var' gerçeği hangi hakiki düşünceyle inkâr edilebilir? Ya da mealen Erbakan Hocayla, Erdoğan'la döneminin kutbu, yahut sıradan bir Mürşid-i Kâmili aynı grupta sınıflandırmak hangi mantığa sığar? Aynı şekilde, akıl ve mantığa tamamen uymuyorsa, onu alimlerden almamalıyız tarzı bir düşünce asla İslâmi değildir.

Mehmet Emir
Mehmet Emir - 8 yıl Önce

Zira ashab çok defa ve yy. sonra biz alimlerle beraber hâla, hiç bir ilmi / fenni / akli açıklamasına lüzum yoktur, peygamber dediyse doğrudur düsturuyla hareket etmekteyiz.Aksi bir durum pozitivistçedir. Rasül 'Bir imama biat etmeden ölen, cahiliyye ölümüyle ölmüş olur' (Müslim) diye buyurmuşsa, biatın içinde teslimiyetin, tabi olmanın yer almadığını hangi akl-ı salim iddia edebilir? Hazreti Ömer mevzubahis olayda bir siyasidir. Ancak Hak tarihi boyunca âlimlere asla o tarz da davranılmamışt

Mehmet Emir
Mehmet Emir - 8 yıl Önce

Şirk mevzusu kerihçedir.Alime tabi olmak şirk değil az önce aktardığım hadisle vaciptir.Esasında yazı içinde ilmin ve irfanın olmadığı ras gele siyasi, idari bir yapılanma olması hasebiyle tasdik edilebilir.Ama sapla samanı karıştırıp, tarikatlarla, partileri aynı grupta sınıflandırmak sanırım istem dışı bir hatadır. Özellikle kaçınmanızı tavsiye ediyorum.Zaten âlim olmayan ve gerçek şeyh olmayanların yaptığı şeriat dışı hareketleri gündemimizde yok. Yorumlarım üzerine düzelti istirham ediyorum.

banner19

banner13