banner17

‘Lahana kadar baş, on paraya tıraş’

Osmanlı’da berberlerin sadece saç kesen ya da tıraş yapan kişiler olmadıkları, aynı zamanda sünnetçilik, hacamatçılık, dişçilik gibi işler de yaptıkları bilinmektedir. Hikmet Kızıl yazdı.

‘Lahana kadar baş, on paraya tıraş’

Osmanlı şehir hayatının çekirdeği, Osmanlı dünya görüşünün neşv ü nemâ bulduğu mahallenin renkli simalarından ve içinde yaşadıkları toplumun önemli kültür unsurlarından olan berberlerin dükkânları şeyhlerden kadılara, askerlerden gemicilere, tüccarlardan amelelere kadar her sosyal kesimden ve gelir seviyesinden kişilerin gelip gittiği, sohbet ettiği, dedikodu yaptığı, dertleştiği sosyal hayatın merkezinde yer alan bir kamusal alandı.

İşte Osmanlıda berberlerin panoraması

Hayatta kalma, beslenme, barınma ve güvenlik kadar öncelikli olmasa da insanların temel ihtiyaçlarından olan güzel görünme arzusu, berberliğin meslek hâline gelmesinde etkili olmuştur. Ancak insanlık tarihi kadar eski olması gereken bu mesleğin kimler tarafından, nerede ve nasıl icra edildiğine ilişkin bilgiler son derece sınırlıdır.

Berberlik mesleğinin ortaya çıkışı ile ilgili en eski bilgiler, İslam geleneği içerisinde, Hz. İbrahim’e (as) dayandırılır. O zamana kadar tıraş olmayı bilmeyen insanoğlu, Allah’ın emri üzerine Hz. İbrahim’in (as), Hz. İsmail (as) ve Hz. İshak’ın (as) saçlarını kesmesiyle tıraşı öğrenir.

Bu yüzden Hz. İbrahim, berberlerin ilk piri, peygamberimizin saçını tıraş eden Selmân-ı Fârisi de ikinci piri olarak kabul edilmiştir.

20. yüzyılın başlarına kadar İstanbul’da bir çok berber dükkânında;

Her seherde Besmeleyle açılır dükkânımız

Hazret-i Selmân-i Pâk’dir pîrimiz üstâdımız

şeklinde bir yazılı bir levha asılı dururdu.

Berberlerin piri olarak kabul edilen Selmân-ı Pâk’in adı şiirlerde de geçmektedir.

Şekve-i cevri o şûh-ı ser-terâşın rûz-ı haşr

Gûşe-gîr-i dâmen-i Selmân-ı Pâk eyler beni

(Ahmed Neyli)

Berber kelimesi İtalyancadan gelmiş

İtalyanca sakal anlamına gelen “barba” kelimesinden türetilen, saç ve sakal kesimi yapan meslek sahiplerine denilen “barbiere” kelimesi muhtemelen 16. yüzyıl başlarında Osmanlı Türkçesinde “berber” şeklinde kullanılmaya başlandı. “Berber” kelimesinin geçtiği ilk resmi belge Yavuz Sultan Selim Kanunnamesidir.

Bu mesleği karşılamak üzere Osmanlı’da önceleri Arapça kökenli “hallâk” ya da “hâlik ” kelimeleri kullanılmış, daha sonra İtalyanca sakal anlamındaki “barbiere”den gelen “berber” kelimesi bunların yerini almıştır.

Tanzimat döneminde “perukâr” adıyla modern dükkânlar açıldıysa da Cumhuriyet’ten sonra bu isim de ortadan kalkmış ve “berber” kelimesi yine yaygınlık kazanmıştır. Divan şiirinde bunlardan başka “ser-terâş” ve “şâne-zen” gibi isimler de karşımıza çıkar. Günümüzde bayanlar için “kuaför”, erkekler içinse “berber” kelimesi daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Osmanlı’da berberlerin sadece saç kesen ya da tıraş yapan kişiler olmadıkları, aynı zamanda sünnetçilik, hacamatçılık, dişçilik gibi işler de yaptıkları bilinmektedir.

Bu yönleriyle toplumun önemli simalarından biri olan berberlerin dükkânları da her kesimden insanın girip çıktığı, sırların paylaşıldığı, dedikoduların yapıldığı ve böylelikle halkın nabzının tutulduğu mekânlar olarak toplumsal yaşamın merkezinde yer almıştır. Bu bakımdan içinde yaşadıkları toplumun önemli kültür öğelerinden ve taşıyıcılarından olan berberler, hemen her dönemde ve gelenekte edebi eserlerin önemli figürlerinden olagelmiş, şiirlerden hikâyelere, romanlardan tiyatrolara, masallardan tekerlemelere kadar birçok türe konu olmuştur.

Paşalığa yükselen bir berber

Berberlik mesleğinde usta olanlar çok yüksek mevkilere gelebiliyorlardı. Örneğin Üsküdarlı bir kapıcının berber olan oğlu üç tuğlu paşa mevkiine getirilmişti. Bahsettiğimiz kişi: Cerrah Mehmed Paşa’dır.  

Osmanlı’da padişahın saçları, kesildikten sonra özenle toplanır, yıkanır, kurutulur ve esanslar sürülerek saklanırdı. Yavuz Sultan Selim zamanından kalan eski bir geleneğe göre bu saçlar bir paket yapılarak mühürlenir, her yıl hacca giden kafileye verilir ve Hz. Peygamber’in (sas) gömüldüğü mescidin yakınına gömülürdü.

Seyyar berberler sanatlarını sokaklarda, pazarlarda, cami ve sebillerin önlerinde icra ederlerdi. Önlüklerinde bıçaklarını bilemek için kullandıkları deri parçası asılı olur, aletleri arasında leğen, havlu, sabunluk, ayna, tarak tıraş bıçağı, makas ve cımbız, üzerinde su ısıttıkları küçük bir kömür ocağı ve küçük bir tabure bulunurdu.

Berber dükkânlarında “Alman malı” usturalar, sünnet usturaları, sakal tarakları, makaslar, kerpetenler, mengene, neşterler, bıçaklar, aynalar, peştamallar, düz ve nakışlı peşkirler, yemeni peşkir, tülbend ve makrameler, boynuz, yelpaze, berber zinciri, köstere, bileği, bakraç, bakır hokka, berber kazanı, “sarı pirinçten” leğen ve ibrikler, sıtıllar, kapaklı taslar gibi berberlerin yaptıkları işlerde kullandıkları aletler bulunurdu. Sünnetçi berberler dükkânlarını renk renk sünnet usturaları ile süslerler, berber çırakları def ve kudüm çalarak sünnete katılanları eğlendirirlerdi.

Bıyık terbiyesi nasıl yapılır?

Dükkâna gelen müşteri, peyke denilen halı döşeli tahta bir sedire oturtulur, müşterinin önüne Bursa ipeklisi futa bağlayan, omzuna ipek başlı havlular örten berber besmele ile tıraşa başlar, önce sakalı ustura ile kazır ya da sakalı mıkras (makas) ile düzeltirdi.

Sonra duvara asılı sarı pirinçten berber sıtılına sıcak su koyarak başı ıslatır, sol ayağını müşterinin oturduğu peykeye dayar, dizine temiz bir peşkir koyar, müşterinin başını dizine yatırır, karanfil yağı ile başı ovduktan sonra önce sağ tarafını tıraş eder, sonra sağ ayağını dayar, başı öbür dizine yatırır ve sol tarafını tıraş ederdi. Müşterilere kahve ikram edilir, tıraştan sonra müşterinin yüzüne ve başına kekik yağı ve gülsuyu dökülürdü. Bıyığa büyük bir özen gösterilir, fazla kıllar cımbızla alınır, sivri uçlar fındık yağı ile düzeltilir ve döndürülür, böylece “Bıyık Terbiyesi” yapılırdı.

Çalışma ruhsatı olmayan sokak berberler, bir memur gördüklerinde yıldırım hızıyla tası tarağı toplayıp yok olurlardı. Tıraşı bitmemiş, sabunlar içindeki müşterilerini kaderlerine terk ederlerdi. Seyyar berberlerin Eminönü ve Tahtakale civarında çalışanlarına ayak berberi de denirdi. Bu berberlerin yaptığı tıraşın da “Yeni Camii işi”, “Tahtakale işi” ya da “Acem işi” denirdi.

Ayrıca ustura kullanmayarak yüzdeki ince tüyleri iple alan ve genellikle Nuruosmaniye civarında çalışan “ibrişim berberleri” de vardı. Bazı ayak berberleri ise sokak sokak dolaşıp, “Lahana kadar baş, on paraya tıraş” diye bağırarak müşteri ararlardı.

Berber dükkânları, sosyal hayatın kalbinin attığı, her konunun konuşulduğu, fikir alışverişinin yapıldığı, gerçek hayatın tanıtıldığı, dostlukların kurulduğu ve insanların rahatladığı mekânlardı. Geçmişte berber dükkânları çarşı, cami, hamam, kahvehane, iskele civarı, han içi ve mahalle arası gibi şehrin farklı yerlerine dağılmıştır. Berber dükkânlarında malzeme denince akla ilk önce ustura, tarak, makas gelmektedir.

Bunların dışında müşterinin önüne serilen peşkir, sakalın ıslatıldığı tas, tıraştan sonra saçın yıkandığı sitil, ayna ve usturanın bilendiği kayış bu meslekte kullanılan diğer malzemelerdir.

Berber dükkânlarının fonksiyonları

Berberler, içinde yaşadıkları toplumun önemli kültür öğeleri ve taşıyıcıları olarak her dönemin özelliklerini yansıtmış ve hayatın önemli simalarından biri olmuşlardır. Perukâr ve seyyar olarak mesleklerini icra eden berberler, tıraşın yanı sıra pek çok iş yapmıştır. Perukâr berberler, toplumun nabzının tutulduğu toplanma mekânı durumundaki dükkânlarda; seyyar berberler, kahvehane, hamam, meydan, çeşme önleri gibi yerlerde mesleklerini yapmışlardır. Seyyar berberlerin mesleklerini icra etmek için mekân olarak buraları seçmelerinin sebebi olarak; rahatça su bulmaları ve insanların boş vakitlerinde dinlenme amacıyla bu yerlere gelmelerinin olduğu düşünülmektedir.

Berberlikle ilgili unsurlar divan şiirine de konu olmuştur. Bu geleneğin aşk algılayışı içerisinde birer sembole dönüştürülmüştür. Örneğin; sevgili kimi zaman berber kimi zaman da berber çırağı olarak tasavvur edilirken Âşık, müşteri; rakipse aşığın istemediği halde berberin ilgi gösterdiği diğer müşterileri karşılamaktadır.

Bazı kaynaklara göre berberler dişçilik, sünnetçilik, sülük yapıştırma, kan alma gibi işlerin yanında bazı berberler kellik, uyuzluk ve egzama gibi cilt hastalıklarına ilaç hazırlar ve hatta cerrahlık yaparlardı.

17. yüzyılın ortalarına doğru berber çırakları en az beş yıllık çıraklık deneyiminden sonra cerrahlık yapabilirlerdi. Bununla birlikte Hassa Cerrahbaşısı tarafından bazı kazaların berberler kethüdasının atanması on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısındaki berberlerin cerrahi faaliyetlerine örnektir.

Tarihin en eski mesleklerinden biri olarak bilinen berberlik, günümüzde gelişen teknoloji ve günümüz kültürüne ayak uydurabilmek adına dönüşüm yaşayarak, sadece saç, sakal kestirilen bir yer olmanın ötesinde her türlü kişisel bakımın yapılabildiği erkek bakım merkezleri haline geldi.

Yazımızı meşhur beyitle bitirelim:

Her seherde Besmeleyle açılır dükkânımız

Hazret-i Selmân-i Pâk’dir pîrimiz üstâdımız

Hikmet Kızıl yazdı

Kaynaklar

Uğur Aktaş, İstanbul’un 100 Esnafı; İstanbul’un Yüzleri Serisi-15, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, 2010, İstanbul.

Renate Schiele ve Wolfgang Müller-Wiener, 19.Yüzyılda İstanbul Hayatı, Roche, İstanbul, 1988.

Reşat Ekrem Koçu, “Berber”.

Mehmed Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, İstanbul, 2000.

Reşat Ekrem Koçu, Tarihte İstanbul Esnafı, İstanbul, 2002

Evliyâ Çelebi, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 1. Kitap, (Haz. Orhan Şaik Gökyay) , İstanbul 1995.

Uğur Göktaş, Berberler-Osmanlı Dönemi, 1994.

Güncelleme Tarihi: 05 Kasım 2018, 10:54
YORUM EKLE
YORUMLAR
Betül Doğan
Betül Doğan - 2 hafta Önce

Emeğinize sağlık hocam...İstifade ettik...

Asya Sibel Köseni
Asya Sibel Köseni - 2 hafta Önce

Berberin ve berberligin belki hiç bilinmeyen ve duyulmayan yönlerini bize anlattığı ve ulaştırdığı için Hikmet Kızıl'a teşekkür ederiz. Gayet keyifli ve okunasi bir yazi olmuş. :)

Şefik Karaman
Şefik Karaman - 2 hafta Önce

Kalemine ve yüreğine sağlık hocam, gayet güzel ve bilgilendirici olmuş, kalemin kavi olsun

Arzu Öztürk
Arzu Öztürk - 2 hafta Önce

Çok güzel bir yazı olmuş. Hikmet Kızıl Bey’in kalemine sağlık.

Semiramis Kılınç
Semiramis Kılınç - 2 hafta Önce

Emeğine yüreğine sağlık yazarımızın..Mükemmel bir anlatım ve berberlik üzere çok geniş bir bilgi ile bilgilendik...Kendisine teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz... Selam ve dua ile...

Arzu Cesur Alıcı
Arzu Cesur Alıcı - 2 hafta Önce

Yine hem bilgilendik hem de edebi haz aldık..kaleminize sağlık Hikmet bey..

Semiramis Kılınç
Semiramis Kılınç - 2 hafta Önce

Emeğine yüreğine sağlık sn yazarımızın..Keyifle okuduğum yazılarından biri de bu idi..Çok teşekkür eder başarılarının devamını bekleriz..Esenlikler diliyorum..Sevgi ile kalınız..

Semiramis Kılınç
Semiramis Kılınç - 2 hafta Önce

Mükemmel bir yazı..Kalemine yüreğine emeğine sağlık sn yazarımızın..Keyif alarak okudum..Teşekkür ederiz..Kalemi hic susmasın..


banner8

banner19

banner20