Kurum kültürü ve aidiyet neden önemli?

İbrahim Zeyd Gerçik’in 'Her Dem Yeni' ve 'Her Dem Güçlü' kitaplarında medeniyet kurumlarımızın, şirketlerimizin uzun ömürlü olamayışının son derece farklı bir bakış açısıyla ele alındığını gördüm. İsmail Özcan yazdı.

Kurum kültürü ve aidiyet neden önemli?

Ne kitabı ne de kitabın yazarını daha önce duymuştum. Ta ki kendimi inşa etme sürecim başlayıncaya kadar... Kendim için yeni bir karar almış, Hava Harp Okulu’nu bırakmış, İstanbul-Yalova arasında yaptığım uçuş talimlerinden vazgeçmiş, gökte olmak yerine yerde olmayı tercih etmiştim. Bazı şeyler benim için geç başlamıştı ama böyle olmalıydı. Kendime yeni bir yön vermeliydim. Böyle bir dönemde kitaplara inandım ve karşıma İbrahim Zeyd Gerçik ve onun Süleymaniye Külliyesi üzerine kitapları çıktı.

Yalova’ya uçarken, Süleymaniye’yi tepeden görürken bu yapıyı ya da külliyeyi hiç de böyle düşündüğümü hatırlamıyorum. İşte beni Süleymaniye ile buluşturan, beni gökten yere indiren irade böyle bir okuma ile baş göz etti beni. Bu bakış açısıyla İbrahim Zeyd Gerçik’in “Bir Yönetim Modeli: Süleymaniye” ve onun devamı niteliğindeki “Bir Yönetim Modeli: Mimar Sinan” adlı iki kitabında günümüz Türkiyesinin problemlerinden birini; medeniyet kurumlarımızın, şirketlerimizin uzun ömürlü olamayışının yahut beklenen verimi gösteremeyişinin son derece farklı bir bakış açısıyla ele alındığını gördüm. Gerçik, bu soruna getirilebilecek en doğru çözümü de (kitabı okudukça en doğru seçim olduğuna yürekten inandım) Süleymaniye Külliyesi ve onun eşsiz mimarı Sinan’ın kişiliğinde aramış. Aslında bu eşsiz mimarı yetiştiren medeniyetin işleyişinde demek daha doğru olur. Yazar, bu mimari yapıya müthiş derecede farklı ve irdeleyici biçimde bakarak Osmanlı Medeniyetinin inceliklerini yakalamayı başarmış.

İnsanı inşa eden medeniyet anlayışı

Osmanlı yönetiminin başarıyı yakalaması, daima insan odaklı oluşu, farklı ve yetenekli bireye her zaman değer verip ona yeni bir kimlik kazandırması sayesinde olmuş. Bu yönetimin misyonu daima kaliteli bireyleri “nokta atışı” isabetle bulup bu bireyleri son derece “yüksek aidiyet duygusu”na sahip ve “sisteme inancı ve güveni” tam olan kaliteli bireyler haline getirmek olmuş. Yönetim, medeniyetin nesiller boyu ilk günkü heyecan ve dinamizme sahip bir biçimde ayakta kalmaya devam etmesi ve daima bir adım ileriyi hedeflemesinin bu yoldan geçtiğini iyi bilmiş. Her zaman insan kazanmaya ve ona üst düzey donanım kazandırarak başarıyı sağlamaya çalışmış.

Nasıl ki bugün hâlâ bütün heybetiyle, İstanbul’un orta yerinde yüzyıllara meydan okuyarak dimdik ayakta duran Süleymaniye Camii ve Külliyesi Mimar Sinan’ın eşsiz bir eseri ise, Mimar Sinan da bu eşsiz medeniyetin sayısız eserinden birisidir.

Kurum kültürü ve aidiyet duygusunun önemi

Yazar, kitabında ele aldığı günümüzdeki problemin “kuruma bağlılık”, “aidiyet duygusu” ve “biz olma”, “takım ruhu anlayışına sahip olma” gibi vasıfların eksikliğinden kaynaklandığını vurgulamış. Karşılıklı güven ve samimiyet ortamının önemini yine Süleymaniye Külliyesi’nin inşa sürecinden yola çıkarak açıklamış.

Külliyenin yapımında Türk, Rum, Hıristiyan, Müslüman binlerce işçi çalışmış ve yapımı 7 yıl sürmüş. Bu işçilerin çok büyük bir kısmı ilk kazmanın vurulduğu andan itibaren cami ve külliye inşaatının bitimine kadar çalışmaya devam etmiş. (Kitapta o dönemde tutulan zabıtlar gösterilmiş.) Peki bu kadar insanı 7 yıl boyunca bıkmadan usanmadan, sistemli ve inançlı bir biçimde görevine sadık tutan güç neydi? İşte burada kitapta önemi oldukça sık ve iyi biçimde vurgulanan “kurum kültürü” ve “aidiyet” kavramları çıkıyor karşımıza. Osmanlı medeniyetinin insanda aidiyet oluşturma başarısı bir kez daha ortaya çıkıyor. İnşaatın devam ettiği 7 yıllık süreçte devletin ve yetkili insanların daima çalışanların hakkını gözetmesi, onlara adaletinin varlığını sürekli hissettirmesi, işçinin hakkının alın teri kurumadan ve tam karşılığıyla aksatmadan verilmesi, başarı ve çalışkanlığın her daim ödüllendirilmesi insanların kendilerini değerli hissetmesini ve bağlılıkla çalışmalarını sağlamış. Kişinin görevi ne olursa olsun sistemin önemli bir parçası olduğu hissettirilmiş. Bu sayede insanların kuruma güven duygusu her dem tazelenmiş ve özverileri daima yüksek tutulmuş.

Günümüzün problemine en iyi rehber

İşte ülkemizin güncel problemlerinden biri de bu şekilde bir sistemi oturtamamış olmamızdır. Kurum ve şirketlerimizin, aidiyeti yüksek, davasına son derece büyük bir azim ve kararlılıkla bağlı, kurumsal başarı ve devamlılığı nefsinden önde tutan kaliteli bireylere sahip olmamaları gerekmektedir. “Her eserin arkasında bir sistem ve her sistemin özünde onu yürüten insan gerçeği vardır” ilkesinden hareket etmiş yazar. Büyüklüğün ve tevazunun bir arada olması gerektiğini vurgulamış. Zıtlıklar içinde kendini arayan insana rehberlik eder bu kitaplar. Benim de kendimi inşa etme sürecinde iyi bir başlangıç oldu kitaplar.

İbrahim Zeyd Gerçik bu iki kitabında en doğru tercihi yapmış ve günümüzün sorununa rehber olarak büyük bir medeniyetin mimarları olan atalarımızı göstermiş.



İsmail Özcan, kendini ararken buldu

 

Yayın Tarihi: 23 Temmuz 2014 Çarşamba 12:56 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 14:21
banner25
YORUM EKLE

banner26