Kur’ân’da “kâfir” kelimesi hangi anlamlarda kullanılır?

Kâfir kelimesi Kur’ân’da daha çok imân karşılığı olarak kullanılmıştır. Lügat manası, bir şeye önem vermeyerek reddetmek demektir. Fatma Serap Karamollaoğlu yazdı.

Kur’ân’da “kâfir” kelimesi hangi anlamlarda kullanılır?

Kur’ân’da k-f-r kökünden türeyen 14 farklı kalıp toplam 525 kez[1] geçmiştir.

Bu kökün Türkçede kullandığımız türevleri kâfir, küfür, kefere, küffar, küfran, kefaret, tekfir kelimeleridir. [2]

Bu kelime Kur’ân’da daha çok imân karşılığı olarak kullanılmıştır.

Lügat manası, bir şeye önem vermeyerek reddetmek demektir. Belirtileri de uzak durmak ve örtmektir. Hangi mertebede olursa olsun hakkı önemsemeyerek ihsan ve nimeti reddetmek manasında kullanılır.

Çiftçiye de kâfir denir, çünkü mahsûl elde edeceğinin umarak tohumu toprağa gömer. Keffâret kelimesi de buradan gelir, zira kişinin zimmetinde olan vâcib bir şeyi, günahı örter. [3]

Bu kelimenin değişik kullanım şekilleri ve manaları Müfredat’ta şöyle anlatılmıştır:

Geceye şahısları örttüğü, gizlediği için kâfir denir.

Kâfûr, ağaçta meyvenin üzerini örten kabuk, kapçık demektir. Aynı zamanda koku manası da vardır.

Küfrân, daha çok nimeti inkâr etmek, nankörlük için kullanılırken, küfür din konusunda kullanılır. Küfûr ise her ikisi için de kullanılır.

Kâfir mutlak anlamda yani kayıtsız olarak Allah’ın birliğini, peygamberliği, şeriatı ya da bunların hepsini birden inkâr eden kişi için kullanılır.

Nimete nankörlük anlamı da var

Küfür, fısktan daha kapsamlıdır.

Küffâr daha çok imanın zıddı olan yolu seçen kişiler için kullanılır.

Kefere, nimete karşı nankörlük eden manasındaki kâfir kelimesinin çoğuludur.

Tekfîr, bir şeyi hiçbir şey yapılmamış gibi örtmek, kapatmak demektir.

Güneşi örten buluta da kâfir denir.[4]

Kefûr ve keffâr, mübalağalı olarak küfrü ve nimeti inkârı ifade eder.

Küfür (كفر)-ilhâd (إلحاد) farkı: Küfür asıl olarak örtmek demektir. İlhâd ise İslâm’a bağlılığını ortaya koyduktan sonra İslâm’ı kabul etmeme hâlidir. İlhâd kök olarak meyletmektir. Bundan dolayı kabrin yan tarafına kazılan meyle lahd denir. Yahûdî ve Hristiyanlara kâfir denir ama mülhid denmez.

Küfür (كفر)-şirk (شرك) farkı: Küfrün birçok özelliği vardır. Her bir özelliği imandan bir özelliğe zıddır. Şirkin ise tek bir özelliği vardır. O da Allah ile birlikte, ya da Allah dışında ilâh icad etmektir. Zaman içinde bunlar birbiri yerine kullanılır olmuştur. Gerçek anlamda küfrün zıddı şükür ya da iman, şirkin zıddı ise ihlâstır. [5]   

Bile bile bir şeyin üstünü örtmek

Bütün bunlardan sonra anlaşılmaktadır ki küfür; bile bile bir şeyin üstünü örtmek demektir. Nitekim Kur’ân’da müşriklerin Kur’ân’ı, Rasûlullah’ı (sav) küfretmeleri de böyledir. Onlar Kur’ân’ı nasıl tanımlayacakları konusunda kafa kafaya verip düşünmüş, taşınmış, ama söyleyecek bir şey bulamamış, hatta bunu kendi kendilerine itiraf bile etmişlerdir. Yani inkarları bilmemek, tanımamak, anlamamaktan değil sadece kibirden, ellerinde olan üstünlüğü kaybetmek korkusundandır.

Velid bin Muğire Kur’ân-ı Kerîm’i işitmiş, onun Allah kelâmı olduğunu itiraf etmiş olduğu halde bu itirafından geri dönüp bir büyü olduğunu ileri sürmüştür. Bunu da kavmi arasındaki konumunu korumak için yapmıştır. Sure onu yalanlamasının cezası olarak ağır bir tehdit ile korkutmaktadır. (Müddessir/19-20) [6]

Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (sav) inkârları da böyledir. Mekke’de en güvendikleri kişi oydu. Hatta onu öldürmeye karar verdiklerinde Peygamber Efendimiz Medine’ye hicrete karar vermiş, kendisine emanet bırakılan parayı Hz. Ali’ye (r.a.) teslim etmiş, hepsini sahiplerine verdikten sonra arkalarından gelmesini tembihlemişti.

Ehl-i kitabın inkârı da böyleydi. Vahiy ve Rasûl beklentisi içinde olmalarına rağmen sırf kendi içlerinden olmadığı için Peygamberimizi kendi kitaplarındaki vasıflarından tanımalarına rağmen inkâr etmişlerdi.

Allah Teâla kitap ehli bilginlerinin Rasûlullah'ın (sav) kendilerine getirdiklerinin doğru olduğunu ve onun niteliklerini bildiklerini haber vermektedir. Onlar bunu tıpkı herhangi birisinin kendi oğlunu herkesin çocukları arasında tanıdığı gibi tanımakta fakat yine de onlardan bir kısmı bu bildiklerini gizlemektedir. (Bakara/146 ve En'âm/20)[7]

Kelimenin Kur’ân’daki anlamları

  1. Çiftçi: 57/20.
  2. Keffâret: 5/45-89-95.
  3. Tanımamak: 29/25, 60/4.
  4. Koku: 76/5. [8]

Allah’ın hepimizi kâfir olmaktan ve onların düşmanlıklarından koruması için dua ediyoruz.

Fatma Serap Karamollaoğlu

 

[1] Corpus.quran.com internet sitesi.

[2] Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’ân’ı Anlayarak Okuma Rehberi 1, İstanbul, İşaret Yayınları, 2017, s. 263-264.

[3] Hasan el-Mustafavî, et-Tahkîk, Merkez Neşr Âsâr Allâme el-Mustafavî, c. 10, s. 87-88.

[4] Râğıb el-İsfehânî, Müfredât, Çev. Abdulbaki Güneş, Mehmet Yolcu, 1. Baskı, İstanbul, Çıra Yayınları, 2006, c. 2, s. 480-490.

[5] Ebû Hilâl el-Askerî, Farklar Sözlüğü, Çev. Veysel Akdoğan, 3. Baskı, İstanbul, İşaret Yayınları, 2017, s. 335-338.

[7] Abdulhalim Uveys el-Mısrî-Ali Abdulmuhsin Cebr el-Mısrî, Kur'ân-ı Kerîm Meâli ve Tefsîri, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İstanbul, Karınca-Polen yayınları, s. 67.

[8] Mehmet Okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’de Çok Anlamlılık, İstanbul, Düşün Yayıncılık, 2013, s. 544-545.

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2019, 00:49
YORUM EKLE

banner19

banner13