banner17

Kur'an'ın kürtçe tefsiri olur mu?

Kur'an-ı Kerim'in kürtçe tefsiri çıktı geçenlerde..

Kur'an'ın kürtçe tefsiri olur mu?

Üniversitede okurken Türk Dili dersinde hocamız ‘dil’in kökeni hakkında birkaç teoriden bahsetmişti. ‘Adı üzerinde teori işte’ deyip geçemeyeceğim şeyler serdetmişti aynı zamanda. İnsanın ontolojisiyle de alakalı olan o yalanlara hocamın da inanmadığını biliyordum ancak üniversitede bu kuyruklu yalana inanmadığını söyleyebilen daha fazla insan beklemiştim.Kur'an'ı Kerim okuyan çocuk

Bilimin şahitliği makbûl mü?

İnsanın dili kullanmasıyla ilgili olarak hikâye edilen en meşhur yalan ‘Bâbil sendromu’... Bu sendromdan sonra anlatılan ise insanın gök gürültüsünden korkması sonucu refleksif olarak çıkardığı sesin farkına varıp konuşma yetisini/dili geliştirmesiydi. Bunların hepsi pozitif bilimin insan ontolojisini tanrıdan koparma adına ürettiği safsatalardan bazıları.

Dil aileleri olarak kategorize edilen coğrafyalar emperyalist sömürünün metaları olarak daha rahat asimile edilebildi. Bu gün dünyada yaşanılır tek medeniyet olarak maalesef ‘Batılı/Western’ medeniyeti gösterilebilir. Ve hala ‘hangi dil ailesindendi bizim dilimiz?’ benzeri soruları sorabiliyoruz. Acaba kaçımız ‘neden ilk Türkologlar veya Kürdologlar Avrupalı’ diye düşünüyoruz. Hakeza Kürtçenin veya Farsçanın neden Arapçaya ve Türkçeye değil de Almancaya ve Fransızcaya daha yakın/kardeş kabul edildiğini de? Antropolojinin modern iktidarlar için Sosyoloji ile el ele vererek neler yaptığını görmek için son iki yüzyılın tarihinde binlerce örnek mevcut.

Ardında milyonlarca insanın kanlarını ve gözyaşlarını bırakan meş’um bir tarihe sahip modern bilim. Bu tarihin arka sokaklarına şimdi gitmek istemiyorum ama onun şahitliğinin makbul olmadığını tekrar hatırlamak gerek.Nura Qelban, Kürtçe Kur'an'ı Kerim Tefsiri

Hangi Türkçe ve hangi Kürtçe

Kürt Dili ne zaman konuşulmaya başlansa ilk muhatap olunacak soru ‘hangi Kürtçe?’dir. Bu sorunun yerinde olabilmesi için şu sorunun da doğru cevabının verilmesi gerek: ‘hangi Türkçe?’

‘Gobel’, ‘badal’, ‘merzuvan’ vb.lerinin Türkçe ne anlama geldiğini Türkçe öğrenmeye yeni başlamış biri, hatta anadoluda yaşamamış bir Türk bile, bilmez. Bilmemesi çok da önemli değildir bunların ‘oğlan çocuğu’, ‘merdiven’, ‘basamak’ anlamına geldiğini. Ya da yeni Türkçe öğrenmeye başlamış biri, Karadenizli biri ile Egeli birinin aynı dili konuştuğunun farkına varamaz. Fakat ne zaman ki İstanbul Türkçesiyle konuşulmaya başlanırsa her ikisinin de aynı dili konuştuğu ortaya çıkar, en azından ön yargısız biri için anlaşılır. Ortada bir referans yoksa her bölge arasında olan konuşma farklılıklarından arınmış bir dili konuşmak mümkün değildir.

Türkçe için bu referans ‘İstanbul Türkçesi’dir. Fakat aynı şeyi Kürtçe için söylemek şimdilik zor. Zira bunu oluşturup koruyabilecek güçlü bir yapı ve yekûn (latinize edilmiş) henüz mevcut değil. Ama her şeye rağmen bunun için çaba sarf eden samimi insanların varlığı gelecek için umut veriyor.

Nûbihar

Kürt medreselerinin geleneğini-yani Arapça ilmî eserlerin dili, şerhi ve izahı da Kürtçe, edebî eserlerin de dili Kürtçe olan gelenek- kendine yayın politikası edinmiş olan Nûbihar Yayınları bu samimi Müslümanlardan oluşuyor. Referans olacak Kürtçe niyetiyle 1992’de yayıncılık hayatına giren Nûbihar dergisi ve Nûbihar Yayınları, Kürtçe Kur’an-ı Kerîm mealleri, hadis, fıkıh ve Kürt klasik şiirleri ile ilgili eserler yayınlama devam ediyor. Bu anlamda Nimêj Dikim (Namaz Kılıyorum), Nûbihar, Çil Hedîs (Kırk Hadis), Riyazzu’s-Salihîn, Kur’an Meali gibi 70’e yakın Kürtçe esere imza attı. En son hizmeti ise Türkiye’de bir ilk!

Türkiye’de Latin harfleriyle ilk Kürtçe tefsir: Nûra Qelban

Nûra Qelban, kalplerin nuru demek. ‘Müslümanların menfaati ve hakikatin beyanı’ vurgusunu yapan tefsir, seksen dört yaşında bulunan ve birçok medresede müderrislik yapmış, onlarca talebe yetiştirmiş Mela Muhemmed Şoşikî tarafından Arap alfabesi ile Kürtçe yazıldı. Eserin yazılış amacını şöyle özetliyor yayıncı: "Birçok büyük âlim (Molla Halili Sêrtî gibi) eserlerini Arapça olarak kaleme almıştır. Kürtçe olarak yazılmış geniş çaplı bir tefsirin olmayışı bizler için üzücü bir durumdur ve Kürtlerin dinlerini öğrenmesi önünde bir engeldir. Biz bu ihtiyaca ve eksikliğe binaen tefsirimizi Kürtçe yazdık."

Güney Kürdistan’da Soranî lehçesiyle yazılmış Kürtçe tefsirler olmasına rağmen kuzey Kürdistan’da böyle bir çalışma mevcut değildi. Bu bölgede çoğunluğun konuştuğu Kırmancî lehçesinde yazılan tefsir altı yıllık bir çabanın ve onlarca yıllık birikimin meyvesi.

Tamamı beş cilt

Tefsir, Mela Muhemmed Bêrkêvanî tarafından Latinize edilip üzerinde tahkik yapıldı. Kırmancî olarak yayınlanan ilk tefsir olmasının yanı sıra sade dili ve akıcı üslubuyla da dikkat çeken bir eser Nûra Qelban. Tefsir usulü açısından daha çok Tefsir-i Münir, Safvetu’t-Tefasir ve Tefhimü’l-Kur’an gibi tefsirlere yakın olan Nûra Qelban tefsiri ayetlerin anlamın anlaşılır ve uzun uzadıya detaylara girmeden açıklayan bir metot ile hazırlanmış.Müfessir

Tamamı medrese icazetli olan, tefsiri yayına hazırlayan kadro Mela Muhemmed Bêrkevanî, Mela Abdusselam Bêcirmanî, Süleyman Çevik, Huseyn Şemrexi ve Muhammed Kurşun'dan oluşuyor. Bu kadro tefsirin yazım aşamasında dil, gramer ve metod açısından ince eleyip sık dokuyan bir titizlikle çalışmış. Kırmancî lehçesinin belki en fasih konuşulduğu bölge olan Ağrı-Kars-Van civarında yaşamış olan Şoşikî’nin kullandığı fasih dil tefsirde de kendini gösteriyor.

5 cilt olarak tasarlanan Nûra Qelban’ın Kur’an-ı Kerîm’in ilk altı cüzünün açıklamasını içeren ilk cildini bir-iki ay önce yayınlayan Nûbihar Yayınları, kısa bir zaman zarfında tefsirin tamamını basmayı hedefliyor. Çünkü Nûra Qelban’ın tamamı basılabilecek durumda, baskı dışında tüm çalışmaları bitmiş.

Muhacir bir âlim

Şu anda İsmail Hakkı Bursevî’nin memleketinde ikamet eden Mela Muhemmed Şoşikî, aslen Siirt’in Eruh’a bağlı Binérve (Ekmekçi) köyündendir. Babasının 1930’ların başında siyasi-sosyal sebeplerden dolayı Zaho’ya hicret etmesi nedeniyle Zaho’da (şimdi Irak’ın kuzeyinde yani Güney Kürdistan’da) dünyaya gelir. Üç yaşında tekrar köyüne dönen Şoşikî, birçok medresede ders alarak birçok hocadan da icazet alır. Ve yaklaşık olarak elli sene Ağrı’nın Şoşik köyünde ilim öğretmeye devam eder. Bundan dolayı künyesini Şoşikli anlamına gelen ‘Şoşikî’yi olarak kullanır. 12 Eylül’de Adana’ya hicret ettikten sonra, burada biraz kalır ve en sonunda da İsmail Hakkı Bursevî’nin memleketinde ikamet etmeye başlar bir muhacir olarak.

 

 

Erdal Kurgan tüm diller kardeştir ve Allah’ın ayetleridir dedi

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2010, 11:54
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yavuz akengin
yavuz akengin - 8 yıl Önce

şükürler olsun ki Nûbihar var ve çok önemli bir eksikliği dolduracak adımı attı...

bu haberin dunyabizim'de yer alması ayrıca çok önemli. her şeyde konuşulacak bir şeyer bulup, hatta bulunla da yetinmeyip sayısız kitap yazan bizim dindar camia sıra Kürtler, Kürt meselesi, Kürdistan olduğunda nasıl suskunlaştığını, nasıl dilini yuttuğunu, nasıl birden bire cevval bir Türk milliyetçisi kesildiğini hepimiz biliyoruz, görüyoruz.

Erdal Kurgan'a teşekkürle...

ismail aydoğdu
ismail aydoğdu - 8 yıl Önce

Kardeşim yüreğine sağlık... Van'dan selamlar...

rukiye öztunç
rukiye öztunç - 8 yıl Önce

mükemmel bir açılım olmuş:))...bu eserlerle çoook yol katedileceğinden eminim..Emeği geçenlerden Rab razı olsun..

banner8

banner19

banner20