Kültürümüzde evlilik ve düğün merasimleri

Eski Türk düğünlerinde, gelinlikler üç etekli ve edikli (kısa çizme) olurdu. Üç etek, ata binmede kolaylık sağlayan Orta Asya’dan getirilen kadın ve erkek giyimidir. Osmanlılarda da bu giyim vardı. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Kültürümüzde evlilik ve düğün merasimleri

Örf-adet, gelenekler ve milli kültürümüzü teşkil eden töre ve diğer ruhi, bedeni sebepler gibi sosyolojik, psikolojik ve diğer tabi faktörler, milletlerin birbirinden ayrılmalarına sebep olan tesir edicilerdir. Bu bakımdan milletlerin ayrı seviyeler ve duyguları vardır. Milletlere mahsus olan bu karaktere “milli seciye (huy, karakter)” denir. Milli seciye, asırlar boyu meydana gelir ve bir defa teşekkül edince kolay kolay yıkılmazlar. Bu yazımızda Türk milli seciyesinin bir görünüşü olan evlenme ve düğün ile ilgili gelenek ve anlayışlarından bahsedeceğiz.

Aile yapısı gereği Türkler, istisnalar dışında tek kadınla evlenirler. Bütün uruklarında (soy, sülale) evlenme beş, yedi ve dokuz göbekten sonra olabilir. Yani dokuz göbeğe kadar akraba olanlardan kız alınmazdı. Dede Korkut hikâyelerinde, Oğuz uruk ve boylarında, kendi oymakları dışından evlendikleri anlatılır. Bugün Türkiye’nin birçok yerlerinde akraba evlilikleri yapılabilmektedir.

Aile ve evlilik müessesesi hakkındaki duygu ve düşünceler, bütün Türk dünyası için, asırlar boyu aynı hususiyetleri taşır. Soyun ve sopun temizliği ahlaklılık ve namusluluk manasındaki “asalete” çok ehemmiyet verilir. Yörükler bu konuda birçok atasözüne, sahiptir. Mesala: “Asıl ara soy ara, bulunmasa ne çare”, “At beslenirken, kız istenirken çok dikkat edilmelidir”. Geleneği devam ettiren, Türk uruk ve boylarında evlenecek olan kız ve erkeğin rızalarına da bakılır. Sevgi ve anlaşmaya dikkat edilir. Bazı hallerde beşikteki çocuklar nişanlanır. Beşiklerin kenarına bir işaret konur, buna “beşik kertmesi” denir. Dede Korkut hikâyelerinde de “beşik kertmesinden” bahsedilir. Bazen evlilikler kız kaçırma ile de olur. Neticede büyükler ve yaşlılar araya girerek kız tarafı ikna edilir ve kalın kesilir. Kız için ödenen paraya pek çok yerde kalın denir. Bazı yerlerde buna başlıkta denir. Göktür Yazıtlarında bundan kalin diye söz edilmektedir. Kaşgarlı Mahmud, çeşitli uruk ve oymaklarının buna kalınığ adını verdiklerini söyler. Dede Korkut hikayelerinde kalınlık diye geçmektedir. Prof. Zeki Velidi Togan’ın eserlerinin birinde, eski bir Türk düğünü anlatılırken, Yörüklerin beserek adını verdikleri çok iri ve kıymetli develeri kalın olarak verildiği anlatılmıştır. Diğer taraftan Abakan Tatarlarında düğün merasimi, kıza talip olma, kalının ödenmesi, düğün töreni ve ziyafet gibi kısımlardan oluşmakta, ancak çok defa Şorlarda (Batı Sibirya'da yaşayan bir Türk topluluğunun adı) olduğu gibi, gelin kaçırılma suretiyle götürülür ve ödenmesi gereken kalın müzakere sonucu neticeye bağlanır.

Çin kaynaklarının yazdığına göre, Kırgız düğünleri çok muhteşem olur, bazen bin koyun hediye verilirmiş. Doğu Türkistan’da Karahanlılar zamanında, Humar Hatun isimli bir kadın oğlunun düğün töreninde yedi küp dolusu altın külçe baliş (yastık) döktürmüş, üzerine yazı yazdırmıştır. 15. asrın sonlarında Hoten’de (Uygur özerk bölgesinde bir şehir) bulunmuş ve eritilmiştir.

Bugün Türkiye’nin birçok yerinde düğün davetiyesine oku veya okuntu denir. (günümüzde genelde davetiye denmektedir) eski Türk’lerde ok bir davetiye sembolü idi. Hun, Göktürk ve diğer Türk devletleri hakanları kabileleri savaş veya başka nedenle toplamak istediklerinde onlara davet manasına gelen ok gönderirlerdi. Prof. Osman Turan’ın verdiği bilgiye göre, Göktürk Kitabelerinde Bilge Kağan’ın 714 senesinde ki Beş-Balık seferinden bahsolunurken okığlı ketli, yani okunmuş, ok gönderilmiş olanlar, çağrılan imdat kuvvetleri geldi deniliyor. Kaşgarlı Mahmud’un eserinde de okumak davet etmek manasına geliyor.

Osmanlılarda da davet etmek aynı kelime ile ifade ediliyordu. Aşık Paşa tarihinde buna dair güzel misaller vardır. Burada üç adet misal verecek olursak: “Köse Mihal’ın (Mihaloğullarının atası) kızının düğünü için büyük hazırlıklar yapıldı, Etrafın kâfirlerine ve tekfurlarına (Bizans imparatorluğundaki idareciler) okuyucular gönderdi. Ve hem Osman Gaziyi dahi okudu. Ve hem tekfurlara dahi habar göndürdü kim: Gelin bu Türk ile aşina olun kim bunun şerrinden emin olasız dedi. Vade olundığı gün geldiler. Mubalağa saçular (düğün armağanı) getürdiler. Osman Gazi camiisinden sonra geldi. Eyü halılar ve kilimler süriyile koyunlar getürdi. Ve illa Osman gazinin saçusını (düğün armağanı) gayetle beğendiler. Hasılı üç gün düğün oldı. Ve bu tekfurlar Osman gazinin keremine hayran kaldılar.”

İkinci misal şöyledir: “Bilecik tekfurunun düğününde: Ve Gaziyi düğüne dahı okıdı. Osman gazi dahi Mihal’a okıyıcılık hayli nesne verdi.”

Üçüncü misal şöyledir: “Osman Gazi bir gün eyitdi(dua etmek): Mihal’ı okıyalum, İslama davet edelüm. Anı müslüman edelüm. Sonunda ve ol batıl dini terk edüp halis müslüman oldı.”

Geleneklerimizden bazı misaller

Günümüzde Yörük ve Türkmen düğünleri debdebeli (görkemli) olur. Oku ve okuntu ile köy halkı ve civar köydekiler okunur, düğüne davet edilir.

Silifke köy düğünlerinde, delikanlılar dağdan odun kesmeye giderler. (Birçok yerde bu adet yapılmaktadır. Getirilen odunlarla düğün yerinde ateş yakılır. Bu ateşe bazı yerlerde yöresel olarak halk dilinde maşalama denir.) En çok, en düzgün odunu ilk önce getiren gencin itibarı büyük olur; ona mendil, havlu, yağlık (Sırma işlemeli, büyük mendil, çevre) gibi hediyeler verilir. Bu oduna yüğrük odunu denir. Düğünün düzenli ve olaysız geçmesi için gençler arasından dirayetli ve cesur bir genç seçilir. Buna yerine göre yiğitbaşı, efebaşı, seymen denir. Bunların yardımcısı bayrak taşıyan bayraktardır. Ğüveğiye yardımcı olan arkadaşına sağdıç denir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da,  Adana taraflarında kirvelik müessesesi vardır.

Düğün töreni, davul zurna refakatindeki kafilenin, bayrak dikmek için hareket etmesiyle başlar. Genç kızlar,  bayrağımızı atlas gibi süsleyip kenarına sürme püsküller işleyip dikerler ve sancak gibi hazırlarlar. Bu iş bitince bahşişler verilir. Bahşişler kızlar tarafından alındıktan sonra, hürmetle bayrak kaldırılır, dört tarafından tutulur, iki tarafa sallanarak şu dua okunur:

“Peygambere salavat

Seyyidina Muhammed

Kutlu olsun, kutlu olsun, diyenin

Akibeti hayrolsun.”

Eski Türk düğünlerinde, gelinlikler üç etekli ve edikli (kısa çizme) olurdu. Üç etek, ata binmede kolaylık sağlayan Orta Asya’dan getirilen kadın ve erkek giyimidir. Osmanlılarda da bu giyim vardı. Edik yumuşak kırmızı meşinden yapılmış kısa konçlu bir çizmedir. Evliya çelebi seyahatnamesinde, Malatya ve Diyarbakırlı kadınların edik giydiklerinden bahseder. Maraş’ta halen meşhurdur. Uygur ve Kazak Türkleri, Tatar Türkleri buna etük, edük, ötük adını verir. Üç bin yıl önce Orta Asya’da, Göktürkler bu çizmeyi giyiyor ve adına edük diyorlardı.  Kaşgarlı Mahmud’un eserinde etük diye geçiyor ve dokuz yüzyıl önce Orta Asya ulusu ve uruklarının bu çizmeyi giydiği anlaşılıyor. Yani kesintisiz günümüze kadar ulaşmış bir maddi kültürümüzdür. Gerek Bilecik-Eskişehir çevresi Karakeçili Yörük kadınları, gerek Siverek-Viranşehir olan Karakeçili kadınları, bellerine gümüşten gayet kıymetli kemerler takarlar. Bu kemerler gelininde esas ziyneti arasındadır. Hun Türklerinin, Göktürk’lerin, Hazarların ve diğer Türk uluslarının bu kemeri kullandıklarını eski mezarlardan çıkan malzemeler göstermiştir.

Gelin Perşembe günü ata bindirilir ve oğlan evine doğru düğün kafilesi hareket ederdi. Ev ya da çadıra gelindiğinde, gelin attan inmez; geleneğe göre hediye beklerdi, kayın babası indirmelik adı verilen bir meblağ (altın, koyun, davar, sığır, at, tarla gibi.) bağışlamaya söz verince attan inerdi. Bu meblağın yüksek olması için, oğlan evinden bir akraba kıza rehber olurdu. Pazarlık bitince kızın attan inmesi için kaparo mahiyetinde aralık denen nakit ödenirdi.

Çok yerde, gelinin üzerinden susam, üzüm, şeker, buğday darı ile karışık bozuk para atılır, uğur getireceği inancı ile düğün kafilesinde olanlar bunları kapmağa çalışırlar. Buna saçı saçma adı verilir. Darısı başımıza temennisi buradan gelir. Ve çok eski bir milli geleneğe dayanır. Saçı saçma geleneği her devirde topluluğun üretmiş olduğu en mühim mahsulünden olmuştur. Avcılık devrinde, avın kanı, yağı ve eti, çobanlık devrinde süt, kımız ve hayvanların yağı, çiftlik devrinde, darı, buğday, muhtelif meyveler saçı saçma olarak kullanılmıştır.

Son olarak bir başka gelenekte şöyledir, gelini çadırda ayakta tutar, türkü söyleyip ağlatırlar. Kına gecesinde de kına yakılırken, türkü söylenir ve gelin ağlatılır.

Kısaca ele aldığımız Türk evlenme ve düğün gelenekleri bunlardır. Bölgelere göre farklılık gösteren bu gelenekler, Türk seciyesini aksettiren bu kültür unsularının günümüzde, bazıları unutulmuş, bazıları devam etmektedir. Ancak tarihi süreç içinde, milletimizin belli zaman ve mekân içinden geçerken geliştirdiği, kazandığı ve elde ettiği milli kültür malzemelerimiz olan maddi ve manevi kültürlerimiz her daim bilinmeli ve hatırlanmalıdır. Unutulmayan evlenme ve düğün geleneklerimiz, Anadolu’da hala varlıklarını koruyarak kültürümüze renk katmaktadırlar.

Mahmut Şevket Serik

                                                                               

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2020, 15:10
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26