Kültürü Cumhuriyet elitleri ne yaptı?

Mustafa Miyasoğlu, Kültür Hayatımız’da, esasa müteallik meseleler üzerinden kültür kavramını ve kültürü çevreleyen oluşumları mercek altına alıyor

Kültürü Cumhuriyet elitleri ne yaptı?

 

Zihin tarihimiz etraflı bir şekilde incelendiği vakit görülecektir ki, İslâm’ın dışında ve fakat geleneğin reddetmeyeceği tuhaflıklarla çevrelenmiş ilginç bir yapı mevcuttur. Özellikle Cumhuriyet sonrası kültür dokumuza sinen geçmişi ‘reddediş’, bir hamle olarak önce düşüncemize, sonrasında ise yaşantımıza sirayet ederek onulmaz yaraların açılmasına neden olmuştur. Bir bakıma bu reddedişin sancıları ile yeniden hayat bulmak isteyen devlet, bir dönem sonra ‘nostalji’ kabilinden, önce Osmanlı kültürü, sonrasında da türevleri ile dirsek temasına geçmekte bir beis görmemiştir. Kültürümüz bir irfan ocağı olmaktan çıkmış, Batı düşüncesine bağlı bir eyalet ürünleri olarak tarihteki yerini almıştır. Bugün sözde ‘sol’ adına tırpanlandığı ifade edilen tiyatro meselesi bu düşüncelerin uzantısı değil, hakkın teslim edilmesi noktasında bir örneklik teşkil ediyor olması bakımından önem taşımaktadır.

Şu sorunun cevabı son derece önem arz etmektedir: Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kültür politikası olmuş mudur? Klasiklerin çevrilmesi dışında, senfoni orkestrasının varlığı kime hizmet etmektedir? Değerlerine, inancına sözümona kültür, sanat adına küfürler yağdıran bir anlayış bizim neyimiz olur? Mustafa Miyasoğlu’nun gürültüler eşliğinde kaleme aldığı ve fakat sessiz sedasız geçiştirilen eseri Kültür Hayatımız, bu ve benzeri soruların cevabı noktasında önemli bir referans olarak mutlaka okunması gereken kaynak bir eser.Mustafa Miyasoğlu

Sağlıklı bir kültür hayatı neden yok?

Kültür adına ortaya konulan cinayetlerin Türkiye’de karşılığının neye tekabül ettiğini evsafınca anlatan Miyasoğlu, iki yüz yıldan beri bir kültür hayatından, buna bağlı olarak da sosyal, kültürel ve hatta büyük estetik başarılardan mahrum oluşumuzun Batıya karşı verdiğimiz askerî ve siyasî mücadeleleri bir ölçüde kazansak da öteki alanlardaki yetersizliklerden ötürü, bu başarıyı gölgede bırakacak çıkmazlara, kimlik ve kişilik bunalımlarına düşmemize sebebiyet verdiğini ifade ediyor. Örf ve âdetleri ile hukuk sistemi, din ve dünya görüşü ile ahlâk anlayışı, dil ve edebiyat geleneği ile sanat görüşü, tarih mirası ile resmî ideolojisi birbiriyle çatışma içinde olan toplumlarda hiçbir başarının büyük millet çoğunluğunu temsil edemeyeceğini belirten yazar, büyük bir başarının devlete ve millete rağmen olamayacağından sürekli bir kargaşaya mahkum kalınacağını söyler. Sağlıklı bir kültür hayatının olamamasını bu şartlarda tabii görür.

Kültürel dokumuzu Batı’ya endeksleyen bir yapının ortaya çıkaracağı ürünleri yeniden sorgulamamız gerekiyor. Çünkü kültür, sadece basılı, yazılı eserlerin bir hülasası olmamakla birlikte, belirgin bir zihniyet temasının yeniden ortaya konulduğu bir alana da işaret ediyor. Bu işareti zamanında yoklayan ve ‘yok’ sayan yeni Cumhuriyet elitlerinin özellikle edebiyata dört elle sarılmaları oldukça manidar bir durum olarak ortada durmaktadır. Yani edebiyatın verimleri ile yeni bir dil, yeni bir vatan ve yeni bir ülkü yaratmak isteyen Cumhuriyet ‘esnafı’, Batı algısını, geçmişi âdeta paspas hükmünde görüp aşağılayarak bir mesafe alabileceğini düşündü. Bu sakat mantık bizi doğrudan ilgilendiriyor. Cumhuriyet’in verimleri olarak yeni bir dil, yeni bir vatan ve yeni bir ülkü acaba gerçekten bizim olabilir miydi?

Kültür, dinamik hâliyle sadece bugünü değil geçmişi de yedeğinde tutarak kümülatif olarak ilerleyen bir bütünlük gösteriyor. Yani sadece maddî boyutuyla değil, manevî hazırlığıyla da bir aşamayı gerektiriyor. Bu yönüyle bakılacak olursa, kültürün kanalları arasında yer alan dil, vatan ve ülkü doğrudan kültür aktarıcıları olarak kültüre namzed veya salt belirleyici unsurlar değil. Hele de edebiyatı yüceltip esas mâna ve ruh kökünün nüvesi olan inancı, dini görmezden gelmek bir topluma yapılabilecek en büyük kötülükler arasında gelmektedir. İnancın olmadığı bir kültür verimini düşünmek kaosun dışında bir artı değer katmaz topluma. Dolayısıyla kültür verimlerinin, ideolojinin yedeğinde gelişmekle o toplumda bir ‘değer’ oluşturduğu söylenemez.

Ufuk açıcı gözlemler

Mustafa Miyasoğlu, Kültür Hayatımız’da, esasa müteallik meseleler üzerinden kültür kavramını ve kültürü çevreleyen oluşumları mercek altına alıyor. Dil, kimlik, siyasî birliktelik, kültürel dezonformasyon ve edebiyat cephesinden kültürü mercek altına alan bu yazılarda Miyasoğlu, millet kavramına paralel olarak edebiyatın toplumdaki görevine dair ufuk açıcı gözlemlerde bulunuyor. Agop Dilaçar’ın Türk Dil Kurumu’nda yılarca uydurma kelimeleri savunan yazılar yazmasını, Garo Mafyan, Onno Tunç ve Coşkun Sabah’ın pop müziğin üslûbunu belirlemelerini, Mathild Manukyan’ın genelev patronluğundan sanayi ve ticaret alanına kadar İstanbul’da vergi rekortmenliğine fırlayacak başarılar kazanmasını, Yahudilerin, gizli hakimiyetleriyle mukayese edilmeyecek bir açıklık ve yaygınlıkla giderek önem kazanmaya başlaması olarak gören Miyasoğlu, önceki yıllarda hep Türk ortaklarının ismi arkasına saklanarak Kapalı Çarşı’da ve kapalı kapılar arkasında güç odağı olan kesimlerin artık kendilerini gizlemek lüzumu hissetmeyişlerini dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar belirli bir azınlık faktörü görülemeyeceği yargısına bağlıyor.

Kültür dünyası dalgalar arasında kalmış ve devrimler eliyle yozlaştırılmış bir toplumun yarına taşıyacağı bir verimden söz etmek mümkün değildir. Edebiyatın dahi ideolojik kalıplarda bekletilerek bir kesimin sözcülüğüne soyundurulması gerçekten iç acıtıcı bir durum olarak ortada durmaktadır. Bu bakımdan kültür adamlığının önemsenmesi, kültür verimlerinin bir toplumu ayakta tutan asıl unsur olarak devlet meselesi hâline getirilmesi zorunluluk hâline gelmiştir. Unutulmamalıdır ki kültürün olmadığı yerde insan da yok demektir!. Bu gerçeğin farkında bir yazar, bir kültür adamı olarak Miyasoğlu’nun yılların birikimi ve gözlem gücüyle oluşturduğu bu yazılar, yaşadığımız günlere âdeta bir ayna tutuyor. Bu eserden dikkatsiz ve özensiz zihinleri mahrum bıraksak bir şey kaybetmiş olmayız!

 

Arif Akçalı haber verdi

 

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 14:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13