banner17

Konforunu al, kitabımı ver!

Eski BMC yolcu otobüslerine güzelleme...

Konforunu al, kitabımı ver!

Modernizmin her geçen gün hızla yayıldığı ülkemizde otobüs yolculuklarından da rahatsız oluvermiştim. 1 hafta içerisinde gidiş-dönüş 2 defa kat ettiğim İstanbul-Bursa yolu canımı epeyce sıkmıştı. Bir güzel Cuma gününde kat ettiğim her kilometre bana ızdırap veriyor, bu genç yaşıma rağmen eskiye bir 'ah' çektiriyordu.Konforunu al, kitabımı ver

Hadise değil, kaside!

2000'li yılların başında İstanbul'la Bursa arasında 4 saat, Bursa ile Ankara arasında 9 saat seyahat etmekten epeyce memnundum. Klimasız koltuklar, hostessiz otobüsler bana eziyet değil, nimetti. Tünelin olmadığı Bolu Dağı’nda, rampanın aşağısına bakarak tam dönecekken bir sabi diliyle tevhid getirmek mutluluktu bana. Otobanın olmadığı mıcırlı yollarda sallanmak, benim gibi bir çocuğa beşikti ancak. Hele bir Bursa-Adıyaman yolculuğumuz vardı ki en muhabbetlisi. Otobüsün merkezî hoparlöründen Hadise değil, kaside çalardı.

Aç, kitap oku!

Lüks firmaların son model sistemlerle döşeli otobüsleriyle yolculukta “Iphone'dan mı nete bağlansam, laptoptan mı?! Yahut önümdeki ekrandan TV mi izlesem, müzik mi dinlesem” soruları yoktu o günler. Tıpkı sobanın etrafında toplanıp radyo ve TV'den mahrum olan 1960’lı yıllar ailesinin birlik, muhabbet ve neşesi gibi aile yolculukları vardı 2000'lerin başında.

Konforunu al, kitabımı verTV ve internetin bulunmadığı, telefonların da açılamadığı otobüsteki ailenin, sohbet/muhabbet etmek veya kitap okumaktan başka alternatifi yoktu. Her iki altrernatif de o kadar faydalıydı ki, yokluğunda anlıyoruz kıymetini. Sohbet ve muhabbet şüphesiz aile bağlarını güçlendiriyor, yoğun iş hayatında birbirleriyle ilgilenemeyen bireyler, bu yolculukları birer velinimet biliyordu. Eğer otobüste kitap okumaya karar verilirse, bu da ayrı bir güzellikti. Hem ilmi tercih etmiş olacaklar, hem de boş vakitlerini en ziyade amelle dolduracaklardı. Bir faydasını daha söyleyeyim mi? Yanlarında henüz okuma yazma bilmeyen çocuklara mümtaz birer örnek olacaklardı.

Sigara sırayla…Konforunu al, kitabımı ver

Karınlar otobüs firmasının boyalı kekleriyle değil, itina ile seçilen dinlenme tesislerinde evlerden getirilen ballı ekmek, börek, sarma ve farklı lezzetlerle doyurulurdu. ‘Yolluk’ diye bir kültür öğemiz vardı ya, onun yok oluşuna üzülürüm. ‘Yolluk’ların hazırlanması ve yolda afiyetle yenmesi, 21 yy.’ın modern vasıtaları, pratik çözümleri ve gidilen her yerdeki lokanta gibi kapitalist tuzaklarıyla kaderdaşı ‘mektup’ gibi nihayete ermekte.

Bilmem, bu kadar genç olup da hatırlayan var mıdır bunu ama ben bilirim. O yıllarda uykusu gelen amcalar bagaja serilen yatağa yatarlar ve inmek istediklerinde de, frenin gazını almak gibi riskli bir metod uygularlardı. Ama bu risk bile hatıralarımda tatlı gelir bana.

Bir de haramsa yakılan, helalse içilen tütünümüz vardı ki, otobüsteki ahvali bir başkaydı. Otobüs şoförünün yanına bir iskemle atılır, sağ ve soldan camlar açılarak cereyan yaptırılır ve sigaralarını içtirtmek üzere bu iskemleye sırayla yolcu alınırdı. Kış mevsimi ise camlar açılmaz ve bu noksansız hoşgörü sistemiyle ne yolcu, ne bağımlı mağdur edilmezdi.

Konforunu al, kitabımı verAllah izin verirse…

Eskinin, geleneğin, göreneğin İslam’da olduğu kadar kültürümüzde de yeri var muhakkak. Henüz metni yazarken bu kültürün faideleri aklıma teker teker birikiyor ve yazıyı uzattıkça uzatıyorum. Mesela şer gözüken büyük bir hayır daha vardı. Kış günleri uzun yollarda otobüs bir kara saplanır, patinaj yapar ve o otobüsü oradan kurtarmak, içindeki bütün insanlara düşerdi. O zaman yoktu tabii ki hemencecik gelen bir servis veya firmanın gönderdiği bir ekip. Durum böyle olunca tüm yolcular aşağı iner ve arabanın arkasından hep beraberce ittiriverirlerdi. Bu önemli ayrıntı aslında toplumsal birliğe büyük katkı sağlardı.

Bir güzel teferruat daha aktarıyım size… Günümüzde kesine yakın tahminlerle çok çabuk nokta atışları yapmaya alışır olduk. Ne başında ne sonunda ‘inşaallah’, ‘maaşallah’ demeden –misal- 'saat tam 3.00'te ordayım' sözüyle kadere müdahale eder olduk. O zamanlarda önceden hava ve yol şartlarının vakte ciddi etkisi sebebiyle, ne zaman varacağımızı kesin ifade edemez; saat bildiren cümlelerin başına 'tahminim’, ‘muhtemelen’, ‘inşaallah’, ‘Allah'ın izniyle' gibi güzel tamlamalar eklerdik. Esasında bu o kadar güzel bir incelik ki…Konforunu al, kitabımı ver

Dönemezsem hakkını helal et

Unuttum sanmayın, en güzelini en sona sakladım. Evvelden meşakkatli yolculuklar, zorlu havalar, arkasından risk de getirir, bu sebeple yolculuklar ciddiye alınırdı. Anadolu kültürünün her müntesibi de mutlaka yola çıkmadan önce vedalaşır, helallik ve dua isterdi. Sağ-salim gidip gelmeleri için ise sadaka vermeyi ihmal etmezlerdi. Bu sadaka ise genelde çocuklara verilip, ‘selamet parası’ denilirdi adına. Ne de çok sevinirdik o cüzi paralara, yakınlarımızdan ayrılacağımızı unuturduk bir anda.

1990’ların sonunda, 2000'li yılların başlarında yaptığımız yolculuklardan size aktarabildiğim bir dizi güzellik bunlar. Şüphesiz ki daha eski yolcuların aktaracakları daha büyük güzellikler var. Ancak şunu iyi bilirim ki artık o neşe, o keyif yok. Tek sebebi ise modernizm.

Konforunu al, kitabımı verSelam verecek insan yok!

Ülke içi mesafelerde uçağa atlayıp 1000 km.'yi 1.5 saatte kat ettiğimiz şu günlerde yolculuğun artık hiç bir güzelliği, ehemmiyeti yok. Uzun mesafeleri kısaltan, otel şartlarında konfor sunan arabaların içinde artık kitap yok, yolluk yok, hamdele salvele yok! Arabayı hep beraberce arkadan itmek, sırayla sigara içmek, yatağa uzanmak, kaptanla muhabbet etmek yok. Yola çıkarken ‘hakkını helal et’, ‘dua et’, ‘al şu parayı harçlık et’ demek yok. Ve en vahimi şu ki; seyahat arabasında koltuğunuzu paylaşacağınız adama selam verecek insan yok!

TV, radyo, müzik, internet zehri artık yollarda da seninle. Molalarda artık yolluk değil, restoranlar önünde. Çocukluğunun mahkum kaldığı BMC otobüsler, yolcu değil, kültürünü götürmekte kendiyle birlikte, bilmem nerelere…

 

Ahat Özgerzen BMC otobüslere el salladı

Güncelleme Tarihi: 07 Ekim 2016, 10:01
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Kara
Abdullah Kara - 8 yıl Önce

Güzel bir yazı olmuş. Ancak, 2000'li seneler değil de daha önceki bir tarihte yaşanmış olması gerekir diye düşünüyorum. 2000 yıllar aynı istikamette seyahat ettiğim ama diğer otobüslere de aşina olduğum bir zaman. Otobüslerin (hemen hemen) hepsi 403-404 (ya da diğer markalar) ve host-hostesliydi

tuna
tuna - 8 yıl Önce

sigara kısmı hariç kesnlikle katlyrm. evet, ben o yılları hiç görmedim ama yanıma oturan kişinin benm tüm çabalarıma rağmen 12 saat boyunca tek bir kelime etmemesi gerçekten üzüyor insanı. ha bir de sizn anlattığınız nesil yolcuları varıdr ki; yol boyunca sizinle muhabbet eder, nasihat verir, anlatır bişiler.. velhasıl , güzeldir..

ali
ali - 8 yıl Önce

gereksiz bir nostalji olmuş bence
şimdi siz klimalı iett otobüsleri yerine eski otobüsleri mi tercih ediyorsunuz?
bahsettiğiniz otobüslerle 15 -16 saat yolculuk yapmak mı istiyorsunuz?
çok ilginç gerçekten hatta korkunç

Elif Tuba Can
Elif Tuba Can - 8 yıl Önce

Geçti o günler geçti, artık kitap değil tv var otobüslerde!

mehemet
mehemet - 8 yıl Önce

cem yilmaz kose yazisi yazmaya baslamis sandim bir an:)

Yıldız Gülen
Yıldız Gülen - 8 yıl Önce

Gerçekten çok saçma bir yazı. Ben şahsen eskilere dönmek istemem. Klimasız, ter içinde 15-20 saat yolculuğu kim yapmak ister ki, Bence şu anki konforlu seyahatler daha güzel ve insancıl üstelik uçak biletleri de ucuzluyor. 20 saatlik yolu 2 saatte gidebiliyorsunuz. Ne rahat :))

irem ay
irem ay - 8 yıl Önce

güzel bir yazı olmuş, elinize yüreğinize sağlık. genç derken kaç yaşındasınız merak ettim. yaşadıklarınızdan bir çoğunu yaşamadım onun için soruyorum.

Salim Ol
Salim Ol - 8 yıl Önce

sayın sındırgılının yorumlarının burda işi ne. düpedüz kafa yapıyor!

banner8

banner19

banner20