Kitap Kitap İşte Şakir Kocabaş'ın Evreni

''İslam’da Gerçeklik Kavramı' isimli kitabını okuduktan sonra Şakir Kocabaş evrenine olan hayranlığım fazlasıyla arttı ve diğer kitaplarını okuma isteği yeniden canlanmış oldu." Bilal Kul yazdı.

Kitap Kitap İşte Şakir Kocabaş'ın Evreni

Üniversite öğrencisi olduğum yıllardan birinde (2008) bir yaz tatilinde Kocatepe Camii’nde her Ramazan ayında düzenlenen kitap kültür fuarında çalışmak nasip olmuştu. Bilim ve Sanat Vakfı’na ait Küre ve Klasik yayınevlerinin standında kitap satışına baktım. Kitapçılık daha lise yıllarımdan kalma bir hayalimdi ve bu vesileyle hayalime dair küçük bir tecrübe yaşama fırsatı bulmuştum. Lakin bu fuar kitapçılığı bana bundan daha önemli bir şey verdi: Şakir Kocabaş’ı tanımak…

Kitap okumayı genel olarak seven bir öğrenciydim ancak o güne kadar ne Bilim ve Sanat Vakfı’nı ne de vakfın yayınevlerini bilmiyordum. Bu benim için sadece kârlı bir işti. Yayınevini ve kitaplarını tanımadığım için gelen müşterilere özellikle ilk günlerde pek kitap öneremedim. Ancak müşterilerin tercihlerine göre bir öneri listesi oluşturuyordum kendimce. O dönemde Başbakan’ın danışmanı olan Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabı, bizim İslami/ muhafazakâr/ dindar kesimde pek sevilen Aliya İzzetbegoviç’e ait kitaplar ziyaretçilerime öneri listemin başında yer almaya başlamıştı.

Her üniversite öğrencisi ve mezunu bu kitabı mutlaka okumalı

O sene fuar eskilerine nazaran çok tenha idi ve özellikle iftar saatine kadar pek müşteri olmuyordu. Ben bu zamanları hem kendi tezgâhımdaki kitaplarımı tanımakla geçirmeye çalışıyordum hem de Beka, Pınar, Beyan, Şule ve İz gibi kitaplarını takip ettiğim yayınevlerinin indirimlerine indirim katarak yeni kitaplar almaya çalışıyordum. Özellikle Beka Yayınevi’nden o yıl onlarca kitap almışımdır. Allah razı olsun. Ramazan olması ve kitap ortamında olmamdan dolayı günlerim oldukça güzel geçiyordu. Küre ve Klasik yayınevlerini takip eden belli bir kitle vardı ve onlar geldikçe biraz muhabbet etmeden bırakmak istemiyordum. Neticede bu yolla kitaplarımı tanıma fırsatım oluyordu. Okuyuculardan biri muhabbet esnasında eline küçük bir kitap aldı ve okuyup okumadığımı sordu. Okumadığımı söylediğimde, “Her üniversite öğrencisi ve mezunu bu kitabı mutlaka okumalı.” dedi. İyi hatırlıyorum, o an için bana çok abartılı gelmişti bu sözler ancak kitabı yine de okuyacaklarım arasında sıraya koydum.

Fuar bittiğinde iki büyük koli kitap almıştım. Biraz abartmışım tabi ama çoğu okunmasa bile bir kitaplıkta -başvuru açısından- olması gereken kitaplardı. Bunca kitap arasından kendime küçük bir paket yapıp üniversiteye dönmüştüm ve tabi içlerinde Şakir Kocabaş’ın İfadelerin Gramatik Ayrımı kitabı da vardı. Neticede her üniversite öğrencisinin okuması gereken bir kitap değil mi? Tam olarak ne zaman ve hangi kitaptan sonra onu okumaya başladım anımsamıyorum ancak çok zaman kaybetmeden okudum. Okuduğum günden bu yana kitap tavsiyelerim arasındaki yerini aldı ve “evet, bu kitabı tüm üniversite öğrencileri okumalı.”

Yazarıyla tanışma, konuşma isteği uyandıran kitap

İfadelerin Gramatik Ayrımı bana yıllardır aradığım ama bulamadığım bazı şeyleri vermişti. Lisana yaptığı vurgu ve bu vurguyu yaparken seçtiği anlatım yolu, verdiği örnekler muazzam derecede etkili olmuştu bende. İtiraf etmek gerekirse kitap beni baya zorlamıştı, tabir yerindeyse “beyin yakan” bir kitap. Kitabı okudukça yazarını merak ediyor, soracağım soruları biriktiriyordum. Hatta bana göre kitap bizzat yazar tarafından şerh edilmeliydi çünki oldukça kapalı kalan bölümler vardı. Kitap bittiğinde yazarıyla ilgili Google üzerinden başlayan bir araştırma yaptım ki, bu güzel insanın, ben düşünce dünyasıyla tanışmadan çok daha önce vefat etmiş olduğunu öğrendim. Üzüldüm desem yaşadığım duygu halini anlatma konusunda yetersiz kalırım. Keşke demenin bir işe yaramadığı bir dünyada “keşke daha önce tanıma fırsatım olsaydı.” demekten kendimi alamadım.

Şakir Kocabaş ile tanışma imkânım kalmamıştı lakin geride bıraktığı eserleri okuyarak kendisinden istifade edebilirdim. O günlerde sanırım üç kitabı vardı. Ancak sadece İfadelerin Gramatik Ayrımı’nın baskısı vardı. Diğer kitapları için uzun bir zaman beklemem gerecekti. Kocabaş evreniyle tanışmamın üzerinden yaklaşık beş yıl geçtikten sonra bir gün Ankara Birleşik Kitabevi’nde; bana hep bir nevi “kitap adam” gibi görünen Arif Bey’le muhabbet ederken bir kitap ilişti gözüme. Şakir Bey’in Pınar Yayınları’ndan çıkan kitabı İslam’da Gerçeklik Kavramı tesadüfen önümdeydi. Ramazan günü akşam ezanını duyan Müslüman gibi sevindim. Hemen aldım kitabı ve okumaya başladım. İfadelerin Gramatik Ayrımı kitabında bende bir çeşit devrime sebep olan Kocabaş evreni şimdi yeni devrimlere kapı aralıyordu. 2008 yılında bana ilk Şakir Kocabaş kitabını öneren, ismini bilmediğim, cismini unuttuğum kitap dostunun tavsiyesini yinelememek elde değil. Evet, İfadelerin Gramatik Ayrımı’nı tüm üniversiteliler okumalı ancak İslam’da Gerçeklik Kavramı’nı Türkçe okuyabilen her Müslüman kitapsever okumalı.

Şakir Kocabaş’ın kitapları ne anlatır?

İslam’da Gerçeklik Kavramı isimli kitabını okuduktan sonra Kocabaş evrenine olan hayranlığım fazlasıyla arttı ve diğer kitabını okuma isteğinde yeniden canlanmış oldu. Ancak o sıra yaşadığım bazı dünyevi sıkıntılar sebebiyle bir süre okuma eyleminden uzak kaldım. Ve birkaç yıl sonra bir gün Birleşik Kitabevi’nde ve yine bir tesadüf eseri yeni bir Şakir Kocabaş kitabı gördüm ve hemen başka kitabı olup olmadığını sordum. Arif Ağabey diğer kitaplarını da buldu benim için; Anlamlılık Üzerine, İslam’da Bilginin Temelleri, Kur’an’da Yaratılış ve Fizik ve Gerçeklik. Böylece baskıda olan tüm kitaplarını almış oldum. İfadelerin Gramatik Ayrımı’nı önüme çıkan herkese okutmaya çalıştığım için önce ilk kitabı, sonra bir ikincisini kaybetmiştim. Hazır almışken bu kitabını yeni baskısından aldım.

Şakir Kocabaş’ı tanıyan ya da okuyan bir arkadaşım olmadığı için kitapların okuma sırasını kendiliğimden oluşturmam gerekti ki tesadüfler beni seviyor olmalı. İlk okumaya başladığım Anlamlılık Üzerine kitabı, İfadelerin Gramatik Ayrımı’na devam kitabı olarak kaleme alınmış. Daha sonra İslam’da Gerçeklik Kavramı ile ortak yanları olan Kur’an’da Yaratılış ve sonrasında İslam’da Bilginin Temelleri kitaplarını okudum. Fizik ve Gerçeklik kitabının beni çok zorlayacağını tahayyül ediyordum; bu nedenle en sona bırakmıştım ki okuduğumda gerçekten beni oldukça zorladı. Bu kitabı okumak için bazı özel bilgileri yedeğimizde bulundurmamız gerekiyor sanırım ki bende onlardan yok. Kitapların her birini tek tek ele alalım şimdi ve bu büyük hazineden biraz pay çıkartalım. Umulur ki bu yazıyla karşılaşan insanlar da böyle bir hazineden paylarını almayı unutmazlar.

“İfadelerin Gramatik Ayrımı” ve “Anlamlılık Üzerine”

İfadelerin Gramatik Ayrımı hacim olarak küçük bir kitap ve bazı bölümler biraz kapalı kalmış. Üstad bu durumu fark etmiş olmalı ki bir devam kitabı olarak Anlamlılık Üzerine isimli eserini kaleme almış. Kitabın önsözünü 1985 yılında yazmış olmasına rağmen ancak 2014 yılında ilk baskı yapılabilmiş. Yukarıda da anlattığım üzere baskısı olan kitapların hepsini aldığımda tesadüfen okumaya bu kitapla başlamıştım. Bu kitap bir devam kitabı olduğundan olsa gerek tanımlayıcı konular dikkat çekiyor. “Bilim nedir?”, “hipotez, model, teori ve bilimsel kanun nedir?” gibi tanımlamaya dönük konularla taşlar yerine oturtuluyor.

Anlamlılık Üzerine kitabı, İfadelerin Gramatik Ayrımı’na göre biraz daha fazla fizik ve felsefe bilgisi istiyor diyebilirim. Gerek adı geçen düşünürlerin düşüncelerine dair ve gerekse bahsi geçen teori ve hipotezlerin içeriğine dair biraz bilgi sahibi olan bir kişi muhtemel ki bu kitaptan benden daha fazla istifade edecektir. Bu açıdan bakıldığında bu kitabın da bazı kısımları benim açımdan biraz kapalı kaldı ancak olabildiğince faydalanmaya çalıştım. Fizik ve felsefe ile hiç alakanız olmasa bile yararlanabileceğiniz içeriklerin de olduğu bir kitap. 

Kitaptan birkaç alıntıya yer verelim:

Birer model veya model sistemleri olarak ele alındıklarında, hipotezlere ve teorilere inanmak veya inanmamak söz konusu olamaz. Bunların şu ve şu olayların açıklanmasında uygun olup olmadıkları söz konusudur. (Hiçbir fizikçi “Ben Newton mekaniğine inanıyorum” veya “Relativite mekaniğine inanıyorum” demez.)

… anlamsız bir soruya, aynı çerçevede verilebilecek her cevap da anlamsızdır.”

“ … her insan (akıldan eksik olanlar hariç), kendi hayat tarzı içinde dindar bir insandır.”

İslam’da Gerçeklik Kavramı (Kur’an’da Hak Kavramı)

İfadelerin Gramatik Ayrımı’nı okuyup Şakir Kocabaş’ın düşünce dünyasının etkisine kapılmış biri olarak, “İslam’da Gerçeklik Kavramı” kitabına başlarken beklentilerim çok yüksekti. Ya hayal kırıklığına uğrayacaktım ya da hayranlığım artacaktı. Bu düşünlerle başladım kitabı okumaya ve daha önsözde bile nasıl bir kitapla karşı karşıya olduğumu anladım diyebilirim. Kitabın hazırlanış evrelerini maddeler halinde anlatan üstad, okuyucusuna da “bu ciddiyete hazır olarak okumaya başla” demiş bence. Bu maddeleri aynen aşağıya alacağım çünki Kur’an üzerine bir çalışma yapmanın ya da herhangi bir konu üzerine bile çalışma yapmanın ne kadar ciddi bir iş olduğunu görmek lazım. Bu maddelerle izlenen yorucu yöntemi takip ederek benzer çalışmalar yapılabilir.

Kur’an’da “hakk” kelimesinin geçtiği bütün ayetlerin listesinin hazırlanması.

Bu kelimeye yakın bir kavram ilişkisi içinde geçen kelimelerin tespit edilmesi.

“Hakk” kelimesinin bu kelimelerle içinde bulunduğu kavram yapılarının şemasının çıkartılması.

“Hakk” kelimesinin geçtiği ayetlerdeki kullanım çevrelerine göre ayetlerin bir ön sınıflandırmasının yapılması ve ayet mealleri ve ayetlerin transkriptlerinin bir çalışma dosyası şeklinde hazırlanması.

Hazırlanmış olan dosyanın baştan sona, bir grup çalışma içinde ayetlerin tek tek Kur’an’da hangi bağlam (konteks) içinde ve başka hangi ayetlerle bağlantılı olarak geçtiğinin incelenmesi.

Bu inceleme sırasında önceden yapılmış olan sınıflandırmaya uymayan durumlarda gerekli düzeltmelerin yapılması.

Bu şekilde düzeltmeler tamamlandıktan sonra dosyanın son defa gözden geçirilmesi.

Maddelerden de anlaşılacağı üzerine zaman alıcı ve uğraş isteyen bir çalışma ile bu kitaba son hali verilmeye çalışılmış. Kitap Bilim ve Sanat Vakfı’nda oluşturulan 4-5 kişilik bir çalışma gurubunun ortak ürünü olarak da algılanabilir. Önsözden aldığım bu “ciddi ol” ihtarından sonra kitaba kafa olarak daha bir yoğunlaştığımı söyleyebilirim.

Kocabaş’ın tüm eserlerinde baskın olarak göreceğimiz şey “lisan” üzerine yaptığı vurgudur. Bu kitabına da önsözden sonra kısa bir girişin ardından “lisan nedir?” sorusuyla başlıyor. Kitabın akışında yer yer kullandığı şemalar ile anlaşılmasını daha çok kolaylaştırmaya çalışmış. Üstad kitabı 5 ana kısma ayırmış; bunlardan ilki olan “giriş” kısmında yoğun bir şekilde lisan üzerinde duruyor ve öncelikle bu konuyu netliğe kavuşturmaya çalışıyor. Şimdi bu kısımdan birkaç alıntı yapalım:

Kullanılan lisanın sınırları düşüncenin de sınırlarını belirler.”

“…daha sonra bazı kelamcılar tarafından Eski Yunan düşüncesinden lisana sokulan ‘varlık’ (vücud) kelimesiyle ortaya konan ‘Allah vardır’ şeklindeki ifadelerin tamamen anlamsız olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü varlık kavramı belli bir süre için yaratılmış şeyler için kullanılır.” “Bunun yerine ‘Allah gerçektir (hakkdır)’ diyebiliriz. Lisanda bir ifadenin doğruluğu veya yanlışlığı değerlendirilmeden önce onun anlamlı olup olmadığını tespit etmek gerekir. Bir ifade anlamsızsa, onun zıddı da anlamsızdır. Aynı şekilde, anlamsız bir soruya verilecek cevaplar da anlamsız olacaktır.”

En güçlü lisan, hem kavramları çok olan, hem de bu kavramlar arasındaki bağlantıları gerçekliği ifadede en uygun olan lisandır.”

‘Millet’ kelimesi Osmanlı – İslam medeniyetinde, bu medeniyetin kavram yapısı içinde bugün ‘kültür’ diyebileceğimiz “gelenekler / davranış biçimleri’ anlamında kullanılıyordu. Hatta bu kelime o dönemlerde hazırlanmış Fransız ve İngiliz lügatlerinde ‘kültür’ manasında ‘milieu’ olarak girmişti.

İfadelerin Gramatik Ayrımı ve Anlamlılık Üzerine kitaplarında olduğu gibi bu kısımda da yazar lisanın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, nasıl kullanılması gerektiğini anlatıyor. Alıntıladığımız kısımların üzerine çok fazla söz eklemek istemiyorum ancak sadece ilk cümleye dikkatlice baktığımızda; üstadın hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Aynen söylediği gibi kullandığımız dil -ki lisanın sadece bir parçasıdır- bizlerin düşüncesinin sınırlarını belirlemiyor mu? 300 kelimeyle konuşan günümüz insanının düşünce dünyasının bunca kısır kalmasının bir sebebi (belki en önemli sebebi) kullandığımız dilin kısırlığı değil mi?

İkinci ana kısım olan “Çalışma Metodu” kısmında izlediği yolu çok uzatmadan detaylı bir şekilde açıkladıktan sonra “Kur’an’ın özellikleri” başlıklı üçüncü kısım başlıyor. Hem bu üçüncü kısımda hem de “Hakk Kelimesinin Anlam Çerçeveleri” başlıklı dördüncü kısımda yazar kendini biraz daha geriye çekiyor ve okuyucu daha çok Kur’an ayetlerinin mealleriyle baş başa bırakılıyor. Belli bazı başlıklar yardımıyla ve zaman zaman araya girerek ulaşmaya çalıştığı gayeyi anlamamızı sağlamaya çalışıyor. Son kısım olan “Kavram Grafikleri” başlıklı kısımda ise yaptığı çalışmanın bir nevi özeti sayılabilecek bir takım şemaları okuyucusuna sunuyor. Burada verdiği şemalar tüm İslam davetçilerinin işine yarayacak nitelikte. Hakk kavramı bağlamında bir araştırmaya girmeden istifade edilmesi kesinlikle zaman kazandıracaktır.

Kitabın elimdeki baskısı Mart 2004 tarihi taşıyor ve Pınar Yayınları tarafından basılmış. 133 sayfa olan kitap baskı açısından da iyi durumda ancak dipnotlar bölüm sonuna değil de sayfa altına konmuş olsa daha güzel olurdu.

Kur’an’da Yaratılış (Uzayların ve Maddenin Yaratılışı)

Kur’an’da Yaratılış kitabı beş temel bölümden oluşan bir kitap ve bu bölümlerden ikisi üstadın İslam’da Gerçeklik Kavramı kitabından aynen alınmış. “Çalışma Metodu” ve “Kur’an’ın Özellikleri” bölümleri bir önceki kitapla birebir aynı. Kitabımızın oldukça uzun sayılabilecek bir giriş bölümü ve işin doğrusu bu giriş bölümündeki bilimsel meselelere fazlasıyla yer ayrılmış olması, konudan uzak insanların kitabı bırakmalarına sebep olabilir. Ancak bu kısımlardan da olabildiğince istifade etme gayretiyle okuyup dördüncü bölüm olan “Uzay Ve Maddenin Yaratılışı” bölümüne ve nihayetinde son bölüm olan “Semavat Ve Arzın Yaratılışı İle İlgili Ayetler” başlıklı bölümü de okuyarak kitabı tamamladığımızda, kitabı okumuş olmaktan dolayı fazlasıyla memnun kalınacağına eminim.

Kişisel olarak bir dini kitapta “foton ve elektronların davranışı”, “karanlık madde” veya “elementer parçacıkların kütle dağılımı” gibi konuları görmeye pek alışık değilim. Hal böyle olunca kitabın ilk kısımlarında biraz afalladım diyebilirim. Ancak üstadın nereye varmaya çalıştığı anlamaya gayret edilirse sıkıntı kalmıyor. Giriş kısmında bir alıntı yapalım: “Batı bilim anlayışı içinde … teori geliştirmenin amaçlarını şöyle özetleyebiliriz: (i) Belli bir kavram sistemi içinde yapılan deney ve gözlemlerden elde edilen bilgileri düzenli bir yapı, ‘teori’ içinde toplamak; (ii) bu yapıyı kullanarak geçmişte meydana gelmiş olayları açıklamak; (iii) bu yapıyı kullanarak henüz vuku bulmamış olaylar hakkında öngörülerde bulunmak. Görüldüğü gibi bu amaçlar arasından ‘gerçeği anlamaya çalışmak’ diye bir amaç bulunmamaktadır.” “Buna karşılık, Müslümanların teori geliştirmede temel amaçlarından biri gerçekliği anlamak olmalıdır.”

Alıntılarla çalışmanın hacmini artırmamak gerektiğinden bu kadarıyla yetinelim ancak özellikle mevcut bilim anlayışıyla, Müslümanların bilim anlayışına dair yaptığı kıyaslama dikkate değer. Zaten bu kitabın giriş bölümüne genel olarak böylesi bir kıyaslamanın damga vurduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın özellikle dördüncü ve beşinci bölümünün meal ve tefsir çalışmaları yapan tüm Müslümanlar için fazlasıyla istifadeye açık olduğunu söylemeliyim. Üstad bu iki kısımda Kur’an’da geçen bazı kelimeler üzerinde yaptığı detaylı çalışmalarını bizimle paylaşıyor. Böylece kitaplarının tamamında yaptığı “lisan” vurgusunun bir nevi pratiğini okuyucusuyla paylaşıyor. “ fatır kelimesi meallerde ‘yaratan’ veya ‘yoktan var eden’ diye tercüme edilmektedir. Hâlbuki ‘yaratma’, haleka kelimesinin karşılığıdır, fataranın değil. Aynı şekilde halık kelimesine de meallerde ‘yaratan’ manası verilmektedir. Kur’an’da iki ayrı isim ve fiile aynı manayı vermek doğru bir yaklaşım değildir, çünkü bu yaklaşım sonuçta Kur’an’daki ifade zenginliğini ortadan kaldırmaya götürür.” Alıntıladığımız bu kısa bölümde üstad, fatır, fatara, halık, haleka kelimelerinin birbiriyle karıştırıldığını ve bu karıştırılmanın belki hayatımızda hemen fark edilen bir yansımasının olmadığını ancak devam ettiği sürece Kur’an’da bir anlam daralmasına yol açabileceğine vurgu yapıyor.

Bu kitapta beni en çok şaşırtan kısımlardan bir tanesi ise Şakir Kocabaş’ın bir ayet (Talak 65/12)  üzerine açıklamalar yaparken bu ayetten üç farklı anlam çıkabileceğini ve bu anlamlardan bir tanesinin “Yedi sema olduğu gibi, bildiğimiz dünya gibi yedi tane de arz vardır.” şeklinde olabileceğini söylemesidir. İlerleyen satırlarda her ne kadar diğer iki çıkarımın günümüzdeki bilgilerimiz ışığında daha makul olduğunu söylüyor olsa da böyle bir ihtimali yani ‘uzaylıların varlığını’ söyleyebilmesi oldukça önemli. Tam da söz buraya gelmişken kitaptan bir alıntı daha yapalım: “Kur’an üzerine çalışırken onda anlamadığımız bir konuyla karşılaşmışsak, bu mutlaka bizim bilgimizin yetersizliğindendir. Bu durumda şöyle dua etmemiz gerekir: ‘Rabbim, benim ilmimi artır.’ (Ta-Ha 20/114)”    

Kitabın ilk baskısı Ocak 2004 tarihinde Pınar Yayınları tarafından yapılmış ancak elimdeki baskı Mart 2015 tarihli Küre Yayınları baskısı. Her iki yayınevinden de Allah razı olsun.

İslam’da Bilginin Temelleri ( Emr Kitabı)

Üstadın kitapları genel olarak birbirinin içine geçmiş durumda. Belki Fizik ve Gerçeklik kitabını biraz daha felsefe ilgisi istediği için ayrı tutabiliriz ancak diğer tüm kitaplarından hangisini hangisinden sonra okuduğunuzun pek bir önemi yok. Tüm kitaplarında dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz: Lisan.

İslam’da Bilginin Temelleri sekiz ana bölüm ve bir ekten meydana gelmiş. Kitap daha giriş bölümünde okuyucuya nadir duyabileceği bilgiler sunarak nasıl bir evrene girdiğini gösteriyor. Bu nadide bilgilerden az bir kısmını alıntılar yoluyla paylaşmak istiyorum.

Denilebilir ki, İslam medeniyetinin gerilemesi ve sonunda etkinlik açısından ortadan kaybolmasının temelinde Kur’an’da verilmiş bu kavramsal yapının dile yansımasında zaman içinde değiştirme, basitleştirme ve ihmaller yoluyla bozulması yatmaktadır.”

Hakk (gerçeklik) tutkusu olmayanların ilme (bilgi) sevgi ve saygısı olamaz.”

İslam tarihinde ilm kelimesi, ilk defa on birinci yüzyılda kelamcılar tarafından ‘ilmü’d-din’ (din ilmi) şeklinde bir isim tamlaması içinde kullanılmaya başlamıştır. Buradan hareketle daha sonraları ilm kavramı, ‘din ilmi-dünya ilmi’ şeklinde kesin bir bölünmeye kadar gitmiştir.”

Bu bölünmüş ilm kavramının sonucu olarak laiklik, yani ‘din ve dünya işlerini birbirinden ayırma’ (?) ilk defa on ikinci yüzyılda Müslümanların düşünce ve eğitim hayatına girmiştir.”

Bu bölümde dikkatle okunup üzerinde saatlerce düşünmek gereken ve belki sayfalarca yazmayı gerektiren daha çok alıntı var aslında ancak çalışmamızın kapsamı ve amacı açısından bu kadarıyla yetinmek gerekiyor. İkinci kısımda “Kur’an’da Emr Kelimesi” başlığı altında “emr” kelimesi üzerinde duran üstad Şakir Kocabaş bu kelimenin nasıl yanlış anlamlandırıldığını ve aslında olması gerekenin ne olduğunu oldukça detaylı bir şekilde ele alıyor. Devamında gelen bölümlerde ise sırasıyla izn, sahhara, sultan, akl ve ruh kelimeleri üzerinde benzer bir şekilde duruyor. Ve kitabı kitaba konu olan ayet meallerinin yer aldığı ek kısmıyla son veriyor.

Üstadın bu kitabı 1987 yılında İngilizce olarak yayımlanmış, 1997 yılında İz Yayıncılık’tan genişletilmiş Türkçe baskısı çıkmış. Küre Yayınları 2015 Mart’ında elimizdeki bu baskısını yayımlamıştır.

Fizik ve Gerçeklik (Bilim Felsefesine Kavramsal Bir Yaklaşım)

Şakir Kocabaş evreninin son durağı olan Fizik ve Gerçeklik kitabı da diğer kitaplarında olduğu gibi “lisan” vurgusu taşıyor. Ancak kitabın tek konusu lisan değil tabii. Yedi ana bölümden oluşan kitabı son durak olan nitelemiş olmamın sebebi kitabın üst düzey istifade için biraz fizik ve felsefe bilgisi istiyor olmasıdır. Eğer benim gibi fizik ve felsefeyle pek alakanız yoksa, bu kitaptan beklediğinizden çok daha az faydalanabilirsiniz. Eğer üstadın diğer kitaplarını okuduktan sonra bu kitaba başlıyorsanız beklentinizin yüksek olması çok doğal ancak okumaya başladığınız kitabın sayfaları ilerledikçe göreceksiniz ki Kocabaş evreninin bu kısmı biraz daha karmaşık.

Kitaptaki karmaşıklığa benim ilgi alanlarıma hitap etmiyor olması sebep oluyor tabi; yoksa gerek üslubu, gerek gayesi açısından diğer kitaplarıyla bir bütünlük içinde ilerlediği fark ediliyor. Bu bütünlüğe dair birkaç alıntı yapalım:

… teorilere inanmak veya inanmamak anlamsızdır, çünkü böyle bir durum bunları temel inanç ifadeleriyle aynı kategoriye sokmak demektir.

Fiziksel dünya hakkındaki bu ‘alışkanlık’ lisanımıza nereden girmiştir? Kendi tecrübelerimizden mi, yoksa 2400 yıl önce formüle edilmiş bazı tariflerin gerçeği anlattığını kabul ettiğimizden mi? Maddenin en küçük parçasının bir ‘parçacık’ olduğu ve bunun da mutlaka tek olması gerektiği sonucunu hangi kitaptan çıkarttık veya buna hangi tecrübe ile ulaştık? Uzay ve zamanın sonsuz bölünebilir olduğunu neden tartışmadan kabul ettik? Bunları söyleyen eski felsefecilerin fiziki dünyayı herkesten daha iyi bildiğini mi düşündük?” 

Şu küçük alıntıdaki her bir soru üzerine uzun uzun düşünmek ve cevapları cesaretle vermek gerekli değil mi?

İfadelerin Gramatik Ayrımı, Küre Yayınları

İslam'da Bilginin Temelleri, Küre Yayınları

Fizik ve Gerçeklik, Küre Yayınları

Kur'an'da Yaratılış, Küre Yayınları

İslam'da Gerçeklik Kavramı, Pınar Yayınları

Anlamlılık Üzerine, Küre Yayınları

Bilal Kul

Yayın Tarihi: 29 Kasım 2016 Salı 13:18 Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2019, 22:42
YORUM EKLE
YORUMLAR
mustafa yasir
mustafa yasir - 5 yıl Önce

Kitap eleştirisindeki emeğinize sağlık. Kitapları okuma isteği uyandırdı. Okumaya çalışıp soru işaretlerini artıracak mı, azaltacak mı goreceğim. Sonuçta kisinin nasıl anlayacağına bağlı bir durum. Tekrardan emeğinize sağlık.

banner19

banner36