Kırım'ın en sanatkâr sultanı Gazi Giray Han

1554'te doğan Devlet Giray'ın oğlu olan ve gösterdiği kahramanlıklardan ötürü 'Bora' lakabıyla da tanınan II. Gazi Giray Han, Kırım'ın büyük hükümdarlarından biri olmanın yanı sıra, hat sanatı ve musikide üstadlık derecesinde bir sanatçıdır. Ahmed Sadreddin yazdı.

Kırım'ın en sanatkâr sultanı Gazi Giray Han

II. Gazi Giray Han, hem siyasi ve askeri açıdan, hem de gerçek bir sanatçı olması bakımından Kırım tarihinde mühim bir yeri bulunan bir hükümdardır. 1554 yılında dünyaya gelmiş II. Gazi Giray Han. 1578 yılında vuku bulan Osmanlı-Safevi mücadeleleri esnasında tarih sahnesine çıkar. Adil Giray kumandasındaki Kırım ordusuna bir kumandan olarak katılır ve gösterdiği kahramanlıklar Özdemiroğlu Osman Paşa'nın takdirini kazanır.  

II. Gazi Giray'ı Kırım hanlarının en büyüklerindenbiri olarak niteleyen Halil İnalcık, O'nun; hanlığı döneminde, İstanbul'un emirlerini her zaman yerine getirmeyen, Kırım'ın önde gelen zümreleri ile hanlığı sıradan bir eyaleti gibi gören Osmanlı hükümet merkezi arasında dengeyi kurabilen, büyük bir başarı sağlayan bir devlet adamı olduğunu ifade eder.

Hükümdar muamelesi görmek ister

II. Gazi Giray Han zamanında Kırım Hanlığı, İstanbul ile her zamankinden daha çok iş birliği yapar. Gazi Giray, kültürel yönden ve idari bakımdan Osmanlı nüfuzunun önemli ölçüde artmasına izin vermiş ve diğer hanlardan farklı olarak, "Ebü'l- Feth el-Gazi" unvanını kullanmış. Osmanlılar'dan gerçek bir hükümdar gibi muamele görmek isteyen II. Gazi Giray Han, bununla beraber hanlığın iç teşkilatında Osmanlı etkisiyle önemli düzenlemeler yapmış.

Hükümdarlık yönünü bu şekilde özetleyebileceğimiz II. Gazi Giray Han'ın, çeşitli ilim dallarının yanı sıra hüsn-i hat ve musiki gibi güzel sanatlarda ileri derecede ustalık sahibi kaydedilir. 1602'de katıldığı Macar seferinde kışı Peçuy denen bir bölgede geçiren Giray Han, orada tarihçi Peçuylu İbrahim'e kitabet, ta'lik yazının incelikleri ve kalem kesme usullerini öğretir.

Müzikte de üstad

II. Gazi Giray Han'ın sanatkâr yönünün en ileri yanı, klasik Türk musikisi alanındaki eserlerinde görülür. Birçok enstrümanı kullanabilen usta bir sazende ve döneminin en güçlü bestekârlarından biri olarak gösterilir Giray Han. Kendisinin bestelediği peşrev ve saz semailerinden altmış iki tanesi günümüze ulaşabilmiş. Bunun yanı sıra el yazması güfte mecmualarında kendisine ait olduğu tahmin edilen “Tatar” isimli birçok güfteye rastlanır fakat bunların besteleri günümüze ulaşmamış.

Bendenizin döne döne dinlediği II. Gazi Giray Han bestelerinden biri, hüseyni peşrevi, diğeri ise nihavend peşrevi. Hüseyni peşrevi, Cenab-ı Hüseyin Efendimiz Hazretlerine götüren, ince yanık bir hüznü taşıyor. Nihavend peşrevi ise Bağdad'ın, manevi ikliminde gezintiye çıkaran bir meltem.

Biraz hamasi, biraz lirik bir şair

Musikiden sonra II. Gazi Giray Han'ın sanatçı yönü şairliği ile ön plana çıkar. Şiirlerinden “Gazayi” veya “Han Gazi” mahlaslarını kullanan II. Giray Han, Farsça, Arapça, Kırım ve Osmanlı Türkçeleri ise manzum eserler vermiş. Divan edebiyatının nazım şekilleriyle kaleme aldığı şiirlerinde, özellikle mertlik ve kahramanlık hislerini terennüm eden manzumeleri ile Türk edebiyatında belli başlı hamasi şairler arasında anılır. II. Gazi Giray'ın düşündüklerini çekinmeden söyleyen, haksızlık ve yolsuzluklara tahammül edemeyen mizacı dolayısıyla hicviyeler de yazmış.

Kırım hanları hakkında malumatlar barındıran Halim Giray'ın “Gülbün-i Hanan” adlı eserinde II. Gazi Giray Han'ın bir divan tertip ettiğinden bahsedilir fakat bugüne ulaşabilmiş değildir. İsmail Hikmet Ertaylan, "Gazi Geray Han, Hayatı ve Eserleri" kitabında kendisinin 42 gazelini yayınlamış. Bir “divançe” olarak anılabilecek olan eserde gazellerin yanı sıra Yunus Emre'nin "Dolap niçin inilersin" ilahisini andıran, "Yol üstünde yoluktum bir dolaba/Dedim niçin sürersin yüz bu aba" beytiyle başlayan kırk bir beyitlik bir manzumesi de bulunmaktadır.

Bülbülün güle hasretini de yazmış

II. Gazi Giray Han'ın eserlerinden bir diğeri de “Gül ü Bülbül” mesnevisi. Bülbülün güle olan muhabbeti yüzünden çektiği ızdırabı klasik aşk mesnevisi niteliğinde ele alan bir manzume olarak dikkat çeker. Mesnevinin bazı kısımlarında bülbüle ağzından lirik gazeller söyleten II. Gazi Giray Han, bu eserini Çağatay Türkçesi ile Peçuy'da bulunduğu 1602 kışında tamamlar.

İsmail Hikmet Ertaylan, II. Gazi Giray Han hakkında yayınladığı kitapta bu eser hakkında bazı bilgiler verir. Bu malumatlara göre, “Gül ü Bülbül”ün bir nüshasının Rusya'da Leningrad Kütüphanesi'nde, Fuzulî'nin “Leyla vü Mecnun”unu ihtiva eden yazmanın içinde bulunduğunu söyler. II. Gazi Giray'ın bir diğer eseri de, yine Peçuy'da iken kaleme aldığı kahve ile şarap arasındageçen münazarayıkonu alan bir manzume olan, “Kahve ile Bade”dir. Eserin nüshalarına şimdiye kadar ulaşılamamış.

Payitahta, vezirlere, devlet adamlarına, âlimlere mektuplar

Bütün bu eserlerin yanı sıra kaynaklarda II. Gazi Giray Han'ın ayrıca usta bir münşî olduğu belirtilir. Kırım hanı sıfatıyla Osmanlı payitahtına, vezirlere, devlet adamlarına, Hoca Sadeddin Efendi ve Hüseyin Kefevî gibi ulemaya gönderdiği manzum ve mensur mektupları inşa mecmualarında yer alır. Bu iki âlime yazdığı dört mektup, Hoca Sadeddin Efendi'nin “Mekatib-i Sultani” adıyla tertip ettiği bir mecmuadan alındığı kaydıyla Abdullahoğlu Hasan tarafındanyayınlanmış.

Bütün bu güzel hasletlere sahip olan II. Gazi Giray Han, Namık Kemal'in “Cezmi” isimli romanının ikinci derecedeki kahramanları arasında zikredilir. Kendisinin hüseyni peşrevi ile yazmaya başladığım yazıyı, yine aynı eserinin nağmeleri kulağımda, kendisine “hazret” demek iştiyakı içimde olduğu halde, ruhunun mele-i alada ferahnâk buyrulması duasıyla bitiriyorum.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Mayıs 2019, 10:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26