Âkif içindeki harap olmuşluğu nasıl ifade etti?

Aylık edebiyat ve fikriyat dergisi İtibar’ın kasım sayısında kıymetli yazılar var. Bu yazılardan biri de Nuri Sağlam’ın, “Siyasal Bir Eleştiri Metni Olarak Mehmed Âkif’in ‘Firavun ile Yüzyüze’ Şiiri” başlıklı yazısı. Sadullah Yıldız yazdı.

Âkif içindeki harap olmuşluğu nasıl ifade etti?

 

 

Aylık edebiyat ve fikriyat dergisi İtibar’ın kasım sayısında kıymetli yazılar var. Sinema çevrelerince övüle övüle bir hâl olan Yozgat Blues’un yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun’la röportajdan, Hasan Aycın’ın, bilhassa sakallı ve mütedeyyin oluşunun karakter problemlerinin kefaretini ödediğini zanneden amcaları ilgilendirdiğini düşündüğüm harikulade çizgisine; Haşmet Babaoğlu’nun sakin ve karlı bir İstanbul akşamı sessizliğinde okuyup, kendimi hissetmeye bıraktığım yazısından, birtakım şiirlere ve güzel fotoğraflara kadar dolu dolu bir dergi var aralık sayısında İtibar’ın. İhsan Fazlıoğlu’nun Türkiye’deki İslam felsefe-bilim çalışmalarına dair yazısı ve Ercan Yıldırım’ın İslamcılık’a dair yazısının da hararetle tavsiyesini yapmış olayım.

Nuri Sağlam’ın, “Siyasal Bir Eleştiri Metni Olarak Mehmed Âkif’in ‘Firavun ile Yüzyüze’ Şiiri”, serlevhalı yazısıyla derginin sayfaları arasında olduğunu söyleyip mevzuya şüru edelim.

Nuri Sağlam’ın okuma biçimine dair notlar

Nuri Sağlam, fakülteden de hocam olduğu için üslubuna ve dikkatlerine az çok aşina sayılırım. Bir metnin sosyal şartlardan arındırılarak tahlil edilmesinin mümkün olmadığına ve yazarın, dönemsel politik bağlamdan/sosyal şartlardan koparılamayacağına, yazdığı eserin de bu kontekst etrafında değerlendirilmesinin kaçınılmaz olduğuna dair vurguları vardır. Tanpınar’ın, “Sahnenin Dışındakiler”i üzerine kaleme aldığı bir yazısını, amfide bariton ve vakur sesiyle okumuş, beklediğimiz ve bildiğimiz roman okuma üsluplarının dışında bir tahlil metoduyla, teferruatlara müthiş bir vukufiyetle kitabın politik ve sosyolojik alt katmanlarını irdeleyip meydana seren çok çarpıcı bir tabloyu çizivermişti.

Doğrusunu ve kısaca söylemek gerekirse, şimdiye kadar bir kitabı hakikaten okuyor olmanın ne kadar ciddi bir iş olduğuna ve okuma ediminin böylesinin de mümkün olabileceğine dair itikadımı ilk defa Nuri Hocamın enfes tahlillerinde edindim. O şekilde okuyabildiğimi iddia etmiyorum elbette ama görünenin ötesinde bir de böyle bir okuma biçiminin mümkün olduğunu gördüm en azından. Perde arkasını görebilmek becerisi, perdeyi yerli yerine yerleştirebilmek kadar takdire şayan bir kabiliyet.

Bir vakur tavrın teknik izahı

Nuri Hocamın yazısı, Âkif’in mezkûr şiiri yazdığı dönemin genel portresini çıkarmakla başlıyor. Bu bir lüks değil, zaruret. Vatan ve millet uğruna aşk u şevkle gayret edip çalışmasının ardından, Mayıs 1923’teki seçimlerde aday gösterilmeyen Âkif için, yeni muktedirlerle arasındaki tek problem bu değil: “Kurtuluşu bila-kayd u şart Batı Medeniyeti’ni kabul ve tatbik etmekte gören yeni rejimin Türkçü ve Batıcı kadrolarının, siyasî kimliği kendisi gibi dinî ve millî referanslara dayanan şahsiyetleri, rejimin geleceği açısından oldukça tehlikeli gördüklerini yakından biliyordu.” Ankara hükümetinin bağlamadığı emekli maaşının yokluğunda geçim sıkıntısı çeken ve çareyi Mısır’a gitmekte bulan Âkif, yeni rejimin asrîleşmek ve halkı inkılâplara ısındırmak adına ortaya koyduğu icraata, açıktan hiç ses çıkarmamış ve siyasal eleştiri adına hiçbir metin kaleme almamış. Elbette onun karakterini de hesaba katarak Nuri Sağlam, “Sırf uğrunda yaşadığı idealleri yüzünden böylesine büyük bir haksızlığa ve zulme maruz kalmış Âkif gibi bir şahsiyetin, bütün bu olup bitenler karşısında sessiz kalabileceğini düşünmek de pek mantıklı görünmemektedir.” diye yazmış.

Peki, elde böyle bir eleştiri metni mevcut olmadığına göre bir yerlerde bazı şeyler gözden kaçırılmış olabilir mi? Âkif’in, içindeki bu harap olmuşluğu ifade için, sembolizmin ardına gizlenmiş olma ihtimali nedir? Nuri Hocamızın yazısı, bu ihtimalin var olduğunu ortaya koyuyor.

Mustafa Kemal’in ardındaki Firavun

Hocanın ele aldığına göre, “Firavun ile Yüzyüze” şiirinde gösterilmek istenen ikincil anlam alanı, karakter/misyon/fonksiyon planında Firavun’la özdeşleştirilmesi istenen Mustafa Kemal Paşa ismi. Şiirin bu şekilde düşünülmesi için gerekçelerden biri de, belki de Âkif’in her yazdığı şiirinde illa ahlakî ya da pragmatik olana ait bir şeylerin olması. “Dolayısıyla şiirin yüzeysel yapısında doğrudan doğruya Firavun’u hedef alan eleştiri ve serzenişlerin, alttan alta işleyen ikinci bir anlam katmanında, aynı gerilim ve aynı ses tonuyla Mustafa Kemal Paşa’ya yöneldiği anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, görünürde Firavun’la yüzleşen şair, şiirin örtük anlam katmanında eş zamanlı olarak Mustafa Kemal Paşa ile yüzyüze gelmektedir.”

Kilit sözcükler olarak ise “güneş” ve “ocak” kelimelerine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyip örnekler de vermiş Nuri Sağlam. “Geçtiği her yeri çöle ve harabeye çeviren ve hatta en küçük bir gölgeye bile tahammül edemeyen yakıcı ve yıkıcı bir varlık olarak” tasvir edilen güneş, bu özellikleriyle hem Firavun’u (ve sonraki örtük anlam sahasında Mustafa Kemal Paşa’yı) sembolize etmekte, hem de onun halkına yaptığı zulmü sergilemektedir. Hocaya göre Âkif tarafından, Paşa’yı temsil için “güneş” kelimesinin/metaforunun tercih edilmesi ise, o dönemin gazetelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın, “bütün olumlu anlamlarıyla güneş olarak görülmeye başlanmış olması.” Buna dair örnekleri de iktibas etmiş Nuri Hoca yazısında.

Âkif’e dair yazılara bakmadan geçmeyen biri olarak, şairin ilk defa bu çerçevede bir anlam arayışıyla, dönemin siyasî hükümranlarıyla ilişkisi direkt kurularak ele alındığına şahit oldum. Nuri Hoca’nın, Terry Eagleton’un şimdiden kült eseri “Edebiyat Olayı”na da referans verdiği bu yazısı, Âkif’in şiirlerinin tekrar düşünülmesine yol açacak kadar ufuk açıcı; yani en az bu kadar açıcı.

 

Sadullah Yıldız, hayretle okudu.

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 17:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13