banner17

Kendini var etmek

İnsanın yaşam yolunu kendi bilinciyle seçmesinden, kişiliğini içten doğan sahicilikle, kendi iç itiliminin tercihleriyle oluşturmasından, eylemlerinin özerkliğini korumasından daha doğal ne olabilir? Münire Daniş yazdı.

Kendini var etmek

İnsanın yaşam yolunu kendi bilinciyle seçmesinden, kişiliğini içten doğan sahicilikle, kendi iç itiliminin tercihleriyle oluşturmasından, eylemlerinin özerkliğini korumasından daha doğal ne olabilir? Ama bunun için evvela insan yaşamının hedeflemesi gereken özgürlük, kendiliğindenlik ve emek vererek, sorumluluk alarak özenle oluşturulmuş bir kişilik düsturunun, bir dünya görüşü disiplininin benimsenmesi gerekir.

Fakat kapitalizmin şekillendirdiği modern dünyanın en vahim sonuçlarından biri açıkça bir zorlama ortaya koymadan insanın düşünme, isteme, hissetme gibi alanlarını etki altına alabilmesi; isimsiz, hayali keskilerle insanı biçimlendirebilmesi, herkes için bir yaşam yolu seçerek kişileri rollendirmesi ve üstelik insan üzerindeki bu belirleyici yetkeyi gizleyerek gerçekleştirebilmesidir. Dünyayı bir tüketim alanına, insanı da bir tüketici unsura indirgeyen kapitalist pratik, hiç kimseyi türettiği bu gerçeklikten ayrı bir varlık olarak düşünmez. Algılama biçiminden düşünceye, duygulardan eylemlere, üsluptan mimiklere, giyimden davranışlara varıncaya kadar kurgulanan tarzlarla herkes için yapay bir gerçeklik kalıbı vardır.

Hakikiliğe yer açmak zor mu?

Baudrillard, gerçekliğin yerini sahtenin-taklitlerin aldığı bir simülasyon çağında yaşadığımızı öne sürdüğünde karamsar sayılmıştı. Fakat tam da Baudrillard’ın tarif ettiği gibi teknolojiyle biçimlenen evrende “yaratılmış gerçeklik” asıl gerçekliğin yerini almış ve taklidin dışında kalan orjinalite değersizleşmiş değil midir? Gerçekliğin kurgulanarak üretildiği ve taklidi yaşamın rağbet gördüğü günümüzde neyin sahte-kurgu, neyin gerçek-tabii olduğunu ayıracak hakikiliğe yer açmak da gittikçe zorlaşmıyor mu?

Öyle ki bir dünya görüşüne, ahlaki bir dizgeye, kişiyi başkalarından ayıran münhasır bir kimliğe mensup olmak dahi kişinin kendinin zıddı olan şeyin çekimine kapılmasına, kendinin reddi olan bir başka gerçeklik üzerinde yaşamasına engel olamıyor. Somut bir zorlama, hissedilebilir bir baskı duymayan insan hissettiklerinin kendi duyguları olduğunu; algısını, düşüncelerini, eylemlerini kendi seçimlerinin belirlediğini zanneder. Kendini bir başkasına ya da kendinden başka bir şeye uyarladığının; kişiliğinin, tercihlerinin, isteklerinin kendi içindeki sahiciliğe tutunan bir kökene sahip olup olmadığının farkında değildir.

Diğer yandan insan üzerindeki bu yetkenin sürdürülebilir olması için kişinin sadık kalacağı bir dünya görüşü, sağlam bir bakış açısı, kendiliğindenliğini koruyacak bir köken oluşturması lüzumsuzlaştırılır; olmasıyla olmaması arasındaki fark aşındırıla aşındırıla yok seviyesine indirilir. Bu yüzden kapitalist dünya görüşünün hayat hakkı tanıdığı tek yaşam deneyimi tektipleşmeye (robotlaşmaya), gerçeklik kazandırdığı tek zihin pratiği herkes gibi olma tanımına uymaya ayarlıdır. Böylece modern birey herkese benzemekle, dışarıdan içe sokulan ve kendisinin zannettiği taklide (sahteliğe) uyum göstermekle yalnızlık, güçsüzlük, eksiklik kompleksinden ya da kendinin kim olduğu arayışını yüklenmekten kurtulur.

E. Fromm “çağdaş toplumda bireyin robotlaşması” diye tanımladığı bu durumu, “Kişi kim olduğunu bilmediği için, başkalarının beklentilerine göre hareket ettiği takdirde hiç değilse başkaları onun kim olduğunu bilecektir; eğer sadece onlara inanabilirse, onlar onun kim olduğunu bildikleri zaman o da biliyor olacaktır.” cümlesiyle tarif eder.

Modern pratik “yenilik” sürecine, kapitalist dizge tüketime kazandırdığı insanın; ona sunulan kurgu seçeneklerine açık olduğu sürece anlaşılır ve çoğunluk (kitle) tarafından kabul edilir sayılmasını sağlar. Seçeneklere açık yani her kalıba girmeye gönüllülük ise bir kökene ve devamlılığa karşı olmak anlamına gelir aslında. Bu da emekle, sorumluluk alarak inşa edilen orijinal bir kimliği-kişiliği anlamsızlaştırmanın yoludur.

Yapay tarzı taklit etmek

Modern kimlik devamlılık, sadakat, sağlamlık istemeyen ve belirsizliği temel alan bir tanıma dayanıyor. Böyle bir dünyada iç kökene bağlılığın, kişiliğini inşa etme sorumluluğunda sabit kalmanın, emek verilmiş bir zihin özerkliğinin sahibi olmanın dışarıda bırakılan “istisna”lar olmaktan başka yeri yok. Dolayısıyla modern bireyin kimlik-kişilik inşa etme, varoluşuna doğru yerden odaklanma, kendi gerçekliğini sorumluluk alarak ortaya koyma gibi problemleri de yok. Olsa olsa yeterince güçlü, yeterince başarılı, yeterince uyumlu olmanın önündeki engeller ve buna mukabil uzmanlar, psikolojik rehberler, yaşam koçları, danışmanlar vs gibi desteklerin sağladığı çözümler var.

Günlük hayat sürekli üretilen, yenilenen, değişen yapay bir gerçeklik içinde şekilleniyor. Bu işleve tâbi olan ya da uyum sağlayan insan, kendi içinde ya da dış dünyada keşfederek, anlamını kavrayarak, gözlem ve sezgiyle idrakini derinleştirerek, öğrenerek ve deneyimleyerek kendini var edeceği bir tekâmüle ihtiyaç duymaz. Nereye ait olduğuna, neye bağlı olduğuna, nerede durduğuna, kendini neyle tanımladığına dair cevaplarının olması da gerekmez. Kolaylıkla erişilen yapay tarzı taklit etmek, benzemek istediği modeli kopyalamak, kendisi için bir rol seçmek ve oynamak kabul edilen bütünün parçası olmak için yeterlidir. Moda, insanı bu yapay bütünle uzlaştırmak için ne gerekiyorsa sağlamaya yetkili mekanizmadır. Moda, modern insanı muhatap alan her alanda, her yönde eskileri ortadan kaldırır, sürekli “yaratım” mekanizmasını işletmede tutar. Yeni tarzların, sembollerin, şimdiyi yeniden şekillendiren yeni kalıpların, yeni davranışlar, yeni duyumların, yenilenen hissedişlerin tam zamanında tedavülde olmasını sağlayan moda, güçlü dokunuşlarıyla daima devrededir.

Böyle bir dünyada insanın fıtri refleksi kendini var etme çabasından vazgeçmemesi, kişisel tekâmülünü esas alan bir gerçekliği ortaya koyacak bilinçli tercihler yapabilmesidir. Mesele bizi başkalarından ayıran ruhsal ve zihinsel özellikleri kendiliğindenlikle korumaya alabilmektir. Stefan Zweig, “Bir çağa, tüm dünyaya karşı kendi düşüncesini ortaya koymaya kim cesaret edebilir?” diye sorar ve “Bizler farkında olmadan kendimize itiraf edeceğimizden çok daha fazla etkilendik; zamanın havası ciğerlerimize kadar girdi… Ne yazık ki insanın doğal refleksi kesinlikle kendini var etmek değil, aksine çağın görüşüne uymak, çoğunluğun görüşüne teslim olmaktır. Eğer büyük çoğunluk bu kadar yumuşak bir uyum göstermemiş olsaydı, milyonlarca insan tembellikleri nedeniyle özel, kişisel görüşlerinden vazgeçmemiş olsaydı, bu kocaman makine şimdiye çoktan durmuş olurdu. Bu nedenle karşı koyabilme cesaretini göstermek için çok özel bir enerji gereklidir, hem de soylu bir enerji, oysa ne kadar az kişi de var bu cesaret. Kişinin kendine has özelliğini savunabilmesi için eşine ender rastlanan, ancak çok iyi geliştirilmiş güçleri bünyesinde toplamış olması gerekir; güvenilir bir dünya görüşü, çabuk kavrayan keskin bir zekâ ve özellikle kendini ikna etmek için sarsılmaz, sağlam temelli bir cesaret.” sözleriyle bu durumu çözümler.

İnsanın, zamanın elinde oyuncak olmaktan, kendi dışında ve kendinin inkârı olan amaçlara hizmet etmekten, üretilmiş modellere uyarlanmaktan korunması için isteklerinin, tercihlerinin, hedeflerinin nereden kaynaklandığını, neye dayandığını, duruşunu neyle anlamlandırdığını cesaretle ele alması ve onu var eden kurguyu, sahte gerçekliği teşhis etmesi gerekir. Bir tekâmüle bağlı olarak kendi kişiliğini, bakış açısını, kendi tercihlerini oluşturmamış insan tasarlanmış görüşlerin, üretilmiş düşüncelerin, kurgulanmış isteklerin, dışarıdan organize edilen, özelliklerini kaybetmiş bir kişiliğin müşterisi olmaktan öteye geçemez.

İçendeki yaradılış amacına bağlı kökene tutunmayı beceremeyen, bir dünya görüşü, bir bakış açısı temelinde özerkliğini koruyamayan, kendi zihinsel ve ruhsal özelliklerini gösteren özenle inşa edilmiş bir kişiliği sahicilikte sabitleyemeyen, zamanın (modanın) amaçları onu nereye taşırsa oraya sürüklenecektir. O, şartları değil şartlar onu belirleyecektir. Bir öyle bir böyle… Bir şu yönde bir bu yönde… Bir o kılıkta bir başka kılıkta… Zaman hangi oyunda hangi rolü verirse…

Münire Daniş, "Kendini Var Etmek", Bilimevi Kadın dergisi, Temmuz-Ağustos-Eylül 2018, sayı 6.

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 15:51
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Esra Çitçi
Esra Çitçi - 2 ay Önce

Yazınızı okurken Nurettin Topçu'nun Var Olmak ve Isyan Ahlaki kitaplarında sözleri anımsattı.
Isyan Ahlakî eserinde isyanın 2 şekilde olduğundan bahseder.Her iki tanımında da sizin yazınızınızı özetler şeklinde.Ancak sizin düşünce akımları üzerinden de anlatmaniz konuyu genişletmiş vaziyet.Bu vaziyet iyi değerlendirmelidir.

banner8

banner19

banner20