Kâbe'ye yürünür mü?!

dunyabulteni'nden öğrendiğimize göre Kazakistan'dan 35 kişilik bir kafile yaya olarak Hacc için yola çıkmış.

Kâbe'ye yürünür mü?!

Kâbe’nin yolları  bölük bölüktür… 

Dünya Bülteni haber portalında 5 Ağustos Çarşamba günü fotoğraflı bir habere gözüm ilişti. Haber başlığı şöyleydi: Kazakistan'dan Hacc'a yaya gidiyorlar. Alt başlıkta ise “Hacca gitmek üzere Kazakistan'ın Astana kentinden yaya olarak yola çıkan 35 kişilik kafile, Türkiye’ye geldi” ibaresi yer alıyordu. 

Kazakistan'dan Hacc'a yayaBu hadise, kanaatimce haberden de öte bir değer ifade edip mühim bir mana taşıyor… Kazakistan’dan bir grup Müslüman, tıpkı dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların yıllar önce yaptığı gibi, Surre Alayı geleneğinde olduğu gibi yürüyerek Beytullah yoluna revân olmuşlar… Yakın tarihte, bundan 100 sene mukaddem, 1908 yılında Hicaz demiryolu hizmete girmezden önce bu topraklarda insanlarımız Hacc'a bu şekilde gitmiyor muydu? Hakikat sevdalılarının kimi binekle; kimi yaya olarak Türkiye’nin dört bucağından Beytullah yollarına râm olmuyor muydu?

Şimdilerde, modern zamanları yaşıyoruz, Yeşilköy’den havalanan teyyare, 4 saat sonra Medine-i Münevvere’ye varıyor. Kazak hacılarımız zora talip olmuş, Hacc mevsimi geldiğinde Astana havalimanına gitmek yerine, aylar öncesinden Kâbe’nin bölük bölük yollarına düşmeyi tercih etmişler… 

Aralarında bir Özbek, bir Tatar, bir Rus ve 32 Kazakistan uyruklunun bulunduğu 35 kişilik hac kafilesi, Ağrı’nın Gürbulak Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye gidiş yapmışlar. 

Her gün ortalama 30 km. yürüyorlar

Küçük yaşlı, kadın erkek 35 kişilik bir hac kervanı… En genci 14; en yaşlısı 81 yaşında… Kazakistan’dan tam iki ayda, yollardan, izlerden, bellerden, geçerek Türkiye’ye ulaşmışlar… Her gün ortalama 30 kilometre yürüyerek Zilhicce ayının ilk günlerinde Mekke-i Mükerreme’ye varmayı hedeflemişler… Yaya olarak, yalın ayak başı kavak… 

35 kişilik Kazak kafilesi, Hac Suresi’nin 27’inci ayeti kerimesini yüreklerinde hissederek Kâbe yollarına revan olmuşlar :“İnsanlara da haccı duyur ki, yaya olarak yahut her türlü binek üzerinde, dünyanın dört bucağından sana gelsinler”. Şimdi onlar yaya olarak yollarda... Sizler bu satırları okurken onlar Beytullah’a biraz daha yaklaşmış olacak… Şu anda Türkiye yollarını arşınlamaya devam edip maksatlarına ulaşmaya birer adım daha yaklaşıyorlar.

Kazakistan'dan Hacc'a yayaAtalarımız da bu yollarda yürüdü

Kazak Hac Kafilesinin Başkanı Abdullin Ruslan’ın hac yürüyüşlerine herkesin katılabileceğini söyleyerek amaçlarını herkesin kendilerini görebilmeleri ve insanlarla konuşabilmeleri olarak belirtmiş ve eklemiş: “Biz bütün inananları dostluğa çağırıyoruz. Yaya olarak gitmemizin sebebi herkesle yüz yüze görüşmek ve gayemizi anlatmaktır. Gittiğimiz yollar bizim atalarımızın yürüdüğü yollardır. 2 aydır yollardayız. Rusya, Dağıstan, Azerbaycan ve İran'dan geçtik. Şimdi Türkiye’deyiz. Bir ayda Türkiye'den geçeceğiz" diye konuştu.

İlahi aşk her kapıyı açar

Her halde Kazakların bu keyfiyeti ancak aşk ile; ilahi aşk ile tarif edilebilir… İlahi aşka sahip olanlar için kimi zaman imkânsız, imkâna çevrilir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in bir numaralı müridi, kitap dostu Hilmi Oflaz örneğinde olduğu gibi… Mehmed Niyazi,  sohbetlerinin müdavimlerine Hilmi Oflaz merhumun pasaportsuz, parasız, pulsuz hacca nasıl gidip geldiğini anlatır ve ahir kelamda konuyu samimiyete ve ilahi aşka bağlar… 

O lütfa eren şiir: "Sakın terk-i edepten"

Kazak kardeşlerimizin hac yürüyüşü, hatıralara Şair Nâbi’nin Medine-i Münevvere yakınlarında cereyan eden meşhur hikayesini tedai ettiriyor.

17. yy. şairi Nâbi'nin hac yolculuğu esnasında yazdığı nat'ı şerifi ve hikâyesini bilirsiniz:  
 
Sakın terk–i edepten, kuy–i mahbub–ı Hudâ'dır bu

Nazargâh–ı ilahidir, Makam–ı Mustafa'dır bu.

“Edebi terk etmekten sakın. Zira burası ALLAH–u Teala'nın sevgilisi olan Peygamber Efendimizin (sav) bulunduğu yerdir. Bu yer, Hakk Teala'nın nazar evi, Resul–i Ekrem'in makamıdır.”  
 
Habib–i Kibriya'nın hâb–gâhıdır faziletde

Tefevvuk–kerde–i arş–i cenâb–ı kibriyâdır bu.

“Burası Cenab–ı Hakk'ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse, Allah Teala'nın arşının en üstündedir.”

Bu hâkin pertevinden oldu deycur–i adem zâil.

İmâdın açdı mevcudat dü çeşmin tütiyâdır bu. 

“Bu mukaddes yerin mübarek toprağının parlaklığından, yokluk karanlıkları sona erdi. Yaradılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.”  
 
Bunun mâh–ı nev Bab–üs selâmın sine–i çâkidir.

Bunun kandili cevza matlanur–i ziyadır bu.  

“Gökyüzündeki yeni ay, O'nun kapısının yüreği yaralı aşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile o Peygamberin nurundan doğmaktadır.” 

Muraât-ı edeb şartıyla gir Nâbi bu dergâha

Mutâf–ı kudsiyadır bûse–gâh–ı enbiyadır bu.  

“Ey Nâbi! Bu dergâha, edebin şartlarına riayet ederek gir. Zira burası, büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve Peygamberlerin hürmetine eğilerek öptüğü tavaf yeridir.”

Kabe  
 
Mescid- Nebi minarelerinden okunan türkçe şiir

Şair Nâbi, Osmanlı devlet erkânıyla birlikte hac yolculuğundadır. O zaman hac yolculuğu aylar sürer ve Medine yakınlarına gelen hac kervanları burada konaklayarak, Hz. Peygamber'den (sav) manevi işaret aldıktan sonra Medine-i Münevvere'ye adım atarlardı.  
 
Nâbi, yukarıda aktardığımız na'tını, kutlu belde yakınlarında istirahat halindeyken Medine-i Münevvere'ye doğru ayaklarını uzatan bir Paşa'yı ikazen kaleme almış. Paşa, Nâbi'nin bu na'tını duyunca, kendisine söylediğini anlar ve hemen doğrularak ayaklarını yönünden çevirir. Daha sonra, beklenen işaret gelince kafile yola koyulur ve sabah ezanına yakın Mescid–i Nebevi'ye varılır. Mescid–i Nebi'deki müezzinler, minarelerden ezan–ı Muhammedi'den evvel, Nâbi'nin "Sakın terk–i edepten" diye başlayan na'tını okurlar. Nâbi ve haliyle Paşa epeyi şaşırır. Çünkü bu na'tı ikisinden başka kimse bilmemektedir.  
 
Nâbi ve Paşa, sabah namazını kıldıktan sonra, müezzinleri bulur. Nâbi müezzine, “Ezandan önce okuduğunuz na'tı, kimden, nereden ve nasıl öğrendiniz?2 diye sual eder. Müezzin gayet sakin bir şekilde şu cevabı verir:

-“Resûl–i Ekrem (sav) bu gece Mescid–i Nebi'deki bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek buyurdular ki:  
–Ümmetimden Nâbi isimli bir zat ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Bugün sabah ezanından önce, onun benim için söylediği bu na'tı okuyarak Medine'ye girişini kutlayın.  
Biz de Resûlullah Efendimizin (sav) emirlerini yerine getirdik. 
 
Bilahare Nâbi'nin bu aşkından kinaye olarak Mescid-i Haram kapılarından birine şairin ismi verilir… 

Şair Nabi’yi bu vesileyle rahmetle yâdederken, Kazak kardeşlerimize hac yolculuğunda kolaylıklar niyaz ediyoruz. Güle güle gitsinler, bizlerden de Fahr-i Kainât Efendimize (sav) selamlar götürsünler.  

 

İbrahim Ethem Gören fotoğraflı haber üzerine aklına düşenleri paylaştı.

Yayın Tarihi: 10 Ağustos 2009 Pazartesi 11:15 Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2009, 11:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
züleyha karadeniz
züleyha karadeniz - 12 yıl Önce

inşallah bizlerede nasip et ya Rab...ne büyük bir saadettir Kabe'ye yürümek...farkeyleyerek,hissederek,aşkla...

büşra
büşra - 12 yıl Önce

çok düşündürücü ve etkileyici bir haberdi Allah razı olsun...

“İnsanlara da haccı duyur ki, yaya olarak yahut her türlü binek üzerinde, dünyanın dört bucağından sana gelsinler” (Hac Suresi’nin 27)

banner26