Kayıtlar dergisi edebiyatımıza neler kattı?

1990 yılının Kasım ayında ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkan ve Haziran 1995 tarihli 45. sayısıyla okurlarına veda eden bir dergiden bahsetmek istiyorum bu yazıda. Kayıtlar’dan… İsmail Demirel yazdı.

Kayıtlar dergisi edebiyatımıza neler kattı?

 

 

1990 yılının Kasım ayında ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkan ve Haziran 1995 tarihli 45. sayısıyla okurlarına veda eden bir dergiden bahsetmek istiyorum bu yazıda. Kayıtlar adını taşıyan dergi, aylık edebiyat ve düşünce dergisi olarak, Hikmet Yaşar Eren’in sahipliğinde, Yusuf Ziya Cömert’in yazı işleri müdürlüğünde 5 yıl, 45 sayılık bir hayat sürmüş edebiyat ve dergicilik tarihimizde. Derginin yazı işleri müdürlüğü görevini, Nisan 1995 tarihli 43. sayıdan itibaren Abdulgaffar Gündeşli sürdürmüştür.

Kayıtlar kendini; Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera çizgisinin bir devamı olarak görüyor. Bu çizgi, sanat ve düşünce dünyası içinde bize ait olanı ihya etme geleneğinin temsil edenlerin oluşturduğu bir çizgi. Yedi İklim ve Hece de bu izleğin birer sürdürücüsü olduğunu her imkânda değerlendirmekten hoşnut oluyor. Yedi İklim’de Sezai Karakoç, Hece’de ise Nuri Pakdil, tonlamasının ağır bastığını söyleyebiliriz.

1990’ların İslamî edebi kamusunun kısa özeti

Kayıtlar’ın çıktığı 1990 yılının Kasım ayına baktığımızda; Diriliş’in haftalık olarak yayımlandığını, Mavera’nın dergide tutkal vazifesi gördüğünü düşündüğümüz Cahit Zarifoğlu’nun vefatından sonra, ancak üç yıl daha yayımlanıp Ağustos 1990 tarihli 164. sayısıyla okurlara veda ettiğini, Yedi İklim’in yayınına ara verdiğini, Dergâh’ın 1990 Mart’ta ilk sayısıyla okurlarını selamladığını, Türk Edebiyatı’nın yayımını sürdürdüğünü, Aylık Dergi’nin 1988’de kapandığını, Yönelişler’in ise düzensiz bir şekilde yayın yaptığını görüyoruz. Böylesi bir ortamda, kendini yerli düşünceye ve İslamî duyarlığa yaslayacak bir dergiye ihtiyaç vardı. Bir de gençler kendi dergilerini çıkarmak istiyorlardı. Mavera’da yaşanan sıkıntılar [Bu sıkıntıların neler olduğunu, o yıllarda Mavera’nın yayın kadrosunda bulunan yazarlar bilmekteler ve fakat pek fazla da bunu gündeme getirmek istememekteler.] onları yeni bir dergi çıkarmaya sevk ediyordu. İşte Mavera’nın bu durumu, ilkin Yediİklim’in sonra da Kayıtlar’ın çıkmasına zemin hazırladı, diyebiliriz.

Anlayabildiğimiz kadarıyla o tarihlerde, yani Zarifoğlu’nun hastalığı döneminde, edebî kamuda üstatlardan bağımsızlık rüzgârı esiyordu. Ağabeylerden bağımsızlık. Bayraktarlığını Aylık Dergi yapıyordu. O dönemde bunun edebiyattaki yansıması Aylık Dergi olurken düşüncedeki yansıması da bilge terzi diye anılan Said Çekmegil ve çevresindekilerdir. Günümüzde de yansımaları devam eden bir olgu. Gerçi, zaman artık bunun şartlarını da hazırladı. Yani kitabın şirazesi dağıldı. Osman Bayraktar, Aylık Dergi’nin “yaramaz çocuk” psikolojisi içinde olduğunu bildirerek, Ramazan Dikmen’in de burada bir müddet yer aldığını ifade eder. Aslında bu durum, Ramazan Dikmen hakkında anlatılanlarla çelişen bir tavırdır. Zira Dikmen, ağabeylere değer veren ve onların kendilerine emri bil maruf yapmadığı için şikâyette bulunan bir insandır. Örneğin Necip Fazıl’ı ölesiye sever.

Derginin yazar kadrosunda kimle vardı?

Kayıtlar’ın ilk sayısında kimler var, bir bakılım: Hasan Aycın, Hüseyin Atlansoy, Cafer Turaç, Mehmet Maraşlıoğlu, Recep Duran, Ömer Lekesiz, Metin Önal Mengüşoğlu, Necip Evlice, Ramazan Dikmen, Ali Sali, Hüseyin K. Ece, Cemal Şakar, Yusuf Ziya Cömert, Hüseyin Bektaş, Cemil Çiftçi

Derginin ilk sayısında ürünü bulunan bu kalemlerden Ramazan Dikmen, Ömer Lekesiz, Yusuf Ziya Cömert, Hasan Aycın, Cemal Şakar’ın derginin çekirdek kadrosunu oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu isimlere Mehmet Ocaktan, Ahmet Şirin ve Necip Tosun’u da eklemek mümkündür belki.

Dergi ilk sayısında reklâmsız çıkmış. İstanbul’u mesken belleyen Kayıtlar’ın, Ankara’da da bir bürosu vardı. Derginin Ankara ayağında Ramazan Dikmen ve Ahmet Şirin İstanbul ayağında ise, Hasan Aycın, Yusuf Ziya Cömert, Ömer Lekesiz yer alıyordu.

Kayıtlara geçilsin Ramazan Dikmen

Kayıtlar adından çok fazla söz ettiremedi, bugün artık unutulmaya yüz tuttu. 45 sayılık bir serüven azımsanmayacak bir süreç bile olsa, kanaatimce derginin adından çok söz ettirememesi ve yeni nesiller tarafından adının bilinmemesinin en önemli sebeplerinden biri, derginin bir okul işlevi görememesidir. Dört yıl yaşam süren bir dergi ne kadar okul olabilir sorusu da aklıma gelmiyor değil. Bununla birlikte Necip Fazıl’ın Ağaç Dergisi 17 sayı, Sezai Karakoç’un Şiir Sanatı dergisi ise sadece 2 sayı çıkmasına rağmen hâlâ adlarını anıyorsak, dediklerimizde doğruluk payı var demektir.

Elbette Ağaç ve Şiir Sanatı dergilerinin şansları Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’tu. Kayıtlar ise, onu sürükleyebilecek bir ekipten mahrumdu diyemeyiz. Zira derginin sağlam bir ekibi varmış; bugünden o güne baktığımızda görünen odur. Ancak zannederim ki, Ramazan Dikmen’in hastalığı, Yusuf Ziya Cömert ve Mehmet Ocaktan’ın siyasetle olan münasebeti, derginin daha fazla yürüyememiş olmasında bir etkendir.

Derginin yayımlandığı zaman diliminde, Osmanlıcadan Latinize edilip sadeleştirilen metinler basan Ses adlı bir yayınevi vardı. Kayıtlar’ın, yanılmıyorsam, Ses Yayınları’yla bir bağlantısı olmalı. Zira yayınevinin, dergide çok sık reklâmını görüyor ve dergide yazanların çalışmaları Ses Yayınları tarafından değerlendiriliyordu. Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi (Arminus Vambery, çeviri: Abdurrahman Samipaşazade Abdülhalim, hazırlayan: N. Ahmet Özalp, 1993), Senusiler ve Sultan Abdülhamid(Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi, 1992), Paris Gözlemleri (Rıfaa Rafi’ el-Tahtavi)  adlı kitaplar Ses Yayınları’nca basılan kitaplardı.

Kayıtlar’ın Türk edebiyatına katkısı Ramazan Dikmen oldu diyebiliriz. 1988 de Fransızca mütercimi olarak DPT’na giren, eğitim-araştırma göreviyle bir süre Brüksel’de bulunan (1988–90) Ramazan Dikmen merhum ise, birikimini göstereceği bir dergi bulmanın heyecanıyla olsa gerek, bütün malzemesini kullanacak; günlükler, hikâyeler, eleştiriler, Fransızcadan çeviriler, denemeler yayınlayacaktır. Dikmen’in dergi sayfalarında kalan bu metinlerinin hemen hepsi, Hece Yayınları tarafından bir araya getirilecek ve Tükenerek Çoğalmak adıyla kitaplaştırılacaktır.

Ömer Lekesiz asıl kimliğini, daha sonraki yıllarda Hece Dergisi’nde gösterecektir. Ne Mavera ne Yedi İklim ne de Kayıtlar’da değil Hece Dergisi’nde velut bir döneme girecek ve 5 ciltlik Türk Edebiyatında Öykü adlı ansiklopedik çalışmasını Heceli yıllarında ortaya koyacaktır.

Yusuf Ziya Cömert ve Mehmet Ocaktan bir türlü aradıkları sesi bulamayacaklar ve siyasete olan eğilimlerini Yeni Şafak gazetesi kadrosuna dâhil olarak, oradan da AK Parti’ye geçerek gösterecekleridir.

Dergi kırkına kadar fasılasız yayınlandı. Ancak kırkından sonra, bazı sıkıntılar baş göstermiş olmalı ki, Mart-Nisan 1994 tarihinde 41–42. birleşik sayı çıkmış. Ardından gelen 43, 44 ve 45. sayılar da ancak gelecek 14 ay içinde yayınlanabiliyor. Ve dergi Haziran 1995 tarihli 45. sayısıyla yayın hayatına son veriyor.

 

 

 

İsmail Demirel, dergiler ve yayınevleri hakkındaki yazı-kazı faaliyetlerini sürdürecek, nasipse

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2014, 11:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13