Kaybettiğimiz ne varsa bir şiire sığdırmış Ali Emre

Mahalle Mektebi dergisinin 26. sayısında yer alan Ali Emre’nin “Kuşları Geçince Tekfir” şiiri üzerine Mustafa Uçurum yazdı.

Kaybettiğimiz ne varsa bir şiire sığdırmış Ali Emre

Bir dergide ya da kitapta Ali Emre şiiriyle karşılaşırsanız şiir sizi alır ve tüm hücrelerinize kadar sarsar. Yaşadığımız çağdan tutun da tüm zamanların en ücra köşelerine kadar uzun bir yolculuğa çıkan Ali Emre şiirinde bir tutulma ve tutuklanma hissedersiniz. Ruhunuzun ve vicdanınızın bir burkulma yaşadığına şahit olursunuz.

Yaşadığı çağın dehlizlerine karşı son derece duyarlı bir şairdir Ali Emre. Bu dehlizlerden çıkış yollarını da bize dizeler arasından sunmayı ihmal etmez. Koşar adım geçerken metropollerden yanımızdan hızla geçen ne varsa kaybettiğimiz, bir bir karşımıza çıkar onun şiirinde.

Ali Emre’nin Mahalle Mektebi dergisinin 26. sayısında yayınlanan “Kuşları Geçince Tekfir” şiiri de yine bize ince mesajları olan bir şiir.

Hayat, ceviz kabuğunu doldurmuyor artık

Çabuk eskiyen, hızlı tüketilen, bolca göstermelik pozlarımız olan bir hayat yaşıyoruz. Kendimizden başlayarak çevremizdeki herkesi de bu yalancı tebessümlere inandırmaya çalışıyoruz. Bir de bakıyoruz ki herkes aynı hoşnut yüz ifadesiyle birbirine kucak açmış. Yüzlerdeki maske aynı olduğundan avutmalar da aynı ifadelerle karşılık buluyor.

Ali Emre şiirinde de yaşadığımız sahtelikleri sıralıyor. “Ne secdeye varırken ter akıyor kalplerimizden / Ne de hesapsız bir el uzanıyor yuvasız çocuklara.” derken göstermelik halimizin pür melalini resmediyor. Secdelerin secde olmadığı zamanlara dem vuruyor, tam da yaşadığımız vakitlere gönderme yaparak. 

Çokça kalp kırıklığı biriktirdiğimiz ve dostluk denen o eşsiz cevheri kaybetmeye başladığımız anlarda aslında koparılan bütün fırtınaların ceviz kabuğunu doldurmadığına şahidiz. “Bin yıllık bir cüruf koyuyor tarih” derken şair, hiç hesaba alınmayacak meselelerle koparılan dostlukların sessiz ağıtını da dillendiriyor.

Kırılan kalplere, bitirilen dostluklara şöyle bir dönüp baksak anlayacağız şairin bize hangi dünyadan seslendiğini. Durmuyoruz, bakmıyoruz, içi doldurulmayan bir koşuşturma eşliğinde kırık dost kalpleri biriktiriyoruz. Bir anlık baksak neden böyle oluyor diye belki tufan dinecek, tekrar gözlerinin içine bakacağız dost dediklerimizin. Esamesi bile okunmayacak meseleler yüzünden “görkemli dostluklar” yitiriliyor. Bunu da kaybettiklerimiz hanesine yazıyor Ali Emre.

Yaşadığımız olayları düşünelim. Siyaset, çıkar ilişkileri, üzerinde durmaya bile gerek olmayan meseleler ve dostlarıyla karşı karşıya gelen insanlık. Kocaman bir tarihten bize kala kala bu hazin ayrılıklar kaldıysa ahvalimize ağlamaya devam ederiz. Elbette ağlayabiliyorsak. “Biz daha çok ağlarız içimize” diyor ama şair, bu bile bana göre bir umuttur. İçine ağlayabiliyorsa bir kişi içinde hâlâ kıpırdayıp duran bir kalp var demektir.

Tekfir etmek ne kadar da kolay artık

Ali Emre, tüm şiir boyunca yaşadığımız çağın bölünmüşlüğünü anlatıyor. Kavgalar, başkalarının kavgaları, insanın kendiyle olan kavgası ve bütün bunlara rağmen insanda değişen bir şeyin olmamasının hazin tablosu; “ Şaşkın bir çıngırak olup vururuz öyle kendimizi / Yere göğe, dağa taşa, onun bunun kavgasına.” Bu savruluşun da sebebi açıktır aslında, hedefi olmayanın gideceği menzili de yoktur ne yazık ki.

Gözden çıkarmak, yaftalamak, kendi dünyasının dışındakileri bir anda silip atmak ve bunu bir zafer marşı edasıyla dünyaya duyurmaya çalışmak. Yaşananların bir yönünde de bunlar var. Kendi kurtuluşu, kendi derdi, hüznü, sevinci, yarası. Ümmet olma bilincinden uzaklaşıp da kendini kurtarma derdine düşenlerin en kolay kaçış yoludur tekfir etmek. Şiirde bu nokta da dikkat çeken bir söyleyiş olarak karşımızda duruyor. Her şey güzelken sular süt liman ama bir kez fırtına kopmaya görsün; “kuşları geçince tekfir etmek daha kolay nasılsa.”

Dirliğimizle ve birliğimizle ilgili büyük sorunlar yaşıyoruz. Çok da dillendirilmese de bu, hamasi nutuklarla “kardeşlik” nutukları atılsa da bir kez ayağı takılmasın birinin, hemen üzerini çizmek için yarışanlar çıkıyor sahneye.

Güzel bir hal tercümesinde bulunmuş Ali Emre. Kazanılan bir savaş yok ama herkes cengaver. Herkes büyük işler başaran devasa kişiler ama yastığa konan başlar hiçbir zikri tekrarlamıyor.

Şiirleriyle ruhumuzu diri tutan Ali Emre’den böylesine sarsıcı şiirler okumak güzel. Hayat her gün bir yanımızı koparırken bizden ve bizi biz olmaktan uzaklaştırırken günü birlik telaşlar; bir köşeden bize tebessüm eden böyle şiirlerle karşılaşmak biraz olsun onarıyor içimizi.

Mahalle Mektebi 26. sayısı ile yine öykülerle aralayıp sayfalarını, sonra şiirin gür sesine bırakıyor kendini. Günümüz edebiyatının birçok önemli şairini, öykücüsünü bir araya getiren Mahalle Mektebi’ni kutlamak gerek. Takip edilecekler arasına Mahalle Mektebi’ni mutlaka alın derim.

Mustafa Uçurum yazdı.

 

 

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2015, 11:48
YORUM EKLE

banner19