Kargaşa esnasında yazılan tarih: Endülüs örneği

Kendisi için “Endülüs ateşin bölünüp dağılan közleri gibiydi, ateşi söndürdü ve depremi durdurdu.” denilen III. Abdurrahman (912-961), 60 yıldır karmaşanın tırmandığı yorgun bir idareyi üstlenmek zorunda kalmıştır. Henüz 23 yaşında tahta çıkan genç hükümdar, siyasî mahareti, kararlılığı ve cesareti sayesinde kendinden öncekilerin elde edemediği başarılara imza atmıştır.

Kargaşa esnasında yazılan tarih: Endülüs örneği

İnsanlık tarihi, kavgaların ve krizlerin süregeldiği, çetin mücadelelerin verildiği bir akışta ilerlerken İslâm tarihini bu akıştan ayrı tutmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. İslâm tarihinin değişik dönemlerinde Müslümanlar, çeşitli sebeplerle kendi aralarında birtakım sorunlar yaşamışlardır. Asr-ı Saadet’te tesis edilen huzur ortamının sekteye uğradığı ve toplumsal düzenin bozulduğu bu zamanları İslâm tarihçileri “Fitne Dönemleri” olarak isimlendirmiştir. Bu dönemler, genel itibarıyla kargaşa sürerken tarihin akmaya devam ettiği kritik zamanlar olması hasebiyle büyük bir öneme sahiptir.

Kelime olarak “fitne”

Birden çok manaya ev sahipliği yapan “Fitne” kelimesi, lügatta altın ve gümüşün iyisini kötüsünden ayırt etmek için ateşe atıp eritmek manasına gelen “Fe-te-ne” fiilinden türemiş bir isimdir. Cürcânî bu anlamından hareketle fitneyi, “İnsanın iyi veya kötü olduğunun açığa çıkmasına vesile olan şey.” diye açıklamıştır.[2] Kur’an-ı Kerim’de bu kelime 60 farklı yerde değişik manaları ifade edecek şekilde geçmektedir. Fitnenin anlamı genişleyerek “Dinî ve siyasî sebeplerle ortaya çıkan sosyal kargaşa, anarşi, iç savaş.” şeklinde kazandığı mana, İslâm tarihi boyunca meydana gelen sözünü edeceğimiz kargaşa dönemlerini daha iyi ifade etmektedir. Bu manaya işaret ederek İslâm toplumunun düzenini bozacak fitnelere işaret eden hadisler de mevcuttur.

İlk fitneler

Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra Müslümanların karşılaştıkları ilk fitne, üçüncü halife Osman’ın (Radıyallahu Anh) döneminde başlayan ve şehid olmasına kadar devam eden iç karışıklık (M. 656), ikincisi ise Emevi hâkimiyetinin başlarında I. Muaviye’nin ölümüyle birlikte baş gösteren siyasî ve askerî iç çatışmalardır (M. 680 - 692).

Bu karışıklıklar, sonraki halifelerin dönemlerinde de farklı formlarda ve zamanlarda katlanarak devam etmiştir. O günlerden bugüne geçen on dört asır boyunca Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi farklı bölgelerde kurulan İslâm hanedanlıkları zaman zaman içinden çıkılması güç kargaşa dönemlerinden geçmiştir. İçtimai düzenin bozulduğu ve toplumun yöneticiler ile arasının açıldığı bu zamanlar, siyasî tarih açısından birer kırılma noktası olmuştur. Bu kırılma kimi zaman iyiye evrilirken Endülüs Emevi Devleti’nde olduğu gibi devleti yıkılmanın eşiğine sürükleyen aşamalara da sebebiyet vermiştir.

Endülüs Emevileri’nde ilk fitne dönemi

Müslümanların günümüzde İspanya ve Portekiz devletlerinin içinde bulunduğu fizikî coğrafyada kurdukları bir İslâm Devleti olan Endülüs, kuruluşundan yıkılışına kadar birçok sorunla karşı karşıya kalmıştır. 800 yıl ayakta kalmayı başaran bu devletin, başarısını düz bir çizgide sürdürmesi ihtimal dışıdır. Nitekim Endülüs, devletin kuruluşu üzerinden henüz bir asır bile geçmemişken neredeyse çöküşe götüren bir dizi isyan ve karışıklığa sahne olmuştur.

Tarihi kaynaklarda “el-Fitnetü’l Kübra” olarak isimlendirilen bu karmaşa dönemi, Emir Muhammed’in tahta çıkmasından çok kısa bir süre sonra patlak vermiştir. 852 yılından 912’ye III. Abdurrahman’ın başa gelmesine kadar tam 60 yıl süren isyan hareketleri, devletin başkenti Kurtuba hariç her yere yayılarak devletin otoritesi karşısında tehlikeli bir güç hâline gelmiştir.


 

Kargaşanın ilk adımları

Toplumun etnik temelini yerli İspanyol halk oluşturuyorken fetihlerle birlikte Arap ve Berberilerin yerleştiği Endülüs, aynı zamanda Hristiyanlık ve Yahudiliğe ek olarak İslâm’ın gelmesiyle çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya kavuşmuştur. Bu çeşitliliğin bir zenginlik addedilmesi ve kıymetinin bilinmesi ne yazık ki uzun müddet almıştır. Müslüman yöneticilere karşı direnç gösteren ve nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müvelledûn (İslâm’ı kabul eden yerli İspanyol halk), içinde bulundukları sosyal statüden memnun kalmamıştır. Bunun en büyük sebebi ise soylarından gurur duyan Arapların, toplumun diğer kesimlerine karşı takındığı küçümseyici tavırdır. Müslüman olsalar bile Arap olmadıkları için Müvelledûn’a ikinci sınıf muamelesi yaparak onları “Köleler” olarak isimlendirmişlerdir. Abdullah adlı Arap bir şair, fitne döneminde İşbîliye şehrindeki Araplar ile Müvelledûn arasında meydana gelen olaylardan bahsettiği şiirinde Müvelledûn’u “Köle dölleri” diyerek küçümsemiş ve kendilerinin asil bir soydan geldiğiyle övünerek şöyle demiştir:

“Elde kılıç şu köle döllerinin kökünü kazıdık,

Cesetlerinden yirmi bini yere serilmiş,

Ötekilerini ise el-Vâdi’l-Kebîr nehrinin dalgaları sürüklüyor,

Onların sayıları ne kadar çoktu! Ama biz azalttık.

Bizler Kahtan’ın nesliyiz,

Atalarımız arasında Yemen’e hükmetmiş sultanlar var,

Hâlbuki şu köleler hep babadan oğula köledirler,

Alçaklar, Köpekler!”[3]

Müslüman olsun veya olmasın Arap ırkından olmayanları iktidara rakip olarak gören milliyetçi zihniyetleri, yönetimde Araplara öncelik tanınmasına sebep olmuştur. Bu toplumsal eşitsizlik hâli, fitneyi ateşleyen ilk kıvılcım olmuş, Tuleytula şehrinde başlayan isyanlar sırasıyla diğer şehirlere yayılmıştır. Müslümanların yönetimden çekilmesini arzulayan kesimler gün geçtikçe artmış, bu durum devletin aynı anda birden çok isyanla uğraşmasına yol açmıştır. Bazı şehirlerin hâkimiyetini kaybeden yönetim, Hristiyan devletlerin isyanları desteklemesiyle iyice güçten düşmüştür.

Kaostan huzura

Kendisi için “Endülüs ateşin bölünüp dağılan közleri gibiydi, ateşi söndürdü ve depremi durdurdu.”[4] denilen III. Abdurrahman (912-961), 60 yıldır karmaşanın tırmandığı yorgun bir idareyi üstlenmek zorunda kalmıştır. Henüz 23 yaşında tahta çıkan genç hükümdar, siyasî mahareti, kararlılığı ve cesareti sayesinde kendinden öncekilerin elde edemediği başarılara imza atmıştır. İsyancıları vazgeçirmek için uzun müddet kuşatma altına almış ve itaat etmeyi seçenleri önemli görevlere tayin ederek memnun etmiştir. Toplumdaki farklılıkları uzlaştırmış, devletin birliğini sağlayarak hilafeti ilan etmiş ve Müminlerin Emiri ünvanını almıştır. Toplumun her kesimini memnun eden hükümdar, siyasî olarak Endülüs’ü zirveye taşımıştır. Nitekim Bizans İmparatoru VII. Kostantin (945-959) ve Alman İmparatoru I. Outto (962-973) gibi büyük İmparatorlar Halife’ye yakın olabilmek ve sadakatini kazanmak için Kurtuba’ya konsoloslar tayin etmiştir.

Fitneyle başa çıkmak

IX. asırdaki Endülüslü yöneticiler ufak bir toplumsal gerginliğin yıllarca sürecek siyasî bir kargaşaya dönüşeceğini tahmin edemediği için bugün “Fitne Dönemi” olarak isimlendirilen bir dönemi tarih kitaplarında okuyoruz. Her hâlükârda bu ortamda bile isyancılara destek vermeyen, devlete isyan etmeyi kendini ve yaşadığı toplumu tehlikeye atmak olarak gören bir zümre hep var olmuştur. Âlimlerin başını çektiği bu zümrenin esas görevi, kaos dönemlerinde halkı sükûnete davet etmektir. Fitneyi insanın iyi veya kötü olduğunu açığa çıkarmaya vesile olarak görürsek onun karşısında nasıl bir tavır alacağımız ayrı bir önem taşıyacaktır. Nitekim Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müslümanların fitne dönemlerinde sabır, sağduyu ve teenni ile hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “Böyle zamanlarda eve kapanmak fitneye karışmaktan iyidir. Kenarda kalan, ileri atılandan iyidir. O gün oklarınızı kırın, silahlarınızı bırakın! Herkesi tatlı dille, güler yüzle karşılayın!”[5]

Gerçekten de toplumunun fitneyle boğuştuğu dönemlerde bir Müslümanın yapması gereken birlik ve beraberliği, huzuru bozacak her türlü fitneye ve yıkıcı faaliyetlere engel olmaktır. Ancak bunun yolu isyan etmekten değil, toplumu bilinçlendirmekten ve ilmî faaliyetlere tanınacak öncelikten geçmektedir.

Nurşen Altundağ

Hüma Dergisi, 7. Sayı, Mart/Nisan

Dipnot:


[1] İbni Izârî, el-Beyânu'l Muğrib, c.II, s.158

[2] Cürcânî, Kitâbu’t-Tarifat, thk. Heyet, Dâru’l Kütübi’l İlmiyyi, Beyrut 1983, s. 165

[3] İbn Hayyan, el-Muktebes, thk. P. Melchor M. Antuna, s. 85

[4] İbn-i Izârî, el-Beyânü'l-Muğrib, C.II, s. 158 

[5] Sünen-i Ebu Davud, 4256.

Yayın Tarihi: 07 Mayıs 2021 Cuma 11:30
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir Düşünen
Bir Düşünen - 5 ay Önce

İslam tarihi boyunca hiç eksik olmayan fitneye en reçeteyi efendimiz(s. a.v) vermiştir. Rabbim istikbalde tüm ümmeti bu beladan mühafaza etsin inşAllah

banner26