Karabağ'ın hüznünü öykülerle anlatmış

Bakü doğumlu Günel Anarkızı, yaşadığı, şahit olduğu ve büyüklerinden dinlediği hüzünlerin öykülerini 'Karabağ Öyküleri'nde bir araya getirmiş. Mustafa Uçurum yazdı.

Karabağ'ın hüznünü öykülerle anlatmış

 

 

Dünyanın bazı noktaları vardır ki buraların adı her zaman acı ve hüzünle anılır olmuştur. Zulüm payidar olmuştur bazı yerlerde. Sınır tanımaz bir hırs ve kin ile önüne geleni yok etmeye çalışan bir gözü dönmüşlüğe ne yazık ki sürekli şahitlik etmekteyiz. Acıyla yoğrulmuş bir dünyanın ortasında, elleri kolları bağlı bir tutsaklıkla izleyici olmak da büyük bir acı ve biz bu acıyı uzun yıllardır değişik coğrafyalardan gelen acı haberlerle yaşıyoruz.

Karabağ candır

Günel Anarkızı Bakü doğumlu, Bakü Devlet Üniversitesi’nde ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğrenim görmüş bir yazar. Çeşitli dergilerde görevler üstlenmiş, yayıncılığın birçok alanında faaliyetleri bulunan Günel Anarkızı, yaptığı çalışmalarla Azerbaycan’da çeşitli ödüller almış bir öykücü.

Bizler Karabağ’ı Azerbaycan’dan hiçbir zaman ayrı tutmadık. Azerbaycan’a olan sevgimizi “can Azerbaycan” diyerek pekiştiren bir milletiz. Karabağ’ın yaşadığı drama dünya kulaklarını kapatsa da, bizlerin gözü kulağı her zaman Karabağ’ın dağlarında oldu. Fakat edebiyatı köklü ve güçlü bir coğrafyadan Karabağ’a dair çok fazla eser okuduğumuz söylenemez.

Günel Anarkızı’nın “Karabağ Öyküleri” adlı eseri, altı öyküden oluşuyor. Yazar, kendi topraklarının öyküsünü anlattığı için birçok acıya şahit olmanın etkisiyle, oldukça içli bir anlatımla kaleme almış öykülerini. Azerbaycan edebiyatında şairler daha çok tanınmaktadır. Şiir geleneğinin halen diri olduğu bu topraklarda, şiirler daha çok tercüman olmakta yaşanan her şeye. Bahtiyar Vahapzade, Karabağ’da yaşananlara ve Ermenilere karşı takınılan yanlı tutuma şiiriyle baş kaldırır:

Merkez deyişdirir günde rengini,

Merkez meni görür, héç onu görmür.

Bizden yığışdırıb quş tüfengini,

Amma érmeninin topunu görmür

Anar, Bahtiyar Vahabzade, Nebî Hazri gibi güçlü şairlerin var olduğu Azerbaycan’da, şimdi de Karabağ’ı öykülerde okumak farklı bir tat olması açısından önem arz etmekte. Karabağ bizim için candır çünkü Azerbaycan’ın bir parçasıdır. Orada gözü olanların zamanında bizim topraklarımız üzerinde oynadığı oyunları da unutmuş değiliz.

Acılar öykülere de sinmiş

Kitabın ilk öyküsü, “Babama” adını taşıyor. Terk edilmenin, bir kenarda bırakılmanın hüznünü dile getirmiş yazar. Köklerinden koparılan bir yavrunun babasına feryadına tercüman olmuş. Soykırımın, özlerinden uzaklaştırılmanın derin acısını kırık bir kalple anlatmış. Aslında bu öykü, yazarın dili ve üslubu ustaca kullandığı bir alegorik öykü. Çünkü babasına mektup yazan, acılarını, terk edilmişliklerini anlatan kişinin adı, öykünün sonunda “Oğlun Karabağ” olarak eklenmiş. Yazar, Karabağ’ın gönlünden Azerbaycan’a sesleniyor. Son cümle bütün duygulara adeta tercüman oluyor:

Sana son bir sorum var;

Beni bunların elinden almak istemiyor musun?

Yazar sembolleri kullanmayı seviyor. Duygularını çevresindeki varlıklara yükleyerek onların dilinden Karabağ’ın yalnızlığını anlatıyor. “Ağaç” adlı öyküde de, bir ağacın dilinden ve gönlünden yaşanan acılara şahitlik ediyor.

Karabağ ki adı her türlü acıyla özdeş bir coğrafya. Özellikle soykırım denen vahşetle yüz yüze gelmiş bir bahtı kara hüzün toprakları. Dili, dini, kültürü yok edilmeye çalışılan ve dünya üzerinden silinmek istenen bir acılar ülkesi. “Geçmişe Doğru” öyküsünde anlatıldığı gibi aileleri dağıtan, evlatları analarına hasret bırakan bir kahrı anlatıyor yazar. Savaşın acıması olmadığını, sınırları yok ettiğini içli bir üslupla bizlere aktarıyor.

“Karabağ Öyküleri”, içten ve kuşatıcı diliyle bizi acılara şahit olmaya çağırıyor. Şahitliğimizi dualarla pekiştirerek can Karabağ’a selamlar gönderelim.

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 13:46
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13