Kanuni’nin dönülmez seferine mersiye

Bir gemideydi işte, dönülmeyen sefere çıkmıştı. Artık vücudunun ağırlığını hissetmiyordu. Saltanat dedikleri cihan kavgasını bırakmış, nihayet vahdetin perçinlediği uzlet köşesine çekilmişti. Sakine Odabaşı yazdı.

Kanuni’nin dönülmez seferine mersiye

Parmakları kılıcının kabzasında ağır ağır dolaştı. Bu kılıçla mı Mohaç Muharebesi’nde üstüne gelen dört şövalyeyi yerle yeksan etmişti? Ellerinden kudret çekilmişti. Yetmiş iki yaşındaydı ve bunca meşakkate dayanıp cihada azm-i rah ederek Zigetvar’a gelmişti. Kırk altı yıllık saltanatının on yılını seferlerde tüketmişti. Yine de Kosova’da savaş meydanında şehit olan atası Sultan Murad gibi meydanlarda ruhunu teslim etmek isterdi ama kader onu otağ-ı hümayunda, hasta yatağında yakalamıştı.

Tunçtan bir zırh sıkletiyle perdelenen göz kapaklarını açtı. Trabzon’dan sancakbeyi olarak Kefe’ye giderken bindiği gemideydi şimdi. Bu sefer yanında sadece annesi Hafsa Sultan ve lalası yoktu. Evvel giden ahbabın hepsi de bu gemideydi. Önce “güzeller şahı sultan’’ı Hürrem Sultan’a gözü ilişti. Ona sahip olduğu ülkelerin adları ile hitap etmeyi severdi: “Sıtanbul’um, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um…” Ama Hürrem de firak ateşiyle yaktığı mektupları ile sevgi ocağını hep sıcak tutmayı bilmişti. “Muhibbi” mahlasıyla yazdığı şiirler dimağında dolaştı. Evet, “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” demişti ama nikris hastalığından çok çekmişti. Hep uzlet köşesine çekilmeyi istemişti lakin cerbezeli bir hayat yaşamıştı.


 

Başını sağ yanına çevirince ölüm acılarıyla tutuştuğu dört şehzadesini gördü. Ne kadar da talihsiz bir babaydı. Oysa doğduğu vakit müneccimbaşılar babası Yavuz Sultan Selim’e çok kutlu bir zamanda doğduğu için çok talihli olacağını söylemişlerdi. Önce yiğit Mustafa… Dedikodu kazanları kaynamış; Kanuni, Mustafa’nın yeniçerilerle birlik olup bir isyan çıkaracağından şüphelenmişti. Babasının kendini otağına çağırdığını zanneden Mustafa, dilsiz cellatlarla çok boğuşmuş muydu bilinmez fakat Kanuni’yi kan tutmuş; elif gibi olan boyu dala dönmüştü. Değil mi ki nizam-ı alem içindi, fitne katilden beterdi, büyük bir kırım yaşanacağına bir Osmanoğlu feda olsundu, ecel celalileri varsın Mustafa Han’ı alsındı. Şehzade Cihangir de bu acılara dayanamayıp genç yaşta ağabeyisinin peşinden gitmişti. Ya Şehzade Mehmet? Yirmi iki yaş, ani bir ölüm için çok erkendi. Kanuni, “Şehzadeler güzidesi Mehemmed’im’’ diye iç geçirdi. Son kalp ağrısı Şehzade Bayezid, “Ey seraser aleme Sultan Süleyman’ım baba’’ diye seslendi. “Bayezid’ine kıyar mısın benim canım baba’’ dese Koca Sultan ‘’Bigünahım deme bari tevbe kıl canım oğul’’ diye haykıracaktı. Ama saltanat, iki kocayı birden kabul edemeyecek kadar nazlı bir gelindi. Ve kader kalemi, Bayezid’in değil Selim’in adını devlet levhasına yazmıştı.

Gözleri “halda haldaşı, sinde sindaşı, rah-ı Hak’ta yoldaşı” şeyhülislamı Ebussuud Efendi’yi aradı. Gelsin yine ona davudi sesiyle “Padişah emriyle nameşru nesne, meşru olmaz.’’desin, saray bahçesine dadanan karıncaların kırılmasına cevaz vermesin ‘’Yarın Hakk’ın divanına varınca/Süleyman’dan hakkın alır karınca” diyerek karşı çıksındı. Ama nafile... Muhteşem Sultan vasiyetini hatırladı: “Ebussuud’un fetvaları tabutunun üstüne konulacak, Allah’ın huzuruna bunlarla çıkacaktı.”

Yol alan gemiden sahile doğru baktı. Süt kardeşi Şeyhülislam Yahya Efendi, dergahından ona bakıyordu. Trabzon’da bir Rum ustadan kuyumculuk sanatını beraber öğrenmişlerdi. O zamandan beri de hiç ayrılmamışlardı. Ne nükteli sohbetler ederlerdi. Sultan, Yahya Efendi’ye; “Bu mülk nasıl harab olur?” diye sorunca Yahya Efendi ‘’Neme lazım kardeşim?” diye cevap verir, umursanmadığını zannedip hiddetlenen Kanuni’ye: “Efendim, herkes neme lazım diye düşünse memleket harap olur.’’ Cevabını verirdi. Gel gör ki Mustafa’nın ölümü aralarını şekerrenk yapmıştı.

Bir gemideydi işte, dönülmeyen sefere çıkmıştı. Artık vücudunun ağırlığını hissetmiyordu. Saltanat dedikleri cihan kavgasını bırakmış, nihayet vahdetin  perçinlediği uzlet köşesine  çekilmişti. Kumlar sayısınca ömrü bile olsa dünya şişesinde bir saate bile denk gelmemişti. Varsın şimdi mersiyesini Baki yazsındı. Güneşe baksa halkın gözleri dolagelsin, zira akla o Mehlika Sultan gelsindi…          

Sakine Odabaşı

    

  

Yayın Tarihi: 25 Şubat 2021 Perşembe 14:30 Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2021, 14:59
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Nuri TÜRKER
Osman Nuri TÜRKER - 4 ay Önce

"Vahdetün şarâbından bir cür'a nûş" eyleyüp
Vakti gelince göçtü zamanın Süleymânı
Dünyaya güç yetirmek ister ki Sabr-ı Eyyûp
Mahıdevrân esriği Hurrem cihan sultânı

Yüksel ODABAŞI
Yüksel ODABAŞI - 4 ay Önce

Edebi ve akıcı uslupla, klasik dönemin zirvesine damga vurmuş şahıs ve olayları kapsayan romantik bir yolculuk.

M. Nihat Malkoç
M. Nihat Malkoç - 4 ay Önce

Kanunî Sultan Süleyman ancak bu kadar güzel ve özlü anlatılabilirdi. Kaleminiz ve kelâmınız daim olsun.

banner26