Kalplerdeki sınırları kaldırmanın tam vakti!

Ömer Seyfettin’in ‘sahih hikâyeleri’ Arapçaya çevrildi. Bu tip edebi eserlerin tercüme edilmesi, kardeşlerimizle aramızdaki sisin giderilmesi, cehaletin kalkması adına önemli..

Kalplerdeki sınırları kaldırmanın tam vakti!

 

Konak Yayınevi, yakınlarda, Ömer Seyfettin’den seçilmiş bazı öykülerin Türkçeden Arapçaya tercümesini içeren bir kitap bastı. Yayınevi, yayınladığı 24 kitapla birlikte belli bir sayıya ulaşmış olsa da, henüz kendinden yeteri kadar söz ettiremedi. Konak Yayınları genelde Mustafa Miyasoğlu’nun hikâyelerini, romanlarını ve diğer edebî nitelikteki eserlerini basıyor. Bunun dışında Emre Miyasoğlu’nun çalışmaları ve A.Vahap Akbaş’ın kitaplarını da yayınevinde bulmak mümkün. Yayınevinin bastığı kitap, Türkiye’deki Arapça öğretimi hakkında söylemek istediğim iki çift söz için bir kapı açtı bana.Ömer Seyfettin

Bu sınırlar zamanla topraklardan kalplere çekildi

Ömer Seyfettin’in hikâyelerinin Arapçaya çevrilmesini önemsiyoruz. Aslında sadece Ömer Seyfettin’in değil, Türk edebiyatından daha birçok hikâyenin ve romanın çevrilmesini bekliyoruz ve bu çabaları önemsiyoruz. Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’a, Mustafa Kutlu’dan Ali Haydar Haksal’a birçok edibimizin seçme öykülerini içeren bir güldestenin, antolojinin yapılmasını önemsiyoruz. (Burada sadece ilk elden çevrilebileceğini düşündüğümüz edebiyatçılarımızın adlarını andık. Yoksa edebiyatımızda çevrilmesi gerektiğini düşündüğümüz nice hikâye var. Nasıl ki, herkesin bir hikâye antolojisi varsa, bu satırların yazarının da bir antolojisi var.)

Halkı Müslüman, düşman telakkileri aynı olan ve geçmişte aynı büyük devletin dalgalandırdığı kelime-i tevhid sancağı altında yaşamış devletlerin sınırları içinde yapılan edebiyatı önemsiyoruz. Neden önemsiyoruz? Çünkü tarihin bir bölümünden sonra bizim kardeşlerimizle irtibatımız kesildi. Biz onlarla bütün bağımızı kopardık. Onlarla aramıza mayın dolu sınırlar koyduk. Bu sınırlar zamanla topraklardan kalplere çekildi. Sınırlar kalplerimize kadar genişledi. Bu yeni, mayın dolu sınırlarla daraltılmış zihnin ürünü olan ulusalcı telakkiye göre, Müslüman sadece herkesin kendi bayrağı altında yaşıyordu. Bu, bizdeki zihinsel travmanın, kopuşun bir yansımasıydı. Hacerü’l Esvet taşını öpen bir Türk hacının sevincini, “Ben Türküm” diyerek yansıtması da bunun bir göstergesiydi.

Kardeşlerimizle aramızdaki bağlar gün geçtikçe sıkıntılı bir hal aldı. Cehalet aramızda büyük bir sınır daha ördü. Bu cehaleti kapatacak haberler de Batı menşeli kaynaklardan, haber merkezlerinden geldiği için, önyargılarımız kuvvetlendi ve bağlarımız iyice koptu, yapıştırılmaz oldu. İşte edebi eserlerin tercüme edilmesi, aramızdaki sisin giderilmesi, cehaletin kalkması adına önemliydi. Bugüne kadar birçok eser tercüme edildi. Özellikle Arapçadan farklı Arap ülkelerinden birçok roman ve öykü dilimize tercüme edildi. Fakat Türkçeden Arapçaya tercüme edilen eserlerin sayısı iki elin parmakları sayısı kadar ancak var.

jYoğun ve kaliteli mesai harcanması gerekiyor

Ömer Seyfettin’in eserlerinin Arapçaya çevrilmesi, çevrilen eserlerdeki hikâyelerin de Osman Bayraktar’ın tabiriyle ‘sahih öyküler’ olması önemli. Bu eser bizden bir kapı, bir köprü daha olacak Arapça okuyan kardeşlerimize.

Aslında bu eseri, bir şey için daha önemsiyorum. O da şu: Bu yıl orta bölümlerinin yeniden açılmasıyla yeniden gündeme gelen imam hatip liselerinde okuyan öğrenciler, bu eseri karşılaştırmalı olarak okuyabilecekler.

Söz Arapça öğrenimi ve öğretimine gelmişken, imam hatiplerdeki ve hatta ilahiyat fakültelerindeki Arapça öğretimi hakkında birkaç laf etmeliyim. Ülkemizdeki dil öğretiminin, özellikle Arapça öğretiminin (İngilizce bizi pek alakadar etmiyor şu durumda) masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’deki dil öğretimiyle on sene İngilizce okutulmasına rağmen öğrenciye, biraz vülgarize ederek söylersek “I love you” demekten başka bir şey öğretilemiyorsa, Arapça adına da “esselamu aleyküm” demekten başka bir şey öğretilemiyor. Bu kadar zaman israfının bedelini ve vebalini kim ödeyecek ve yüklenecek? Bu konu üzerinde özellikle Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve Arapça konuşan ülkelerin yetkili ve etkili kurumlarının ve Arapçaya gönül veren sivil örgütlerin el ele vererek yoğun ve kaliteli mesai harcaması gerekiyor.o

Bu anlamda Arapçaya gönül veren ve bunu kendine şiar edinmiş kurumlarımızdan Akademi Lisan ve İlmi Araştırmalar Derneği’ni kutluyorum. Son dört yıldır düzenledikleri Arapça yarışmalarıyla (ilkin İstanbul içi, sonra Türkiye geneli, daha sonra uluslar arası arenada) Arapçaya karşı, en azından Arapça öğretilen imam hatip liselerinde ilginin artmasına vesile oldular. Arapça adına yapılan bu çalışmaların kardeşlerimizle aramızdaki bağı kuvvetlendireceğini umuyorum.

 

İsmail Demirel yazdı

Yayın Tarihi: 01 Nisan 2013 Pazartesi 17:16 Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2013, 09:56
banner25
YORUM EKLE

banner26