Kaldırımdan in, kedi var, ürkütme onu

Yol vermek konusunda önce kendimi, kendimle birlikte hepimizi bu inceliğe çağırıyorum. Bu inceliği bendeniz evvela Adapazarı’nda bir hafif meczubda görmüştüm.

Kaldırımdan in, kedi var, ürkütme onu

Yol, yolda olmak, yol açmak, yol vermek, yola düşmek, yolu bulmak ve diğer yolla alakalı tamlamalar gün içindeki konuşmalarda sıkça rastladığımız lakırdılar.

Yol ayrı bir önem taşır Müslüman’ın zihninde. Hiçbir mecazı yok. Bildiğimiz yol. Asfalt, toprak, şose, patika ve dahi ne kadar yol çeşidi varsa onlardan, öyle bir yoldan bahsediyorum. İnsanlara zahmet veren bir şeyi yoldan kaldırmanın Fahr-i Kâinat Efendimiz’in haber vermesiyle sadaka olduğunu biliyoruz.

Yolu insana zahmet veren şeylerden temizlemek aklımızın bir yanında dursun. Daha başka türlü bir okuma yapalım bu söz üzerinden. Yolu kendimizden temizlemek mesela. Yola çıktığımızda nasıl basıyoruz yere. Şeyh Muzaffer Ozak Hazretleri “derviş yere abdestsiz basmaz” dermiş. Ve dervişler yürürken topuklarını yere vurmazlarmış. Yavaşca bırakırlarmış ayaklarını yere/yola. Yolu incitmemek, bastığı yeri acıtmamak gibi ince duyuşlara sahip olurlarmış. Namazından sonra kendisine hizmet ettiği için öperlermiş yeri dervişler, diğer kendisine hizmet eden eşyayı öptükleri, hürmet ettikleri gibi.

“Kaldırımdan in kedi var. Kaldırımdan in kediyi ürkütme.”

O kadar inceliği derviş olsak da yapabilsek biz de. Yol vermek konusunda önce kendimi, kendimle birlikte hepimizi bu inceliğe çağırıyorum. Bu inceliği bendeniz evvela Adapazarı’nda bir hafif meczubda görmüştüm. Kaldırımda yürürken karşıdan birinin geldiğini görünce hemen kendisine yol veriyordu. Bazen kaldırımdan inerek, bazen kaldırımın bir köşesine çekilerek.

Daha sonraki zamanlarda bu yarı meczubun sadece insanlara değil hayvanlara da aynı şekilde davrandığına şahid oldum. Meydandaki güvercinleri ürkütmemek için yolunu yaklaşık elli metre uzatıyordu. Çevrelerinden dolanırken ayaklarını yere öylesine hafif bırakıyordu ki, sanki yerde kendi yüreği seriliymiş de acıtmaktan korkuyormuş gibiydi.

Bir gün yolda rastladım ona. İşim gücüm yoktu. Takip etmeye karar verdim. Hızlı adımlarla yürüyordu. Sağına soluna pek bakmıyordu. Dikkatini ayakkabılarının ucunda bir noktaya vermiş öyle yürüyordu. Türkü gibi, ilahi gibi bir şeyler mırıldanıyordu. Birden parmak uçlarına basarak koşmaya başladı. Ben de adımlarımı sıklaştırdım gözden kaybetmemek için. İlerdeki çöpün arkasında bir kedi vardı. Kendine talimat verircesine konuşmaya başladı: “Kaldırımdan in kedi var. Kaldırımdan in kediyi ürkütme.”

O bunu deyince ben artık takibi bıraktım. Zira meczub dediğim bu adam hayvanın yüreğini bile hesaba katıyordu. “Bunu ben de yapmalıyım” dedim. Madem ki insanız, herkese, her şeye rahmet olmak zorunluluğumuz var. Ne diyordu Koca Yûnus Emre: “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.”

Bir karıncaya dahi ulu nazarı olan zevât-ı kirâma selamlar olsun.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2019, 10:49
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir Meczup
Bir Meczup - 2 yıl Önce

Karıncaya dahi demeyiniz. Karıncaya dahi demeyiniz. Küçük görmeyiniz. Nemrut'un ateşini söndürmeye su götürecek kadar büyüktür onlar.

banner19

banner13