Kalbin görevleri nelerdir?

Mümin; bu dünyanın bir sonu olduğuna, öldükten sonra yeniden dirilip hesaba çekileceğine ve ardından sonsuz bir ahiret hayatının başlayacağına inanmalıdır. Yaşar Kandemir yazdı.

Kalbin görevleri nelerdir?

Kalbin görevleri nelerdir?

Peygamber Efendimiz imanı şöyle anlattı: “İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.” 1

Bir kul Allah’a iman ettiğini, yani mümin olduğunu nasıl gösterecektir?

Peygamber Efendimizin buyurduğuna göre, imanın altmış veya yetmiş kadar dalı vardır. Bunların en başında “La  ilâhe illallah” sözü gelir. “La  ilâhe illallah” diyen kimse, Allah’ın bir ve tek olduğunu söylemiş olur. Bu söze, Allah’ın bir ve tek olduğunu söylemek anlamında Kelime-i Tevhid denir.

Kelime-i Tevhid’in önemi ve insana neler kazandırdığı konusunda Allah’ın Elçisini dinleyelim:

• “La ilahe illallah” diyen Cennete girecektir.                                                                                         

• Allah’tan başka ilâh olmadığını bilerek ölen Cennete girecektir.                                                                       

• Son sözü, “La ilâhe illallah” olan Cennete girecektir.                                                                       

• “La ilâhe illallah” diyen kimse, daha önce ne yaparsa yapsın, bu söz onu bir gün kurtaracaktır.

Kitaplara inanmalı!

Allah Teâlâ, kullarına kitaplar indirdi. Anlaşmazlığa düşünce, bu kitaplara bakarak Rablerinin buyruğunu öğrenmelerini ve aralarındaki uyuşmazlığı gidermelerini istedi. Her devirde, o günün ihtiyaçlarına cevap verecek kitaplar gönderdi.

Hz. Nuh’a, ondan sonraki peygamberlere, Hz. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a ve onun soyuna, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a emirlerini bildirdi. Son olarak bizim Peygamberimize Kur’an-ı Kerim’i indirdi; ümmetinin hem Kur’an’a hem daha önce gönderilen kitaplara inanmasını emretti.

Ve şöyle dememizi istedi:

 “Biz Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onların soyundan gelenlere indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve bütün peygamberlere Rablerinden verilene de iman ettik.”2  Allah Teâlâ, bu kitaplarda kullarına kendi yolunu gösterdi ve “Sizi Allah’ın yolundan ayıracak başka yollara gitmeyiniz.”3  buyurdu.

Toplumlar birbirinden farklı olduğu için uygulamalar elbette farklı olacaktı. Çünkü Cenab-ı Hakk her ümmet için ayrı bir kanun ve ayrı bir hayat biçimi belirlemişti. Fakat Allah Teâlâ iman ve ahlâk esaslarını hiç değiştirmedi. Yeryüzüne gönderdiği bütün kitaplarda aynı temel esasları ortaya koydu. Bu İlâhi emirler Muhammed ümmetine de aynen verildi.

Allah Teâlâ, Şuayb Peygambere, Medyen halkına şöyle demesini emretmişti: “Ey Halkım! Eksik ölçüp tartmayınız.”4

Bizim Peygamberimize de şöyle demesini emretti: “Ölçtüğünüzde eksiksiz ölçünüz, doğru teraziyle tartınız.”5

Musa Peygambere, “Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkarmasını.” 6  emretmişti. 

Kur’an-ı Kerim’i tanıtırken onun, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir kitap olduğunu belirtti. Kur’an-ı Kerim, Allah sözüdür. Onu, Allah’ın emriyle Muhammed Aleyhisselamın kalbine Cebrail indirmiştir. Kur’an-ı Kerim Allah’tan başka birinin sözü olsaydı, insanlar onda mutlaka birçok tutarsızlık bulurdu. Ama bugüne kadar hiç kimse onda en küçük bir çelişki bulamadı. O, Allah’tan gelen bir ışıktır. Cenab-ı Mevla onunla, rızasını arayan kullarına doğru yolu gösterir ve onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allah’ın bu son kitabı, İslâm’ın öğrettiği güzel işleri yapan müminlere büyük bir ödül verileceğini müjdeler.

Peygamberlere inanmalı!

Her millete peygamber gelmiştir. Allah Teâlâ her milletin içinden dilediği kimseleri peygamber seçip görevlendirmiştir. Her topluluğu peygamberleri aracılığıyla “Allah’a ibadet edin, şeytanî güçlerden uzak durun.”7 diye uyarmıştır.

Kendilerine peygamber gönderilmeyen hiçbir topluluk kalmamıştır. Allah Teâlâ’nın kullarına peygamber göndermesinin başlıca iki sebebi vardır:

• Kullarına ahiret hayatında vereceği sonsuz güzellikleri bildirip onları sevindirmek veya buyruklarını tutmayanları uyarmak.                                                                                                       

• “Bize peygamber gelmedi, doğruyu yanlışı bilmiyorduk.” diye bir bahane ileri sürmelerini önlemek.

Her millete peygamber gelmekle beraber, onların sayısı hakkında kesin bilgi yoktur. Bu peygamberlerin bir kısmı hakkında Peygamber Efendimize bilgi verilmiş, bir kısmı hakkında verilmemiştir.

Kıyametin kopacağına inanmalı!

Mümin; bu dünyanın bir sonu olduğuna, öldükten sonra yeniden dirilip hesaba çekileceğine ve ardından sonsuz bir ahiret hayatının başlayacağına inanmalıdır.

Bir kimsenin ölüm anı, onun ölümden sonraki hayatı hakkında fikir verir. Çünkü Allah’a inanan kimseyle inanmayanın ölüm sırasındaki hâli birbirinden çok farklıdır.

Müminler ölürken yanlarına melekler gelir: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaat edilen Cennetle sevinin”8 diye onlara müjde verir. Allah’ın kendisinden hoşnut olacağını ve kendisini bağışlayacağını duyan mümin son derece mutlu olur. Bir an önce Allah’a kavuşmayı, Allah da ona kavuşmayı ister. 

Ölmek üzere olan inançsız kimseye de işkence göreceği hatırlatılır. O da ölümden nefret eder ve Allah’a kavuşmayı istemez; esasen Allah da ona kavuşmayı istemez.

Ahiret hayatına inanmalı!

Dünya hayatı, ahiret hayatı yanında geçici bir oyun, eğlence ve oyalanmadan ibarettir. Asıl ve sonsuz hayat, ahiret hayatıdır. Bunu böyle bilmeli, kıyamet koptuktan sonra değişik safhalarıyla ahiret hayatının başlayacağına inanmalıdır.

Bir gün kıyamet kopup dünya hayatı son bulacaktır. Sadece Allah Teâlâ’nın bileceği bir süre geçtikten sonra, “Sur”a ikinci defa üflenecektir. O zaman gökten hayat veren bir su indirilecek, herkes âdeta bitkiler gibi yeniden canlanacak, kemikleri bile çürümüş olan insanlar, Allah’ın izniyle hiç çürümeyecek olan kuyruk sokumundaki hardal tanesi kadar küçücük bir parçadan (Acbu’z Zenebden) yeniden canlanacak, kabirlerinde dirilip kalkacaklardır.

O zaman insanlar dünyada bir gün veya daha az bir zaman kaldıklarını sanacak, Allah’a hamd ederek mahşere doğru koşarcasına gideceklerdir.

Ne yazık ki kendi yaratılışını unutanlar, “Çürümüş kemikleri kim diriltecek!” diye hayretle sorarlar, öldükten sonra yeniden hayat bulacaklarına bir türlü inanmazlar. İşte onlar, ilk önce yaratanın yeniden dirilttiğini göreceklerdir.

İnsanlar hesaba çekilip iyiler ve kötüler belli olunca, Allah Teâlâ dünyada iken iyi işler yapan kullarını bir daha çıkmamak üzere Cennetine koyacaktır. Kendisinden başkasını tanrı yerine koyanları, bir de bağışlanmayacak kadar kötülük yapanları Cehenneme atacaktır.

Cennete nasıl girilecek?

Rablerinin buyruklarına karşı gelmekten sakınanlar, hesapları tamamlanınca bölük bölük Cennete gönderilecekler. Görevli melekler Cennetin kapılarını açarak onları buyur edecek ve:

 “Selam olsun sizlere! Siz temiz kimselerdiniz. Bir daha çıkmamak üzere içeri buyurun.”9 diyecekler.

Cennete ilk girenlerin yüzü dolunay gibi ışıl ışıl olacak, daha sonra girenlerin yüzü parlak yıldızlar gibi aydınlanacak. Cennette müminleri hiç kimsenin bilemeyeceği mutluluklar beklemektedir. Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir kimsenin hatır ve hayalinden geçiremeyeceği nimetler vardır.

Cehennem nasıl bir yer?

Cehennem kâfirlerin, münafıkların yani Müslüman göründüğü hâlde Müslüman olmayan ikiyüzlülerin ve zalimlerin azap görecekleri pek geniş ve tabakalar hâlinde derinleşen bir yerdir. Cehennemin korkunç yakıcılığını ve çeşitli azap türlerini hatırlatan Cahim, Haviye, Hutame, Leza, Sair, Sakar gibi adları vardır. Yedi kapısı olup her kapıdan, günahlarının niteliğine göre ayrı bir grup girecektir. Allah’tan başkasını Tanrı yerine koyanlara, “Ebedi olarak kalmak üzere girin Cehennemin kapılarından!”10 denecek ve her grup kendilerine uygun yerlerde işkence görecektir.

Münafıklar Cehennemin en aşağı tabakasında bulunacaklardır. Cehennem ateşi, Peygamber Efendimizin benzetmesiyle dünya ateşinden yetmiş misli daha yakıcıdır. Cehennemin, yakıcı ateşi kadar dondurucu soğuğu da vardır.

Mümin kadere inanmalı; hayrı da şerri de Allah’ın yarattığına iman etmelidir. Kadere inanmayan kimse mümin sayılmaz. Çünkü her şeyi yaratan Allah’tır. Hem de tam ve mükemmel biçimde yaratandır. Üstelik her şeyi bir anlam ve amaca göre yapandır. Başa gelen her iyilik Allah’tandır, başa gelen kötülük ise insanın kendinden, kendi kusuru, kendi yaptıkları yüzündendir.

Her şeyi yapan ve yaratan Cenab-ı Hakk olduğu hâlde Hz. Peygamberi sevmeyen münafıklar, kendilerine bir iyilik eriştiğinde “Bu, Allah’tan!” derlerdi, başlarına bir kötülük gelince de Allah’ın Elçisine, “Bu, Senden!” derlerdi. Her şeyin Allah’tan olduğunu kabul etmezlerdi.

Kadere inanan mutlu olur!

Kadere iman eden kimse bütün varlığı ile Allah’a teslim olur. Allah’a teslim olan derin bir huzura kavuşur. “Allah ne yazdıysa başımıza o gelir.”11  der, olup biten hadiseler onu asla rahatsız etmez.

Yaşar Kandemir

Dipnot:

1             Müslim, İman 1; Ebu Davud, Sünnet 17; Tirmizi, İman 4; Nesai, İman 5; İbni Mace, Mukaddime 9; İbn Hibban, es-Sahih (Arnaut), I, 390-391, 398; Elbani, Sahihu Mevaridi’z Zaman, I, 102-104

2             Bakara Suresi, 136

3             Enam Suresi, 153

4             Hud Suresi, 85

5             İsra Suresi, 35

6             İbrahim Suresi, 5

7             Nahl Suresi, 36

8 Fussilet Suresi, 30

9             Zümer Suresi, 73

10 Zümer Suresi, 72

11  Tevbe Suresi, 51

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 06:25 Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2021, 06:29
banner25
YORUM EKLE

banner26