banner17

Kahvenin keşfi ya da Khadi’nin keçileri

Kahve, Habeş diyarına gelen seyyahlar ve ticaret kervanlarıyla tüm Arap yarımadasına oradan da İran ve Rum diyarına yayıldı. Ticaret kervanlarına bu yemişleri develerin ayaklarına bağladılar, uzun yolculuklarda, develer yürüdükçe ayaklarındaki torbalarda ezilen yemişler başka bir tada dönüştü. Kaan Murat Yanık yazdı.

Kahvenin keşfi ya da Khadi’nin keçileri

Güneş, örgülü kızıl ışıklarını uçsuz bucaksız topraklara saplıyordu, gökyüzünde tek tük avare avare dolaşan bulutların hiçbirinin aklına gelmiyordu birbirlerine yaklaşmak. Khadi her gün altında gölgelendiği ağacın yapraklarını izliyor, bazen uyukluyor, biraz ötedeki küçük tepede otlayan keçilerini müşahede ediyordu. Habeşistan’ın sıcağı toprağı bile esmerleştiriyordu, bu sıcakta yapılacak en güzel işti çobanlık. Her gün birbirinin tekrarı olsa da Khadi’yi keçileriyle oynamak ve bu ağacın altına uzanıp ne kadar ömrünün kaldığını tahmin etmek, mutlu etmeye yetiyordu. Bazı geceler kaldığı ağılın yanından geçen nehrin kenarında oturup kurbağalara taş atmak da fena olmuyordu.

Güneş yerini dolunaya bırakmaya hazırlanıyordu yavaştan, yıldızlar göğün ince katmanının ardına rastgele dizilmişler, nöbeti devralmayı bekliyorlardı. Khadi, başını ağacın sertliğinden ayırdı, mahmur gözlerini ovuşturdu, sağa sola doğru esnetti bedenini, pabucunun burnuna kovan mendebur karasineğini tek hamlede patlattı. Ellerini dizlerine silerek doğruldu, önce aşağıdaki keçilere baktı, hepsi yerli yerindeydi, ardından gözlerini tepeye koyduğu sürüye dikti; keçilerin hâlinde bir tuhaflık vardı, normalde başlarını otlardan kaldırmayan keçiler zıplıyorlar, sağa sola koşuşturuyorlar, çiğ sesler çıkarıyorlardı. Khadi ilk kez böyle görüyordu onları, bugün her zaman otladıkları yer seyreldiği için keçileri ikiye bölmüş şimdi baktığı sürüyü küçük tepeye yerleştirmişti, rahat rahat otlasınlar diye. Aklına ilk gelen şey; burada çeşitli böceklerin olduğu ve bunların keçilerin ayağına tırmandığı oldu. Hava aydınlık olmadığı için keçilerin ayaklarını inceleyemedi doğru düzgün, hayvanları önüne katıp efendisinin ahırının yolunu tuttu.

Sabah güneşin doğuşu ile beraber keçilerin ayaklarını tek tek inceledi; ne bir böceğe, ne de dikene rastladı, zaten keçiler de sakinleşmişlerdi. Bugün keçilerin yarısını yine dünkü tepeye yerleştirecek, gözlerini onlardan ayırmayacaktı. Son zamanlarda sürekli oturduğu ağacının altında bağdaş kurdu, cebinden bıçağını çıkarıp elindeki dala şekil vermeye başladı, gözünün biri sürekli tepedeki keçilerdeydi. Sıcağın ağırlaşmasıyla beraber, tatlı bir uykuya verdi kendini, keçilerin çığlıklarıyla sıçradı yerinden, tepedeki keçiler yine dünkü gibi hareketlenmişlerdi, atlayıp zıplıyorlar, ayaklarıyla toprağı deşiyorlardı. Khadi’yi saç diplerinden tırnaklarına kadar bir korku kuşattı, koşarak tepedeki keçilerin yanına gitti, bir yandan da aşağıdaki keçilere bakıyordu, onlar olan bitenden bîhaber seyrek otları kemirmekle meşguldüler. Khadi tepedeki keçilerin yanına çöktü, sırayla hepsinin bacaklarını yokladı; karınca ve zararsız haşerattan başka bir şey bulamadı, keçilerin yediği ağaçların dallarında da bir şey yoktu.

Gün batımına kadar kıvrandı, mutlaka kötü bir şey olmuştu keçilere. Ama neden diğer tarafta otlayanlarda sorun yoktu, buna benzer sorularla kıvranıp durdu akşama değin. Keçileri ağıla soktuktan sonra, efendisinin evine epey uzakta oturan; meşhur Habeş büyüleriyle uğraşan adamın yanına gitti, durumu anlatıp keçilerin içine cin girdiğini ve onların otladığı yerde cinlerin cirit attığını söyledi, sabah büyücü ile beraber oraya gittiler tekrar, çoban üç keçiyi tepeye koydu, büyücüye gözünü onlardan ayırmamasını tembihledi, gerçekten de güneşin en tepeye çıktığı an keçiler tepişmeye, zıplamaya başladılar. Büyücü çantasından çıkardığı çamur dolu kâseye daldırdı ellerini, kâseden çıkardığı siyah çamuru keçilerin üstüne sürdü, tam o anda üstüne çamur sürülen keçi sağlam bir boynuz attı büyücüye, içinden birtakım dualar okuyup tekrar yaklaştı boynuz atan keçiye büyücü, bu defa yırtıcı bir hayvana dönüştü keçi, diğer keçiler de ona eşlik ettiler, hep beraber hücuma geçip zavallı adamın üstündeki entariyi paramparça ettiler, Khadi zor bela kurtardı onlardan büyücüyü. Adamcağız eliyle mahrem yerlerini kapatmaya çalışarak kaçıp gitti oradan.

Khadi’nin şaşkınlığı ve korkusu biraz geçmişti, en azından artık cin ihtimali yoktu. Az evvel büyücüye saldıran keçilerin yanına oturdu. Kararlıydı, bu sırrı gün batana kadar fâş edecekti.

Gözlerini keçilere pereledi, o an gördü keçilerin yediği yabani vişneye benzeyen yemişleri. Keçiler dünden beri bu yemişlerden yiyorlardı, heyecanla ayağa kalktı, yemişlerin sallandığı ağaca dokundu; dallarına, yapraklarına... Tereddüt ederek bir yemiş koparıp ağzına attı, yabani vişne olmadığı belliydi, acı ama ılık bir aroma dağıldı diline, art arda üç beş tane daha yedi. Ağacının altına oturup bu yediği acı yemişin nasıl bir etkisi olduğunu beklemeye koyuldu, aradan saatler geçmiş Khadi’nin her zaman üstünde olan uyuşukluktan eser kalmamıştı, kendini gayet zinde, yenilenmiş hissediyordu, bununla beraber ellerinde ince bir titreme dolanıyordu. Kalbi de daha hızlı atıyordu sanki. Yüzünü buruşturarak, bu yemişlerden epey yedi Khadi, şimdi o da kendini keçiler gibi hissediyor, sağa sola koşuyor, bu mucizevi yiyeceği herkese anlatmak istiyordu. Ertesi gün efendisine gösterdi bu yemişi, avuç dolusu toplayıp elleriyle yedirdi efendisine, bu küçük kırmızı meyveleri...

Zaman içinde bu kırmızı meyveleri kaynatıp, suyunu içmeye başladı Habeşliler. Habeş diyarına gelen seyyahlar ve ticaret kervanlarıyla tüm Arap yarımadasına oradan da İran ve Rum diyarına yayıldı. Ticaret kervanlarına bu yemişleri develerin ayaklarına bağladılar, uzun yolculuklarda, develer yürüdükçe ayaklarındaki torbalarda ezilen yemişler başka bir tada dönüştü.

Sufiler kendilerini hiç uyumadan ibadete adamak için içmeye başladılar, bu yemişin suyunu.

Bağdat’ta beyaz elbiseleri içinde kâinatın nasıl büyük bir giz çukuru olduğunu tartışan iki âllameden biri diğerine hadi birer tane daha içelim dedi. İki âlleme sabaha kadar dünyanın gizleri hakkında tartışıp durdular, sabah namazını kılmadan evvel kahveyi bulan Çoban Khadi’nin ruhuna rahmet okudular, Khadi’nin keçilerini otlattığı yerin adı Kaffa olarak anıldı o günden sonra…

Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2019, 14:25
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20