"İz Bırakan Ezgiler" öksüz kaldı

Lise yıllarımdan beridir çeşitli dergilerden, gazete kupürlerinden, sosyal platformlardan, tanıdığım önemli organizasyonların altında imzası olan güzel insandı Asım Gültekin. Sümeyye Şahin yazdı.

24 Temmuz 2020 Ayasofya'nın ibadete açılışının ' iz bırakan ezgiler'le karşılanacağını duydum. Gençlik ve spor bakanlığı tarafından düzenlenen programın afişini görür görmez heyecanlandım. 23 Temmuz 2020 Perşembe akşamı Üsküdar Meydanındaki bu organizasyon, tıpkı İstanbul fethedilmeden önce buralarda yapılan fetih hazırlıkları gibi geldi. 1450'li yıllara gittim bir an. Fetih hazırlıkları zihnime hezeyan etti. Sonra Fatih’in atı üzerinde şahlanışı, Akşemsettin ve Molla Gürani nin duaları ve Ayasofya'da namaz...

Bu anı ben de yaşamalıyım dedim ve 3 saat öncesinden yola çıktım. Meydana vardığımda önce sahilde bekledik sonrasında ateş ölçülerek teker teker içeri alındık. Sosyal mesafe kuralına uygun bir şekilde dizilmiş minderlerden ön saflarda birine oturdum. Prova bekleyiş derken heyecan gittikçe artıyordu. Bakan bey geldi ve saat 21.05’te program başladı. Protokol konuşması sırasında Sayın Kasapoğlu, Asım Gültekin abiyi rahmetle anarak onun hayali idi ezgiler deyince bir ateş düştü sol yanıma. Gözlerimi kapattım ve sadece ana odaklandım. Hayallere daldım.

Lise yıllarımdan beridir çeşitli dergilerden, gazete kupürlerinden, sosyal platformlardan, tanıdığım önemli organizasyonların altında imzası olan güzel insan. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi edebiyat öğretmeniydi. Nice kalemler geçti tedrisatından, nice gencin elinden tuttu. Dünyabizim.com internet sitesi üzerinden sanatçıları, düşünürleri, edebi eserleri ve ezgileri tanıtan üstad. (Abi bir sen bir ben sadece tüm ezgileri ezberleyen.)

Sırasıyla sahneye çıkan sanatçılarımız ezgileri seslendirdikçe Asım Gültekin imzalı yazı düşündüm içimden. O olsa ne yazardı, bu ezgiden ne sonuç çıkarırdı dedim durdum. “Sultanım”, “Yağmur” ve “Ya Muhammed Mustafa” ile Mustafa Demirci ve Taner Yüncüoğlu peygamberi selamladı. Ardından grup genç “Kavgam karanlığa güneş” adına dedi cihadı haykırdı. Eşref Ziya çıktı sahneye ve gözyaşları sel oldu. “Ağlama Karanfil” dedi tıpkı lise yıllarında başından örtüsü çekilen, sahneden ödülü verilmeden indirilen, mecliste yuhalanan, sokakta dışlanan tesettürlü kadınlarımızın çilesini haykırdı. Güç bulmak için Kalksam ve dirilsem dedi. Hakan Aykut secde yerinde ile imanımızı perçinledi. Aykut Kuşkaya “Bir güneş doğuyor” ile Ayasofya’yı müjdeledi. “İbrahim içimdeki putları devir” dedi nefsine ultimatom verdi.

Sonrasında Asım abinin dilinden düşürmediği güzel insan “Ömer Karaoğlu” sahne aldı. Kuşlar ile özgürlüğün evrenselliğini ve ehemmiyetini nakşetti. “Şehit Tahtında Rabbe Gülümser” ile şehitlerimizi mücadelenin ulviliğini hatırlattı. Ve final kısmında Fetih Marşını okudular beraberce. Necmettin Erbakan hoca geldi hatrıma. Fatih Sultan Mehmet Han diyerek Ayasofya diyerek göçmüştü bu dünyadan. Fetih şölenlerindeki konuşmaları, fetih marşını gençlerin heyecanla seslendirmesi şimdi daha anlamlıydı. İstanbul ikinci bir fethe şahit olmuştu.

Gözlerimi açtığımda sahnedeliler alandakilerle toplu selfie çekiliyordu. Gözyaşlarım maskemi ıslatmış ve dilimde şu beyit kalmıştı:

Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın

Fatihin İstanbul'u fethettiği yaştasın!

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26