İyi ki yobazım, dedirtiyor bu kitap

Süleyman Çobanoğlu’nun ‘Yobazlığa Övgü’sü, 90’lı yıllardan yüzümüze tutulan bir ayna..

İyi ki yobazım, dedirtiyor bu kitap

 

Belki de bir on yıl olmuştu okuyalı. Tekrar okumak istedim. Bahsedeceğim kitap Yobazlığa Övgü, Süleyman Çobanoğlu’nun Milli Gazete’de yazdığı yazılardan oluşuyor. Merdiven Kitapları’ndan çıkan 1999 yılında yayınlanmış ikinci baskısından okudum kitabı.

Kitabın içindeki yazılardan birinin de başlığını isim olarak alan kitap, ismi gibi çarpıcı yazılardan oluşuyor. Yazar kitap boyunca bizi anlatıyor, üzerlerinden 28 Şubat geçen, hor hakir görülen, önemsenmeyen, görmezden gelinen, istismar edilen, akletmeyen, durup düşünmeyen, aldırışsız bizlerden ve bize özgü hallerden…

Kitaptaki yazılar gazete yazısı, dolayısıyla yazıldığı günle, güncelle bağlantılı. Çobanoğlu, güncelin geçiciliği yerine gerçek resme odaklanmamızı istiyor. Yazar azatlık isteyen Barat Hacı’dan bahsediyor, Ergenekon destanında olduğu gibi dağı eritmeyi akledecek, dağı eritecek, yol gösterecek demircilerin gerekliliği ve olmazsa olmazlığından dem vuruyor. Barabas’ı affeden Filistinliler’den bahisle safımızın ne olduğunun önemine dikkat kesilmemizi istiyor. ‘Futboldan Taharet’ten, sanattan ve bazı sanatçılardan(!) yola çıkarak yozlaşmadan bahsediyor. Kitapta Cevher Dudayev’in şehit olduğunda Türkiye’nin gündeminin bir derbi maçı olmasına içerliyor sık sık.Süleyman Çobanoğlu, Yobazlığa Övgü

Kitap vurucu özellikte böyle birçok yazı içeriyor. Yobazlığa Övgü doksanlı yılların sonlarına doğru neler konuşmuşuz, neler gelmiş başa, gündemi ne meşgul etmiş, ben ve yaşıtlarım imam hatibi bitirirken Türkiye nelerle meşgulmüş hatırlamak için bir güzel bir fırsat. Mesela koyun Dolly, Pepsi’nin Generation Next’i, 20 RC 721 plakalı aracı, Mine G., sekiz yıllık eğitim gibi o zamanların ateşli tartışmalarını hatırlıyoruz. Kitaba konu edilen şeylerin günümüzde de aslında isim değiştirerek farklı boyutlarla söz konusu ettiğimiz şeyler olduğunu görmek, aslında değişen fazla bir şeyin olmadığı görmek anlamına geliyor ve üzüntü veriyor.

Kendimize bakmak için güzel bir kitap

Kitabın sonlarına doğru 1950’li yıllarda Karapınarlı Türkmen Kamber’le bir Yörük arasında bir çift öküzü konu edinen konuşmadan bahseden Süleyman Çobanoğlu, Kamber’in verdiği cevapta saklı olan halet-i rûhiyenin aslında birçoğumuza sirayet ettiğini ifade ediyor. Belki de yazarın kitap boyunca üzerinde durduğu şeyin bu zihnî bulanıklık, bu raydan çıkma olduğunu desek yanılmış olmayız.

Kitabın son yazısı ümit burcunda bitiyor yine de. Ağa, ağanın kızına âşık dünyanın en güzel kaval çalan çobanı ve ağanın çobanı sınamasını konu edinen bir hikâyecikle yazar, bizi yapabildiğimiz en iyi işe, ‘kaval çalmaya’ davet ediyor. ‘Kaval çalmak’ en güzel işimiz, koyunlar tuz yalamış olsalar da, ‘ağalar ve beyler, bizim çaldığımız kavalın, bu zehir gibi tuz ile baş edemeyeceğine inansalar’ da bizim yegâne varlığımız…

Yirmi yıldan biraz fazla da olsa yazıların üzerinden geçen zaman, Süleyman Çobanoğlu gönül teline dokunan, evet aslında böyledir dedirten şeyler yazmış. ‘Yani’yle başlayan, uzun izahatlarla bazı herzeleri yutturmaya çalışmayan kitap, kısa ve öz cümlelerle bizim farklılıklarımızın övünç kaynağı olduğunu, kendimize başkalarının gözüyle bakmaya değil, kendi değerlerimizle bizi tanımaya çağırıyor.

Başkaları yobazlık dese de kendimiz kalmak en güzeli. Nostalji olsun diye değil, aynada (hakiki bir aynada) kendimize bakmak için güzel bir kitap. Güncel konulardan çıkış yapan fakat resmin tamamını gösteren, nefis bir üslupla yazılmış kırk yazı. Okuyun, yobaz olduğunuza bir daha sevineceksiniz.

 

Halil Arslan, “yobazlara selam olsun” dedi

Yayın Tarihi: 08 Ocak 2013 Salı 13:08 Güncelleme Tarihi: 18 Mayıs 2016, 14:01
banner25
YORUM EKLE

banner26