‘İstisna Hâli’nin kalıcı izdüşümleri

Dünya tarihindeki hiçbir salgın hastalık sadece bir salgın hastalıktan ibaret olmamış ve insanlığı yalnızca hayatta kalıp kalmama noktasında bir varoluş mücadelesiyle tehdit etmemiştir. Her salgın, sosyolojik ve ekonomipolitik açıdan bir dönüm noktası olmuştur. Nilgün Dağ yazdı.

‘İstisna Hâli’nin kalıcı izdüşümleri

İstisna genel bir hükmü, kuralı veya kaideyi zayıflatan ya da esneten hususi bir durumu imler. Kuralın şaşmaz, yanıltmaz, mutlak ve güvenilir olduğu inancını sarsar. Ve o kurala, kaideye, ilkeye, prensibe, değere bir nebze belirsizlik ve şüphe düşürür. Hatta bunları terörize ederek nihaî yıkıma götüren yolu dahi açabilir.

Bugüne kadarki mevcut kavramsallaştırmalar ışığında denilebilir ki istisna, olağan’a tabi olmayan veya olağan’ın sınırları içine dahil edilemeyen olağan dışı, olağanüstü veya sıra dışı bir hâl veya durumdur. Bu bağlamda COVID-19’un ve COVID-19’la beraber gelen nizamın istisnaî bir durum olduğu söylenebilir.

Nitekim COVID-19’un istisnaî bir sağlık krizi olarak belirmesiyle birlikte “istisnaî bir hâlin normalleşmesi” meselesi de tartışılır hâle gelmiştir. Tüm dünya genelinde alınan tedbirler uyarınca kısıtlanan hareket özgürlüğünün bir insan hakları krizine dönüşebilme riski taşıdığı noktasında bazı düşünürler ve siyaset bilimciler endişelerini dile getirmeye başlamışlardır. Bunlardan biri olan İtalyan filozof Georgio Agamben, istisnaî hâlin normal bir yönetim paradigması olarak kullanılma eğiliminin artmasından endişe ettiğini açıklamış ve istisnaların kaide hâline getirilerek hukukun üstünlüğünden sapılabileceği uyarısında bulunmuştur.

Agamben’in istisnaların terörize edilmeye açık oluşuna göndermede bulunduğu ve istisnaî hâller üreten egemenlerin ve iktidarların ortaya çıkabilme tehlikesine dikkat çektiği yönündeki bu uyarısı, uyanık olmaya bir davet şeklinde okunmalıdır. İstisnaî bir hâlin siyasal yaşamın kalıcı koşulu hâline gelmesi ya da bu hâlin sinsi bir kitlesel panik ya da istisnaî bir iktidar mekanizması [siyasi yönetim ve kontrol mekanizması] işlevi görmesi ihtimaline karşı tetikte olma çağrısı şeklinde yorumlanmalıdır. Ki bu noktada Foucault’un bakış açısına başvurmak da faydalı olacaktır. Çünkü onun iktidar modellemesi, COVID-19 salgınının dünyayı yeniden kurma faaliyetine katkı yapma gücünü sorgulatması bakımından oldukça kıymetlidir.

Foucault, üç çeşit iktidar modellemesi yapmıştır: Hükümranlık, disiplinci yönetim ve yönetimsellik. Hükümranlık modeli, nelerin yapılmaması gerektiği üzerinden işleyen yasakçı bir yasa devleti modelidir. Disiplinci model ise hükümranlık modelinin aksine ne’lerin yapılması gerektiği üzerinden işleyen bir talim ve terbiye modelidir. Bu ikisinin aksine yönetimsellik modeli, özgürlüklerin kısıtlanmak yerine belli tekniklerle ve stratejilerle düzenlenmesine/regüle edilmesine dayanan bir modeldir. Foucault, bu üç modelin nasıl işlediğini üç kategori kullanarak açımlamıştır: Şehir planlaması, tarım ürünlerindeki azlık ve salgın. Salgın mevzuunu da üç salgın hastalık [cüzzam, çiçek, veba] üzerinden detaylandırmıştır. Ona göre, cüzzam salgınında “dışlama”, veba salgınında “karantina” yöntemi kullanılırken çiçek salgınında “aşılama” tekniği uygulanmıştır.

Bir yandan Agamben’in uyarıları bir yandan Foucault’un dikkat çektiği noktalar gösteriyor ki COVID-19 salgınına geniş bir açıdan bakmak gerek. İstisnalar bir şeyi geçici olarak askıya almak kadar kalıcı bir hâl yaratmaya veya bazı eylemler için alan açmaya da vesile olabilirler/edilebilirler. Hedef güdümlü bir kasıt taşıyarak ya da taşımaksızın bir mevcudu, kuralı ya da değeri terörize edebilirler. Salgın hastalık gibi istisnaî bir durum, onunla mücadelede -zorunlu olarak- kullanılan “izolasyon” veya “mekânda yalıtma”, “gözetim” veya “takip sistemleri” gibi teknikler üzerinden alışılmışın ve bilinenin dışında bir iktidar ve yönetim mekanizması devşirmede, hatta demokratik katılım mekanizmalarını sarsmada araçsallaştırılabilir.

Dünya tarihindeki hiçbir salgın hastalık sadece bir salgın hastalıktan ibaret olmamış ve insanlığı yalnızca hayatta kalıp kalmama noktasında bir varoluş mücadelesiyle tehdit etmemiştir. Her salgın, sosyolojik ve ekonomipolitik açıdan bir dönüm noktası olmuştur.

Nilgün DAĞ

Yayın Tarihi: 22 Eylül 2020 Salı 12:00 Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2020, 12:10
banner25
YORUM EKLE

banner26