İstanbul'u hiç böyle okumamıştık

Sadettin Ökten Hoca, kalemini Nefs-i İstanbul’un kanlı gözyaşlarıyla dolu hokkaya batırıp batırıp yazmış. Yahya Kemal’in İstanbul’u ve Devamı, sonsuzluğa intikal etmiş rüya gibi bir aşkın hüzünlü kitabı…

İstanbul'u hiç böyle okumamıştık

İstanbul, üzerinde en çok konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş, besteler yapılmış şehirlerden biridir. Elbette herkes bakıp gördüğü, görüp fark ettiği kadarını anlatmıştır. Ancak bu Şehirler Sultanı’nı “hakkını vererek” anlatmak için ehliyetli olmak gerektiğini düşünüyorum. Sadettin Ökten Hoca gibi!

Hocamız İstanbul’u, İstanbul doğumlu biri olarak, İstanbul’u seven biri olarak, inşaat mühendisi olarak ve belki de en önemlisi dünle bugünü mukayese şansına sahip biri olarak anlatıyor. Okurken, kendi manevi âleminin kitabın her satırına nasıl nüfuz ettiğine şahit oluyorsunuz. İstanbul’a bakmakla, içsel yolculuğu yan yana getirdiği satırlarında “bir kavle göre görmek” ifadesini kullanıyor. Başıboşluğun, gelişigüzelliğin ötesinde, bir kavle göre yaşamak. Sadettin Ökten Hocamıza gelecek kuşaklara bıraktığı bu kıymetli çalışma için yürekten teşekkürler.

Sadettin Ökten Hoca da kader bahsini getirip koyuveriyor önünüze

Yahya Kemal’in İstanbul’u ve Devamı, Ötüken Yayınları’ndan çıkmış. Çok özel ve güzel bir kapak tasarımı var. Kapağı dikkatle incelediğiniz zaman, iç sayfalarda anlatılanların kısa ama çarpıcı bir özetini kapak resminden okuyabilirsiniz. Kitap aynı zamanda bir serinin ikinci kitabı… Sadettin Ökten Hoca, 2008’de yine aynı yayınevinden çıkan Yahya Kemal’in Rüzgarıyla – Düşünceler Duyuşlar kitabında da Yahya Kemal’in bazı büyük şiirlerini şerh etmiş ve o şiirleri mısra mısra irdeleyerek ortaya bir İstanbul tarihi çıkarmış idi.

Eser, Yahya Kemal’in on dört şiiri etrafında işlenmiş zarif ve hüzünlü bir İstanbul hatıratı adeta. Kitapta Yahya Kemal’in şiirleri sırayla yer alıyor. Sadettin Ökten Hoca her şiirden sonra gerek aşikâr gerek de gizli olarak mısralarda yer alan konuları tek tek ele alıyor ve her birine açıklık kazandırıyor. Öyle zannediyorum ki kitap, hayatında İstanbul’u hiç görmemiş birini bile, anlatılan o efsunlu semtlerde dolaştıracaktır. Yahya Kemal’in İstanbul’u ve Devamı için, istediğimiz her vakit elimize almak üzere hepimizin kütüphanesinde bulunması gereken çok yönlü bir kaynak tanımlaması yerinde olur diye düşünüyorum.

Kitap, “İstanbul hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki” diyor. Hz. İsa’dan evvel 7. asra kadar götürüyor sizi. Tarih içinde o günden bugüne gelen çok yönlü bir gezintide buluyorsunuz kendinizi. Bir kısmına değinmek istemiyorum. Nasıl olsa kendiniz okurken yüreğiniz sızlayarak şahit olacaksınız İstanbul’un bugününe. Sizi kedere boğan modern zaman satırlarında, “ne suçu vardı İstanbul’un” diyorsunuz. Sadettin Ökten Hoca da kader bahsini getirip koyuveriyor önünüze. İsyan etmeden üzülebileceğinizi anlatıyor. Kurtuluş ihtimalinin zayıflığına bakmadan çabalamak gerektiğini de hatırlatmadan geçmiyor.

Ne zaman kimler yaşadı bu şehirde? Kimler ne izler bıraktı? Sınırları nasıl çizildi? Surlar nasıl örüldü? Sokaklarında kimler nasıl dolaştı? Hangi sesler, hangi kokular, hangi sevinçler, hangi kederler hangi zamana işaret ederdi bu şehirde? Hangi kuşlar hangi semtlerde uçardı? Sayfalar ilerledikçe bunlarla birlikte, evvelce aklınıza hiç gelmemiş daha nice sorulara cevap buluyorsunuz.

Gün batımını seyrediyorsunuz. Üstelik yaz gurubu, güz gurubu diye iki farklı gurubu dahi seyrettiriyor Hoca size

Sadettin Ökten Hoca İstanbul’a dair neyi anlatıyor, neye temas ediyorsa, paralelinde tevilini de yapıyor. Böylece sadece İstanbul’u öğrenmekle kalmıyorsunuz; İstanbul üzerinden Hak sohbeti okuyorsunuz. Dinliyorsunuz bile denilebilir. Zira rüzgârı, boğazın akıntı sesini, ahşap evlerin hafif aralık pencerelerinden sokağa taşan ninni seslerini öyle bir anlatıyor ki, okumanın ötesine geçip dinliyorsunuz adeta. Şerefedeki müezzinin sesi kulağınıza geliyor da namaza kalkacak oluyorsunuz. Semtlerin isim alışlarında yatan ince ve derin düşünceyi okurken hayranlığınız iyice artıyor.

Mevsimleri, erguvanları ve laleleri ile birlikte görüyorsunuz. Gün batımını seyrediyorsunuz. Üstelik yaz gurubu, güz gurubu diye iki farklı gurubu dahi seyrettiriyor Hoca size. Her daim özel bir yere sahip olan Üsküdar, “katibimin setresi uzun…” diye mırıldanıyor. Eseri okurken İstanbul ve İstanbullunun, kader ortağı olduğu noktasında ikna oluyor; Batılılaşmanın şehre kattıkları ve alıp götürdüklerini öğreniyorsunuz.

Hiç anne olmamış birine evlat hasretini sorabilirsiniz. Alacağınız, bilgi birikimine dayalı, el yordamıyla verilmiş bir cevaptır en fazla. Oysa evladına hasret bir anne tek bir cümleyle belki de tek bir bakışla verebilir beklediğiniz cevabı. İşte ben bu açıdan bakınca Sadettin Ökten Hocamız için üzülmedim diyemem. Çünkü o, İstanbul’un kaybolmuş efsunlu günlerini yaşadıktan sonra bugünlerine şahit oluyor. Onun hissettikleri asla İstanbul trafiğinden şikâyetçi olanlarımızın hissettikleriyle aynı kefeye konamaz. O, güzeller güzeli yâri gözleri önünde eriyip giden ve bu acıyla çaresizce çırpınan bir sevgili gibi… Hoca, kalemini Nefs-i İstanbul’un kanlı gözyaşlarıyla dolu hokkaya batırıp batırıp yazmış. Yahya Kemal’in İstanbul’u ve Devamı, sonsuzluğa intikal etmiş rüya gibi bir aşkın hüzünlü kitabı…

Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2019, 09:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zeynep Dilek
Zeynep Dilek - 2 yıl Önce

Oyle guzel tespitlerde bulunmussunuz ki masaallah...En yakın uygun durumumda alıp okuyacagim insaallah... Allah ondan razı olsun tv de radyo da gıbta ile izleyip dinledigim ve çok sevdigim bir buyugumuz.

banner19

banner13