İslâm'da evlilik adabı

Son devrin fakihlerinden İbn Abidin ünlü Reddü’l-Muhtar adlı eserinde nikâh konusunda şunları söyler: “Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikâh ile imandan başka ibadet yoktur.”

İslâm'da evlilik adabı

1- EVLİLİK NEDİR?

Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşru kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir. İslam’da nikâh akdi hem medeni bir muamele ve hem de bir ibadettir.

Son devrin fakihlerinden İbn Abidin ünlü Reddü’l-Muhtar adlı eserinde nikâh konusunda şunları söyler: “Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikâh ile imandan başka ibadet yoktur.”

Nikâh Terimi:

Nikâh terimi Arapça “nekeha “fiilinden bir mastar olup erkeğin bir hanımla evlenmesi ve onunla cinsel temas da bulunması demektir. Bu sözcüğün “evlilik akdi” anlamı mecaz, “cinsel temas” anlamı ise gerçek anlamıdır.

2- EVLİLİĞİN MEŞRULUĞUNUN DELİLLERİ NELERDİR?

Evliliğinin meşru oluşu kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir.” (Nur Suresi, 32)

Peygamber Efendimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur. Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır.” (Buhari)

Hz. Âişe’nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz çünkü ben  (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenmeye gücü bulamayanda oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için (harama karşı ) bir kalkandır.”

Ebu Umame’nin (r.a.) naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurulmuştur: “Mümin Allah korkusundan ve O’na itaatten sonra iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler , yüzüne baksa sevinç duyar , üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur.”

Evlenmenin Hükmü;

Evleneceklerin durumuna göre nikâhın hükmü farz, vacip, sünnet, haram, mekruh veya mübah kısımlarına ayrılır.

  1. Evlenmediği takdirde zinaya düşeceği kesin olan kimsenin evlenmesi farzdır. Ancak bunun için erkeğin mehri verecek ve eşinin geçimini sağlayacak güce sahip olması da gereklidir.
  2. Yine evlenmezse zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin –mehir ve sadakayı verecek durumda ise – evlenmesi vaciptir.
  3. Evlenince eşine zulüm ve işkence yapacağı kesin olan kimsenin evlenmesi haramdır. Kesin değil de ihtimal olursa da evlenmesi mekruhtur.
  4. Cinsel bakımdan itidalde bulunanların evlenmesi sünnettir. İtidal; evlenmezse zinaya düşeceğinden korkulmayan, evlenirse de eşine zulüm yapacağından endişe duyulmayan kimselerin durumunu ifade eder.

3- EVLİLİĞİN FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR?

Faydaları;

  1. Evlilikten çocuk olabilir. Evladı salih olursa kendisi için dua eder. Onun sebebiyle birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Öldükten sonra sevabı kesilmeyen iyi işlerden biri de salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği dualar, ana-babasına ulaşır.” [Müslim]

Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara şefaatçi olur. Hadis-i Şeriflerde buyuruldu ki: “Çocuğa cennete gir, denir. Öfke ile ‘Ana-babamı almadan girmem.’ der. Sonra ana-babası ile cennete girer.” [Nesai]

“Çocuklar cennet kapısının önünde toplanıp hep birden bağırarak ana-babalarını isterler. Bağırmaları, ana-babaları oraya gelinceye ve her biri ana-babasının elini tutup cennete girinceye kadar devam eder.” [İmam Gazali]

  1. Evlenmeyen kimse, gözünü haramlardan koruyamayabilir. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasından uzaklaştırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allah Teâlâ’ya karşı gelmekten sakının!” [Taberani]

“Şükreden kalbe, zikreden dile ve ahiret hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!” Hadis-i Şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulması, saliha hanımların bir nimet olduğunu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. (Tirmizi) Hazret-i Ömer buyurdu ki: “İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.”
Günümüzde bekâr kalarak dini korumak zordur. Evlenmek, dini korumaya yardımcıdır. Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Bir genç evlenince, şeytan şöyle der: "Eyvah, dinini benden korudu." [İbni Asakir]

  1. Hadis-i Şeriflerde buyuruldu ki: “Günahlardan bir günah vardır ki ailesinden çektiği sıkıntıdan başka bir şey ona kefaret olmaz.” [Taberani]
    Müslüman bir gencin önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenebilir. Edebi, hayası, ahlakı güzel olan, dinini, imanını, İslam’ın şartlarını öğrenmiş, İslamiyet’e uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikâhlanmalıdır! İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır! İllâ da (Malı çok, güzel bir kız olsun) dememelidir! Mal için güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır! Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Kadın, ya malı için veya güzelliği için yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.” [Müslim]

Zararları:

  1. Helal nafaka temininde güçlük çeken kimse, harama sapar ve kendini helake sürükler. Bekâr olursa kendini geçindirmesi daha kolay olur.
    Kıyamette insanın ilk hasmı aile efradıdır. Derler ki: “Ya Rabbi, bundan hakkımızı al! Biz bilmiyorduk. O bize haram yedirdi.” Çoluk çocuğun hakkı alınır. Sadece mal bakımından değil, ilim bakımından da aile efradını cahil bırakmamalıdır! Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Kişi, ehlini cahil bırakmaktan daha büyük günahla huzur-i ilahiye çıkamaz.” [Deylemi]
  2. Ailesiyle hoş geçinememek, kötü huylarına sabredememek felakettir. Çünkü erkek çoban gibidir, amir gibidir, maiyetinden mesuldür. Hadis-i Şerifte buyuruldu ki: “Kişiye, tekeffül ettiği kimseye bakmaması günah olarak yeter.” [Nesai]
    Allah Teâlâ, kendimizi ve aile efradımızı cehennemden korumamızı emrediyor. Halbuki insan kendini korumaktan aciz iken mesuliyeti altındakileri nasıl koruyabilir? Geçimsiz, sinirli kimseler hanımlarının kötü huylarına sabredemeyeceği için evlenmemeleri daha uygun olur.
  3. Çoluk çocuk kalbi meşgul edebilir. Kendisini ibadetten alıkoyabilir. Ebu Süleyman-i Darani buyurdu ki: (Bekârlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan daha hayırlı, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha hayırlıdır.)
    Güzel ahlaka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, hanımını üzmeyecek olan, evlenmesi ibadetine mani olmayan kimsenin evlenmesinde mahzur yoktur. Helal nafaka kazanması zor ise, geçimsiz ve huysuz ise, evlenmesi hayırlı işlerine mani oluyorsa evlenmesi mahzurlu olur.

4- EVLİLİK VE EŞ SEÇİMİNDE NİYET NASIL OLMALIDIR?

Halık-ı Zülcelal bu kainatı yaratma amacını Efendimizin (s.a.) bir Hadis-i Kudsisinde bize şöyle bildiriyor: “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlûkatı yarattım”

Ve Zariyat Suresi’nin 56.ayetinde ise: “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyuruyor.

Bu ayet ve hadislerin doğrultusunda anlıyoruz ki sadece evlilik veya çocuk sahibi olmak gibi durumlar için “ne niyette bulunmalıyım” derdine düşmemeli insan! Kendine göre önemli işlerinde değil bütün amellerinde hatta yaradılışının bir amaç üzere olduğunu idrak etmelidir. Çünkü insanın yaratanı onu yaratıp başıboş bırakmamış onu bir amaç üzere yaratmıştır. İnsanın bu dünya hayatındaki kısacık ömründe en önemli vazifesi ve kulluğu, yaratıcısını bilmesidir. Ve ömrü boyunca her ne yaparsa yapsın bu amaç doğrultusunda yapmalıdır.      

5-EŞ SEÇİMİNDE ÖLÇÜ NE OLMALIDIR?

  1. Eşler düzgün bir inanca ehli sünnet inancına sahip olmalıdır.
  2.  Eşler dindar olmalı, inandığı gibi yaşamalı. Beş vakit namazını kılmalı, haramlardan kaçmalı, farzları eksiksiz yerine getirmeli. Kadın dinimizin emrettiği gibi örtülü olmalı. Resulullah Efendimiz (s.a.), "Bir kimse, bir kadını malı, güzelliği için almış olsa hem malından hem de güzelliğinden mahrum kalır." buyurmuştur.

Salih, dindar kimse ile evlenirken fakirlikten korkmamalı. Çünkü Allah Teâlâ: “Eğer fakir iseler, Allah onları, (evlenmeleri sayesinde) fazlı ile zengin yapar.” buyuruyor. (Nur Suresi, 32)

  1.  Kadın ev hanımı olmalı. Ev hanımı olmayan kadının, kocasına, çocuklarına karşı yapması gereken görevini tam yapması mümkün değildir. Bu da ailedeki huzuru bozar. Ayrıca günümüzde kadının haram işlemeden çalışması mümkün değildir.
  2.  Kadın, ev işlerini çevirecek kadar; yemek yapmasını, ev işlerini, dikiş işlerini bilmeli. Peygamber Efendimiz s.a.v. kadının bunları bilmesini tavsiye buyurmaktadır: “Allah Teâlâ’nın farz kıldığını yapmaktan ve kocasına itaattan sonra kadınlar için yün eğirmekten, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek veya dokumak, kadınlar için bir yıl ibadet etmekten daha sevaptır. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehid sevabı yazılır.”
  3.  Kadın, aile, çocuk eğitimi ve ev ekonomisinde kültürlü, eğitimli olmalı. Bu da ancak kültürlü bir aileden, anne babadan ve çevreden öğrenilir. Kadın için başka, tahsile, öğrenime ihtiyaç yoktur; bunlar ailenin huzurunu bozar. Dinimizde, kadın erkek herkese ilim öğrenmek farz. Fakat bu, bildiğimiz fizik kimse, edebiyat, tarih ilmi değil; bilinmesi zaruri olan, iman, ibadet bilgileridir. İmam Gazali, Kimya-ı Saadet’te böyle bildiriyor.
  4. Eşler birbirini seçmede, ana, baba, hala, teyze, kardeş, eş-dost gibi yakınlarının tecrübelerinden istifade etmeli. Gençlerin kendi başlarına birbirlerini sağlıklı bir şekilde tanımalarına imkân yoktur. Çünkü, gençler akıl ve tecrübe ile değil hisleri ile hareket ederler. Hisler ise insanı her zaman yanıltır. Ayrıca gençler birbirlerine karşı daima maskeli olurlar. Gerçek yüzlerini saklarlar.
  5. Eşler, güzel ahlak sahibi, iyi huylu olmalıdır. Birbirlerine, büyüklere, yaşlılara saygılı; küçüklere merhametli olmalıdır. İyi huylu bir kadın, padişahın başındaki taç gibidir. Kötü kadın ise, ihtiyar kimsenin üzerindeki yük gibidir.

"Ey Rabbimiz! Dünyada da ahirette de hasene (iyilik) ver." mealindeki ayette geçen haseneden maksat, Hz. Ali'ye göre, dünyada saliha, iyi huylu kadındır. Dünyada Cehennem azabı, kötü huylu kadınla evlenmektir. Kötü huy ve iffetsizlik ile adı çıkıp, kendini ve kocasını dillere düşürecek kadından kaçınmalıdır. "Gübrelikte biten gülleri koklamayınız!" Hadis-i Şerifi, sütü bozuk, ahlaksızlarla evlenmeyi yasak etmektedir. Şu üç sıfat kadının iyi olduğuna alamettir:

Güzel huylu olmak, Allah Teâlâ’dan korkar olmak, kanaatkâr olup Cenab-ı Hakkın verdiğine razı olmak.

  1. Eşler, birbirlerinin dengi olmalıdır. Evlenecek erkeğin eşinin, kendisinden yaş, boy, mal, soy ve tahsilde aşağı olması şart değil ise de iyi olur. Erkek, edebte, huyda ve takvada kadından üstün olmalıdır.
  2.  Erkeğin, evinin geçimini sağlayacak bir mesleği, geliri olmalıdır.
  3. Kadın çok güzel olmamalı. Güzelliği vasat olmalı. Çoklarının gözü bu kadında olur. Kadın ve çevresi bundan rahatsızlık duyar. Ayrıca kadın güzelliğinden dolayı kibre, gurura kapılır. Kaprisli olur. Hadis-i Şerifte, “Bir kadınla güzelliği için evlenme, güzelliği onu helake sürükleyebilir.” buyuruldu. (İbni Mace)

6-EŞLERİN BİRBİRLERİYLE SOHBETİNİN EDEPLERİ NELERDİR?

Ey aziz! Erkeğin hanımıyla görüşmesindeki edepler şunlardır;
1- Ona karşı her zaman, güzel huylu olmalıdır.
2- Ona karşı her zaman, yumuşak davranmalıdır.
3- Eve gelince hanıma selam vermeli (yani selamün aleyküm demeli) ve nasılsın? diye hatırını sormalıdır.
4- Çocukları terbiyede; ona yardım etmelidir. Çünkü, bebek, anasına gece-gündüz ağlayıp, hiç rahat vermez. Onu insafsızca üzen bir alacaklıdır. O halde ona imdat edene, Allah Teâlâ yardım eder.
5- Hanımına, memlekette adet olan elbisenin, çamaşırın en kıymetlisini giydirmelidir. Ev içinde, her istediği güzel şeyleri giydirmelidir. Sokağa çıkarken bunları da örtmeli, yabancıya göstermemelidir.
6- İyi şeyler yedirmelidir. Zengin ise helal olan her şeyi almalıdır. Ona geniş, kullanışlı, sıhhi ve İslam hanımına yakışan elbise ve ihtiyaçları temin etmeyi, kendine borç bilmelidir.
Nafakasını sıkmamalı, israf da etmemelidir. Ailenin nafakasına verilen paranın sevabı, sadaka sevabından daha çoktur. Peygamberimiz (s.a.) buyurdu ki: “Gaza için sarf edilen, köle azat etmek için fakire sadaka vermek için ve evindekilerin nafakası için sarf edilen altınların en üstünü ve sevabı çok olanı, evin nafakasına verilen altının sevabıdır.”
7- Yemeği yalnız yememelidir, çoluk-çocukla yemek sevaptır. En mühim şey, nafakayı, helalden kazanıp helalden yedirmektir.
8- Hanımını dövmemelidir. Dünya işlerindeki kusuru için acı, sert sözler söylememelidir. Kadınların kalbleri ince, nazik ve akılları farklı olduğundan, birbirlerine haset edenleri çoktur. Bu bakımdan, bilhassa yeni evliler, uyanık olmalı, ana, kızkardeş ve başka kadınların, hanımını çekiştirmelerine aldanmamalı, böyle şeyler söylemesine fırsat vermemelidir. Böyle sözlere uyarak, hanımını incitmekten çok çekinmelidir.
Anası, kızkardeşleri için hanımının söylediklerine karşı da uyanık olmalı. Anaya eziyet olunmasına hiçbir suretle göz yummamalıdır. Anasına, kendisi, hanımı ve çocukları, her halükârda saygı göstermelidir. Ana-babaya, kayınvalide ve kayınpedere hürmet, hizmet edilmesi birinci vazife olmalıdır. Büyüklerin rızasını, duasını almaya çalışmalı, hayır dualarını büyük kazanç bilmelidir.
9- Allah Teâlâ'nın emirlerini yapmak hususunda olan kusuru için bir günden çok dargın durmamalıdır.
10- Hanımının huysuzluklarını, yumuşak karşılamalıdır. Çünkü, kadınlar, eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Erkeğe emanet olunmuşlardır. Gülerek tatlılıkla geçinmek için alınmışlardır.
11- Hanımının ahlakında bir değişiklik görürse kabahati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı, diye düşünmelidir. Büyükler buyurmuş ki bir kimse ailesinin huysuzluğuna sabrederse altı şey, ziyandan kurtulur: Çocuk dayaktan, tabak-bardak kırılmaktan, ahırdakiler dövülmekten, kedi sövülmekten, misafir gücendirilmekten, elbise yırtılmaktan kurtulur.
11- Hanımı kızınca, susmalıdır. Böylece kadın, pişman olup özür dilemeye başlar. Çünkü, o zayıftır. Susunca mağlup olur.
12- Hanımının iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca ona dua etmeli ve Allah Teâlâ'ya şükretmelidir. Çünkü uygun bir kadın büyük nimettir.
13- Hanımı ile öyle olmalıdır ki kocam beni herkesten çok seviyor, bilsin!
14- Bakkal, kasap, çarşı, pazar işlerini asla ona bırakmamalı. Evin idaresinde, onun fikrini sormalı. Dışarıdaki sıkıntıları anlatarak onu üzmemelidir.
15- Hanımının, günah olmayan kusurlarını görmezlikten gelmelidir. Günah iş ve sözden vazgeçmesini ve namaza, oruca ve gusül abdesti almaya devam etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat etmelidir. Kıymetli elbise ve ziynet eşyası alacağını va'dederek ibadetleri yaptırmalı, günahlarını önlemelidir.
17- Hanımının ayıplarını, sırlarını, herkesten gizlemelidir.
18- Hanımına latife, şaka yapmalı ve kadının seviyesine inip onu hoşnut etmelidir. Nitekim Allah Teâlâ'nın sevgilisi (s.a.), ezvac-ı mutahharasına karşı, insanların en zarifi idi. Hatta bir keresinde Hz. Âişe ile yarış etti. Âişe validemiz geçti. Bir daha yarıştıklarında Server-i Âlem’i (s.a.) geçti. Müslümanın ehli ile oynaması, boş ve günah değildir, sevaptır.
19- Müslümanlar, ailesini, iyi havalarda, çayırlara, su kenarlarına, haram bulunmayan, kalabalık olmayan yerlere götürerek gezdirmeli, hava aldırmalıdır. Tatil günlerinde, kalabalık zamanlarda gezdirmemelidir.
20-Hanımına Kur'an-ı Kerim okumasını, farzlardan, haramlardan ona lazım olanları, öğretmelidir.
21- Hanım, yalnız evde, kocasına karşı süslenip başka kimselere süslenmemelidir.
22- Hanımından izinsiz sefere, hatta nafile hacca gitmemelidir.
23- Hanıma, gamını, kederini, düşmanlarını, borçlarını söylememelidir.
25- Ona, yanında ve yanında olmadığı zamanlarda, hep hayır dua etmeli, fena dua etmemelidir. Çünkü, gece-gündüz onun için çalışmaktadır. Onun ekmekçisi, aşçısı, terzisi ve hamamcısı ve malının bekçisi ve yoldaşı ve munisi ve yarı ve nigarıdır.

Ey aziz! Hanımın erkeğiyle görüşmesinde ki edepler şunlardır;

  1. Kocası içeri girince, ayağa kalkmalı ve karşılamalıdır.
  2. Kocasını güler yüzle ve sevinçle karşılamalıdır.
  3. Kocasına “Merhaba, hoş geldin efendim” demelidir.
  4. Kocasının palto, ceket vb. eşyalarını elinden almalıdır.
  5. Kocasının yatağından kaçmamalıdır.
  6. Kocasından izinsiz evinden bir yere gitmemelidir
  7. Kocası kendisini öpünce ve kucaklayınca kendini ona teslim etmelidir.
  8. Kocasının elbisesini temizlemelidir.
  9. Kocasının yemeğini pişirmelidir.
  10. Kocasının lambasını yakıp yatağını hazırlamalıdır.
  11. Kocası isterse, gusül ve abdestte ona hizmet etmelidir.
  12. Kocasından izinsiz oruç tutmamalıdır.
  13. Kocasına güzelliği ve malı ile övünmemelidir.
  14. Giyinme ve yeme işlerinde kocasına üzüntü vermemelidir.
  15. Sesini kocasının sesinden yüksek çıkarmamalıdır.
  16. Kocasına eziyet edip onu hayatından usandırmamalıdır.
  17. Kocasının yüzüne karşı ve arkasından ona dua ve methetmelidir.
  18. Kocası için gözlerine sürme çekmeli, kına yakmalı ve diğer mubah olan şeylerle süslenmelidir. Kocasının ırz ve malını her daim korumalıdır. Yani nâmahreme görünmeyip kocasının izni olmadan hiç kimseye bir şey vermemelidir.

7-CİMANIN HÜKMÜ VE ADABI NEDİR?

Cimanın Hükmü:

İffeti ve haramdan korumayı gerçekleştirecek şekilde ve mazeret olmadığı sürece evlilikten yararlanmak kadın ve erkeğin üzerine vaciptir.

Aybaşı Olan Kadınla İlişki Kurmak:

Aybaşı olan kadına yaklaşmak ittifak ile haramdır. Bunu helal kabul eden kâfir olur. Çünkü Allah Teâlâ Bakara Suresi 222. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Sana hayızdan da soruyorlar. De ki: “O bir ezâdır! Bu sebeple, hayızlı iken kadınlardan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın! Temizlendikleri zaman ise, artık Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın! Şüphesiz ki Allah, çok tevbe edenleri sever, çok temizlenenleri de sever.”

Aybaşı olan kadına yaklaşan bir kimsenin eğer kanın ilk geldiği sıralarda yaklaşmış ise bir dinar, kesilmesine yakın yaklaşmış ise yarım dinar tasadduk etmesi sünnettir. Ebu Hanife su ile gusletmese dahi aybaşı kanı kesildiği takdirde kadına yaklaşmayı caiz görmüştür. Ancak kanın aybaşının azami süresi olan on günden sonra kesilmiş olmasını şart koşar. O vakit onunla ilişki kurmak helaldir.

Fecrden (ön taraftan) ilişki kurma dışında ay başı olan kadından kucaklaşmak dokunmak öpmek veya bunun dışındaki şekillerde faydalanmaya gelince: Göbeğin yukarısı ile diz kapağının altında kalan kısımlara dokunması ilim adamlarının ittifakı ile caizdir. Bunu delili ise Hz. Âişe’nin rivayet ettiği şu Hadis-i Şerifidir: “Bizden herhangi birimiz aybaşı olduğu zaman Resulullah’ta (s.a.) onun tenine dokunmak istediğinde ay halinin başlarında belden aşağısını bir peştamal ile örtmesini emrettikten sonra onun tenine tenini değdirirdi.”

Doğum Kontrolünün Hükmü:

Azl: Meninin fecrin dışında akmasını sağlamak için erkeğin boşalma esnasında geri çekilmesidir. Hakikatte var etmek ve yaratmak ilahi iradeye bağlıdır. Nitekim Taberani’nin rivayet ettiği hasen hadiste şöyle denilmektedir: “İster azlediniz isterse etmeyiniz. Kıyamet gününe kadar yüce Allah’ın var olacağını takdir etmiş olduğu her bir can mutlaka var olacaktır”

Zerkeşi şöyle demektedir: ”Azilde olduğu gibi zaman zaman gebeliği geçici olarak önleyici ilaç kullanmak caizdir. Ancak gebeliği tamamıyla önlemek maksadıyla tedavi olmak caiz değildir.”

Cimanın Adabı:

       Cimanın sünnette sabit olmuş birçok adabı vardır. Bunların bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Cimada bulunmadan önce besmele çekmek müstehaptır.
  • Ayrıca ihlas suresini okur, tekbir ve tehlil getirir; çocuk doğma imkânından ümit kesmiş olsa dahi şöyle der: “Yüce ve azim olan Allah’ın adıyla! Allah’ım şayet sulbümden bir zürriyet çıkmasını takdir buyurmuş isen sen bunu temiz bir zürriyet kıl. Allah’ım! Şeytanı benden uzaklaştır ve bana ihsan edeceğin evlattan uzat tut.”
  • Kendisi ve hanımını bir örtü ile örter ve üzerleri açık bulunmaz.
  • Özürsüz olarak dört günden fazla cimayı terk etmez.
  • Ondan faydalanmak isteyecek olursa aybaşı olan hanımın göbeği ve diz kapağı arasını bir örtü ile kapatır.
  • İkinci defa cima etmek isteyen cinsi organını yıkar ve abdest alır. Çünkü abdest almak hem arzuyu hem de temizliği artırır.
  • Üzerleri açık halde cima etmek mekruhtur. Çünkü İbn Mace, Ukbe  b. Abdullah’ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: ”Sizden kim hanımına yaklaşırsa örtünsün ve her ikisi de yaban eşekleri gibi üzerleri açık ve çıplak kalmasın.”
  • Karı kocanın aralarında cereyan eden şeyleri başkalarına anlatmaları mekruhtur.
  • Cünüp olduğu sürece saçlarını tırnaklarını kesmemesi herhangi yerinden kan çıkarmaması da uyulması gereken edepler arasındadır.
  • Zifaf gecesi ve cimadan önce erkeğin hanımının alnını tutup şöyle demesi müstehaptır: “Allah’ım Senden bunun hayrından ve ahlakına mayasına yerleştirdiğin hayrından dilerim.Onun şerrinden ve mayasına yerleştirdiğin şerden de sana sığınırım.”
  • Erkeğin de kadının da birbirlerinin cinsi uzvuna bakması ve kişinin kendi cinsi uzvuna bakması mekruhtur. Hz. Âişe bunu kastederek: ”Ne ben ondan gördüm ne de o benden gördü.” buyurmuştur.
  • Arka yoldan ilişkide bulunmanın haramlığı sünnette sabit olmuştur. Bu konuda birçok hadisten bir tanesi de şudur: “Bir kadına arkasından yaklaşan melundur”

8-CİMA VAKİTLERİNİN OLACAK ÇOCUK ÜZERİNE TESİRİ NEDİR?

Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname’de bunları şöyle özetlemiştir;

  • Eşinin rıza ve muhabbeti ile meydana gelen çocuk akıllı olur.
  • Hicri ayın birinci Cuma günü cima ederse ondan olan çocuk güzel olur.
  • Gündüz öğleden önce ederse çocuk hâkim ve kerim olur.
  • Pazartesi gecesi ederse Kur’an’ı hıfzeden olur.
  • Salı gecesi yaparsa çocuğu cömert ve merhametli olur.
  • Perşembe gecesi yaparsa çocuğu alim ve ilmiyle amil olur.
  • Cuma gecesi ederse çocuğu abid ve arif olur.
  • Cuma günü namazdan önce ederse çocuğu said olup şehid olarak ölür.
  • Eşinin rızası olmadan cima edenin çocuğu ahmak olur.
  • Süt emzirmekTe iken hanımına cima ederse çocuğuna zarar gelir.
  • Hicri ayın ilk veya on beşinci veya son gecesi cima ederse çocuğu akılsız olur.
  • Pazar gecesi ederse çocuk eşkıya olur.
  • Çarşamba gecesi ederse çocuğu katil ve kavgacı olur.
  • Gündüz öğleden sonra ederse çocuğu gözü şaşı olur.
  • Ramazan bayram gecesi ederse çocuk anasına babasına asi olur.
  • Kurban bayramı gecesi ederse çocuğu altı veya dört parmaklı olur.
  • Ayakta yaparsa çocuğu yatağına işer.
  • Baldızının muhabbetiyle eşiyle cima edenin çocuğu hüsna (çift cinsiyetli olur)
  • Cima ederken konuşursa çocuğu dilsiz olur.
  • Fecre (avret mahalline) bakarsa çocuğu kör olur.
  • Meyve ağacı altında ederse çocuğu zalim olur
  • Taharetsiz ederse çocuğu ahmak olur.
  • Yorgansız yıldızlar altında ederse çocuğu münafık olur.
  • Bir kimsenin yanında ederse çocuğu hırsız olur.
  • Berat gecesi ederse çocuk kötü huylu olur.
  • Yola çıkacağı gece ederse çocuk müsrif olur.
  • İnzali halinde ikisinin düşünce ve hayalinde ne suret bulunursa çocuk ona yakın bir surette olur.
  • Erkeğin suyu erken gelip çok olursa öncelikle oğlan olup ekseriya amcasına benzer. Kadının ki çok olursa kız olur halasına benzer.

9-GÜSLÜN FARZİYETİ VE GÜSLÜ GEREKTİREN HALLER NELERDİR?

Gusül: Özel bir şekilde vücudun tümüne temiz su dökmektir. Guslün meşrutiyetinin delili ise Allah Teâlâ’nın “Eğer cünüp iseniz temizlenin.” (Maide Suresi, 6) buyruğudur.

Gusülden maksat temizlenmektir. Yeniden canlanmak, çalışma arzusu ve gayreti harekete geçirmektir. Çünkü cünüplük vücudun bütün kısımlarını etkiler. Bunların bıraktığı etki ise gusül ile ortadan kaldırılır.

Guslü Gerektiren Haller:

           Cünüplük: Fıkıh dilinde cinsi ilişki ihtilam ve benzeri bir yolla meninin vücut dışına çıkmasını belirli ibadet ve fiillerin yapılamasına engel olan büyük abdestsizlik durumunu ifade eder.

  • Erkek veya kadının cinsel organından alışılmış tat ve basınçla, uyku veya uyanıklık halinde iken bakmak veya düşünmekle yahut fiilen cinsel ilişkide bulunmakla meninin dışarı çıkması cünüplüğe sebep olur.

Meni: Şehvetin arttığı bir anda basınçla dışarı çıkan yoğun sıvıdır. Kadının menisi ince ve sarı renktedir.

  • Mezi ve vedi sebebiyle gusül gerekmez.

Mezi: Beyaza yakın ince bir sıvı olup eşlerin cinsel yönden birbiriyle ilgilenmesi sırasında cinsel organdan dışarı çıkar.

Vedi ise: Küçük abdest bozduktan sonra cinsel organdan gelen kalınca bir sıvıdır. Bu iki sıvıda yerinden şehvetsiz olarak ve kendiliğinden gelir.

Mezi ve vedi de yalnız cinsel organ yıkanır. Çünkü Allah’ın Elçisi: ”Her erkekten mezi çıkar ve bundan dolayı abdest almak gerekir.” buyurmuştur.

  • Baygın ve sarhoş kimse, kendisine geldikten sonra meni zannettiği bir ıslaklık bulursa ihtiyaten gusletmesi gerekir.
  • Boy abdesti aldıktan sonra Kişiden meninin çıkması halinde yeniden gusül yapmak gerekir.
  • Diğer yandan şehvet ve basınç söz konusu olmaksızın ağır bir şey kaldırmak veya yüksek bir yerden atlamak gibi bir sebeple meni kendiliğinden çıksa gusül gerekmez. Çünkü “Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin.” ayetinde sözü geçen “cünüplük”, meninin şehvet yoluyla dışarı çıkmasını ifade eder.
  • Meninin çıkmasıyla guslün gerektiğine şu hadisler delalet eder: Hz. Ali şöyle demiştir: ”Ben mezisi çokca gelen bir kişi idim. Hz Peygambere sordum, şöyle buyurdu: ”Mezide abdest menide gusül vardır.”

Ümmü Seleme’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: ”Enes’in annesi Ümmü Süleym dedi ki: ‘Ey Allah’ın elçisi! Allah hakkın söylenmesinden haya etmez. İhtilam olduğu zaman kadının gusletmesi gerekir mi?’ Hz. Peygamber: ‘Evet, yaşlık görürse gerekir.’ diye buyurdu. Bunun üzerine orada bulunan Ümmü Seleme ‘Kadında ihtilam olur muymuş?’ diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: ‘Hay Allah iyiliğini versin! Peki, çocuğu ona nasıl benzer ki?’”

  • Cinsi ilişki durumunda sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın girmesiyle her iki taraf ergenlik çağında ise gusül gerekir. Meninin gelip gelmemesi sonucu değiştirmez. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: ”İki sünnet yeri kavuştuğu zaman boşalma olmasa bile gusül gerekir.”
  • Yatağından uyanıp kalkan kimse ihtilam olduğunu hatırlar ve cinsel organında bir yaşlık görürse gusletmesi gerekir. Küçük abdestini bozarken boşalma halinde ise cinsel uzuv münteşir durumda ise gusül gerekir, değilse gerekmez. Çünkü burada sertleşmenin varlığı şehvetin varlığına delil sayılır.
  • 10-PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.) CÜNÜPLÜKDEN GUSLETME ŞEKLİ NASILDIR?

Hz. Âişe (r.a.) diyor ki: “Resulullah (s.a.) cünüplükden gusledeceği vakit önce ellerini yıkamakla başlar, sonra sağ eliyle soluna (su) boşaltıp avret yerini yıkar, sonra abdest alır. Ondan sonra su alarak parmaklarını saçlarının dibine kadar sokar.Daha sonra başına üç avuç su döker, ondan sonrada vücudunun diğer kısımlarına su dökerdi. Arkasından da ayaklarını yıkardı.”

11-ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNENİN VE EĞİTİMİNİN ÖNEMİ NEDİR?

 “Kadın eğitilmesi Toplumun eğitilmesidir.” (Şemseddin Sami)

Kadın ve erkek bir zincirin halkaları gibi birbirine muhtaç ve bağımlılıkla yaratılmıştır. Fıtraten kendilerine yüklenmiş olan rolleri sahiplendiklerinde birbirlerini tamamlayıcıdırlar.

Roller karışırsa toplumun düzeni bozulmaya yüz tutar. Ne yazık ki günün sistemi kadına erkek gibi toplumu kalkındırıcı, maddeyi üretici bir rol biçmektedir.

Halbuki kadın zaten üretkendir. O toplumda insanı, insanlığı, sevgiyi, fazileti üretendir. En büyük potansiyeli olan annelik ile geleceğe imza atandır. Kadının bu potansiyeli ortaya çıkaramaması kimlik bunalımına sebeptir.

Kadının ailedeki anne, eş ve ev hanımlığı işlevlerinin toplumsal niteliğini görmemek oldukça büyük bir gaflettir. Ve toplumun düzeni, gelişmesi ve insanlığın huzuru için kadının fıtri rolüne döndürülmesi şarttır.

Her çocuk bir nesli temsil eder. Dolayısıyla çocuk bir yerde toplumun temelidir. Toplumun gelecekteki temel yapısını oluşturan çocuğun eğitimi içinde öncelikle annenin eğitimli olması gerekir.

Yapılan araştırmalar toplumumuzda kadının eğitim seviyesinin çok düşük olduğunu göstermektedir. Kitap okuma alışkanlığı, düşünce ve fikir yapısını geliştirme gayretleri maalesef çok yaygın değil.

Çocukların temiz ve şık giyimli olması, vücutlarının gürbüz ve sağlıklı görünmesi de anneliğin tek ve yeterli vazifesi olarak telakki edilmektedir. Halbuki asıl olan çocuğun bedeninden ziyade ruhunu doyurabilmek manevi açlıklarını giderebilmektir. Annelik budur… Yoksa bedeni sağlıklı ama ruhu hastalıklı; yüzü elbisesi temiz ama fikir ve mana ufku kirli çocuklar yetiştirmek annelik değildir.

Aslında her anne baba çocuğunun iyi yetişmesini mükemmel olmasını bekler. Bu çocuk eğitiminde önemli bir motivasyondur. Ancak çocuğumuzun iyi yetişmesinin bizim iyi yetişip iyi insan olmamıza bağlı olduğu gerçeği göz önünde tutularak çocuk eğitimi için işe önce kendimizden başlamalıyız.

Anne ve anne adayı çocuğunda görmek istediği üstün vasıfları önce kendi şahsında yerleştirmeye çalışmalıdır. Annenin eğitimi çocuğun eğitiminde atılacak ilk ve en önemli adımdır. Bugün bütün mesleklerin bir eğitim öğretim kurumu okulu vardır. Ama toplumda en önemli ve en zor bir meslek olan anneliğin eğitim öğretim kurumu yoktur!

Çocuk Eğitimi ise: 

Çocuğun ruh ve karakter yapısını kademe kademe kemale, ideal noktaya ulaştırma gayretidir. 

Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ anne babaya çocukların eğitimini emretmiştir. Onları buna teşvik etmiş ve şu hitapla onlara sorumluluk yüklemiştir; “Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!” (Tahrim Suresi, 6)

Hz. Ali bu ayet hakkında şu açıklamayı yapmıştır: ”Kendinize ve ailenize hayrı öğretin demektir.”

Ayrıca Efendimiz (s.a.), “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Ancak ana babası onu Yahudi veya Hristiyan yapar.” Hadis-i Şerifi çocuk eğitiminde ebeveynin ne kadar önemli ve sorumlu olduğunu göstermektedir.

İslam aleminin tanınmış eğitimcisi İmam Gazali eğitimi şöyle ifade eder: “Eğitim işi; verimin artması için ekinlerin arasından yabani otları ve dikenleri temizleyen çiftçinin işidir. Çocuk ebeveynin yanında bir emanettir. Onun temiz kalbi, işlenmemiş sade bir cevherdir. Kendisine verilecek her şeyi kabul edecek durumdadır. Ona doğru şeyler öğretilir ve iyi alışkanlıklar kazandırılırsa bu duygu içinde gelişir. Çocuğun ebeveyni dünya ve ahirette mutlu olur. Ama o hayvanlar gibi başıboş bırakılır ve kötü alışkanlıklar kazandırılırsa helak olur. Bu kötü akıbetin günahı da velisinin üzerinedir.”

Küçüklüğünde gereken terbiye ve ilgiyi görmeyen çocuklar büyüdüklerinde anne-babalarına gereken ilgi sevgi ve saygıyı gösterememektedirler. Ne hazin ki bugün kreşlerle huzur evlerinin sayısı aynı oranda artmaktadır. Çocukların yeri annelerinin sıcacık kucakları, yaşlıların yeri ise huzur evi değil evlat ve torunlarla cıvıldayan sıcacık yuvalardır. İdeal bir nesil için önce ideal bir yuva şarttır.

İnanıyoruz ki İslamî hassasiyeti olan bir aile içerisinde, peygamberî bir usulle büyüyen çocuğun kabiliyetleri iman doğrultusunda gelişecek ve terbiyede istenen noktaya ulaşacaktır.      

KAYNAKLAR      

  • Delileriyle Aile İlmihali, Hamdi Döndüren
  • Delilleriyle İslam ilmihali, Hamdi Döndüren
  • Marifetname, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
  • İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Vehbe Zuhayli
  • Çiçeklerimiz Solmasın, Şerife Tortop

              

               







 

               

Yayın Tarihi: 20 Ocak 2023 Cuma 09:00
YORUM EKLE

banner19

banner36