İslamda köle vardır, azad edilir!

Kölelik kurumuna kompleksle bakmaya gerek yok. Tarihimizde neler oldu? Batı köleliğe nasıl baktı, bir tartışalım.

İslamda köle vardır, azad edilir!

Halife Abdülaziz b. Mervân’ın azatlı kölesi Musa b. Nusayr Kuzey Afrika valiliğine tayin edilmişti. Musa ise Kuzey Afrika’da yaptığı fetihlerde ordusunun öncü birliklerinin başına azatlı kölesi Tarık b. Ziyad’ı komutan tayin etmişti. Berberîlerle savaşıldı ve onların en büyük yerleşim merkezi ve başkenti olan Tanca fethedildi. Halkı İslam’ı kabul etti ve Musa b. Nusayr, Tanca Valiliği’ne Tarık b. Ziyâd’ı tayin etti. Bütün Mağrip bölgesinin fethini gerçekleştirdiler. Bir dizi vesilenin ardından da Endülüs fethedildi.

Kara kölelerin ak tarihi

İşte “Ey Mücahidler! Arkanızda deniz, önünüzde düşman, nereye kaçacaksınız?” diyerek “Ya Fetih Ya Ölüm!” parolasını benimseyen ve eşsiz bir cesaret örneği sergileyen Tarık b. Ziyad ve daha sonra gelip fethi hızlandıran Kuzey Afrika valisi Musa b. Nusayr birer azatlı köle idi. Evet, Endülüs’ün fatihleri birer azatlı köle idi.

Bilal de azatlı bir köleydi. Efendimizin (s.a.v) müezzini… Mekke’nin fethinin ardından Kâbe-i Muazzama’yı tavaf eden sonra putlardan temizleyen Allah’ın elçisi, öğle vakti girince Bilal-ı Habeşî’ye ezan okumasını emretti. Şu siyah kargadan başka bir adam bulamadı mı ki bunu müezzin yapmış, diyenlere rağmen o bu görevi Bilal’e vermişti ki sesinin kınanması köleliğinden ve siyahlığından ileri gelmekteydi. Hâlbuki Efendimiz (s.a.v.) Bilal’e ezan okuması için “Erihna Ya Bilal”, “Oku da içimiz ferahlansın” diyordu. Bilindiği gibi Efendimiz (s.a.v.) her zaman olduğu gibi işi ehline teslim ediyordu. Bilal demek, tevhid uğrunda her şeyi göze almak, her acıya göğüs germek demekti. Bilal demek, özgürlüğü Allah’a kölelikte bulmak demekti. Bilal, maruz kaldığı ağır işkencelerden Hz. Ebû Bekir’in onu azat ettirecek karşılığı vermesi ile kurtulmuş ve hür olmuştur.

13. yy da Yemen'de Bir Köle Pazarı
13. yy da Yemen'de Bir Köle Pazarı

Hz. Mariye’nin hikâyesi

Efendimizin (s.a.v.) kendisine elçi yolladığı ancak makamından vazgeçemeyerek Müslüman olmayan Mısır Mukavkıs’ı Efendimiz’e (s.av.) bir mektup, bazı kıymetli hediyeler ve iki tane de cariye göndermişti. Bu cariyelerden biri Mâriye idi. Elçi Hatip b. Ebî Beltea’nın İslam’ı anlatmasının ardından Müslüman olmuştu. Medine’ye geldiğinde Efendimiz (s.a.v.) önce onu azat etti ardından da kendisine nikâhladı. Mâriye’den bir de oğlu oldu. Vefatında şefkat gözyaşları döktüğü sevgili oğlu İbrahim…

İslam’la şereflenen kölelerin ama takvayla ama cihadla geldikleri nokta buydu. İslam medeniyetinin temellerini atan, İslam fetihlerini zirveye ulaştıran adeta ışıl ışıl parlayan birer yıldız olmuşlardı. Efendimiz’in (s.a.v.) kölelere yaklaşımı da bu şekildeydi.

İslam’ın köleliğe bakışı

Bu gerçeklere rağmen birtakım batılı araştırmacıların, köleliği mübah kılmasından ötürü İslam’ı kınadıkları, insanları bir başkasının malı haline getiren ve özgürlüklerini kısıtlayan bu uygulamayı devam ettirmesinden ötürü eleştirdikleri bir vakıadır. Ancak o günün şartlarında köleliğin bir çırpıda kaldırılması mümkün bir durum değildi. Tarihi olaylara bakarken bizi yanıltan en önemli noktalardan biri, olayı o günün şartları ile incelemekten aciz oluşumuzdur. O günlerin ekonomik hayatında köleler çok önemli bir yere sahiptiler. Günümüzde birden bire bütün fabrikalarda çalışan işçilerin çıkarıldığını ya da –teşbihte hata olmaz- bu kadar petrol ile yürütülen iş varken birden tüm petrolün yasaklandığını düşünelim. Köleler o günün fabrika işçileri ya da o günün ekonomisini bir araç olarak düşünürsek bu aracın yürümesini sağlayan petroldü. Ancak İslam, sosyal hayatta olumsuz bir etki bırakmaksızın sistemli bir şekilde bu uygulamayı kaldırmanın yollarını aramış ve hatta zamanla kendi kendini yok edeceği bir formüller dizisi geliştirmiştir.

Endülüs'ün fethini tasvir eden bir tablo, 11. yy
Endülüs'ün fethini tasvir eden bir tablo, 11. yy

Kölelik kaldırılmaya çalışıldı

Ayetlerden de anladığımız üzere sıklıkla karşılaşılan pek çok büyük suçun kefareti kölelerin azat edilmesi ile olmaktaydı. Oruç, zıhar, yanlışlıkla bir adam öldürme ve yemin kefareti için bir köle azat edilmesi emredilmişti. O zamana kadar uygulana gelen kölelikle ilgili pek çok uygulama çeşitli vesileler ile bertaraf edilmişti. Köle azat etmek pek çok hadis-i şerifte en faziletli amellerden sayılmış ve bu teşvik edilmiştir. Ayet-i kerimelerde, devlet bütçesinden azat olmak isteyen köleler için para tahsis edilmesi emredilmiştir.

Savaşlar neticesinde esir düşenler tamamen köle hükmünde olurlardı ve İslam bu hususta da bir büyük devrim gerçekleştirmiş ve karşılıksız olarak veya belli bir miktarda para ödemeleri ya da on kişiye okuma yazma öğretmeleri karşılığında esirler serbest bırakılmışlardır.

Köle almak, köle olmaktır

Köleliğin zaman içerisinde tamamen kaldırılmasına yönelik burada sayamayacağımız kadar çok uygulama ve örnek mevcuttur. Olayın bir başka boyutu da daha önce açıkladığımız gibi birden kaldırılması mümkün olmayan bu uygulama çerçevesinde, köle olarak kalan insanların, durumlarının iyileştirilmesi ve onlara muamelede en güzel şekilde davranılması gerektiğini ifade eden sözlerdir. Öyle ki kölelere muamelede efendileri onlar için sevdikleri mallarından harcama yapmalı, onlara yediklerinden yedirmeli ve giydiklerinden giydirmelidirler. Onlara asla yapamayacakları işleri yüklememelidirler. Nitekim Ahmet Cevdet Paşa, kölelere yönelik bu uygulamalarla ilgi görüşünü “Köle almak, köle olmaktır” şeklindeki veciz ifadesi ile bildirecektir.

Loi Salique Kanunu
Loi Salique Kanunu

Aynı yıllarda Batı’da

Tüm bunlara rağmen İslam’ın köleliği mübah kılan ve insanın özgürlüklerini kısıtladığını düşünen Batı dünyasının uygulamalarından da birkaç örnek zikredelim. Ortaçağın sembolü olarak bilinen Loi Salique Kanunu’da “Ahaliden birisi, köle bir kadınla evlenirse, kendisi de köle olur” ifadesi yer almıştır. Avrupa ülkelerinin yüz karası olarak bilinen Karalar Hukuku’nda ise “Köle sahibi veyahut reisi, köleler hakkında cinâyet dahi işlese, hâkimler, bunları beraat ettirmede hür ve serbesttirler ve hatta beraat ettirmeleri tavsiye olunur” ifadesi yer almaktaydı.

Kölelere nasıl bir muamele tarzı ve zihni yaklaşım vardı bunu anlamak içinse Rio de Janeiro’da bugün de yayınlanmakta olan Commercio Gazetesi’nin 5 Eylül 1868 tarihli baskısında yer alan ilana bakıyoruz: “Dikiş ve ütü bilir, 14 yaşında bir zenci kızı satılıktır. Çay verebilir. Mükemmel odalıktır!”

Köleleri hürleştirme gayreti ile sayısız uygulama geliştiren İslam dini ile insanları köleleştirmenin peşinde koşan zihniyetin kıyaslanması tabiî ki mümkün değildir. Günümüzde araçlar değişmekle birlikte halen insanları köleleştirme ve kuklalaştırma emelleri ise aynen devam etmektedir. Eleştirileri yersiz, uygulamaları ise utanç vericidir.

 

 

Muhammet Enes Midilli dikkat çekti

GYY'nin notu: "O günün şartlarında köleliği kaldırmak mümkün değildi" ifadesinin o güne o bünün şartlarını dikkate alarak bakmaya çalışırken fazlaca bugünün bakışının tesiri altında kalınmış bir zorlama bir ifade olduğunu düşünüyoruz! Aslolan köleliğin olup olmaması değil, adalettir Müslümanlıkta. Kölelik kurumu neden var deyu utanmaya gerek yok, zorlayıp kimlerin nasıl iyi davrandığını araştırmaya da gerek yok. İsmi değişse de kölelik her zaman vardır ve olacaktır. Yeter ki sen kölene adaletsiz davranma!

Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2011, 09:58
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
muratk
muratk - 10 yıl Önce

Bazı yanılgılarla istemeden de olsa İslam'a zarar vermeyelim. Lailaheillallah ve "Biz ancak sana inanırız ancak senden yardım dileriz" diyen bir adam ne köle olur ne de köle edinir. "Yediğinizden yedirin giydiğinizden giydirin" emri bilinen anlamda köleliğin bitişidir Müslümanlar adına. İsim köle kaldı diye vasıf da batılı anlamda köle kalmadı bizim topraklarımızda. Batılılar önce kapılarının önündeki pislikleri temizlesin! O pislikte boğulmazlarsa tabi...

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 10 yıl Önce

İslam'daki ve Batı dünyasındaki kölelik durumunun asıl çarpıcı farkı Batı aleminde köleliğin kurumsal olarak var bulunması; İslamda ise savaş halinde arızi olarak ortaya çıkmasıdır. Bu yüzdendir ki, Batı'da isteseler de köleliği ilga edemezler. İslam'da ise insanlar istemese de köleliği devam ettiremezler. Kurumsal kölelik neseben devam eder, arızi kölelik ise ferdin hayatı ile kaimdir, yani kölenin çocuğu köle kalmaz.
Meselenin özü bundan ibarettir.

mustafa mavi
mustafa mavi - 9 yıl Önce

kuranda köleligi meşrulaştıran ayetler nolucak bir suru duzenleyici ayet var. cariyenin sizden hamime kalırsa onu artık satamazsınız diyor.

banner19

banner13

banner26