İslamcılığı anlamadan neyi eleştiriyorsun?

İslamcılık üzerine daha çok kafa yormak, daha dikkatli olmanın gerekliliğini Erdal Kurgan yazdı.

İslamcılığı anlamadan neyi eleştiriyorsun?


 

İslamcılık ile ilgili yapılan bir çok değerlendirmede, özellikle son on yılda, konu hakkında söz söyleyenlerin ekseriyeti onu mahkum etmekte, onu yetersiz, eksik, köksüz olmak vb. ithamlara tabi kılmaktadır.  Bu yargılamada o kadar ileri gidilir ki kendilerinin yazıp çizdikleri İslamcılar olmazsa kaale alınmayacak birçok kimse, İslamcılığı ve İslamcıları kıyasıya/acımasızca eleştirmeyi bir marifet saymaktadır. Çok değil daha bir buçuk yıl önce Mavi Marmara olayı vuku bulduğunda varlığını o çok haz etmediği İslamcılara borçlu olan kimseler, bedel ödeyerek dokuz can veren Kürt-Türk İslamcıları unutarak yapılan protestoları sadece İslamcılara bırakmamak gerektiğini savunmuşlardı. Protestoların İslamcılara bırakılmayınca daha ‘evrensel/kitlesel’ olacağını kendilerince açıklamaya çalışmışlardı. Nedense solun kendi kimliğini yeterince belirttiği, atılan sloganlardan, kullanılan retoriğe kadar tamamen sola ait olan Hrant eylemlerini sadece sola ait olmakla suçlayamayanlar, İslamcıların canlarını verdiği bir eylemi kitleselleşmek adına İslamsızlaştırmayı doğru bulmaktaydılar.

‘60 sonrasına kadar İslamcılık var kalma mücadelesi verdi!

Türkiye’de İslamcılık tartışmalarına katılan birçok kesim özellikle ‘60 sonrası çevirilerle gündeme gelen düşünsel birikime vurgu yapmaktadır. Kimi için bu birikim sahih kimliğe geri dönüşü, akan nehrin mecrasını buluşu iken, diğer bazı kimselere göre de bir sapma, mecradan kopuş olarak okunmaktadır. Bu okumayı yapan her iki kesimin de çoğu zaman gözden kaçırdığı tarihsel durumu hatırlamakta fayda var: Koca bir devlet yıkılmış, onun külleri üzerinde kendini inşa etmeye çalışan yeni rejim geçmişle olan bağları, özellikle de düşünsel/İrfani bağları koparmak adına elden ne geliyorsa yapmıştır. İş o kadar ileriye götürülmüş ki Allah demenin sakıncalı olduğu bir dönem yaşanmıştır. Devlet-i Ali’nin son döneminde devleti –devlet ile milletin yani İslam’ın henüz birbirinden koparılmadığı hatırlana- kurtarmanın bir projesi olan İslamcılık bu dönemde milleti –gavurlaşmaya karşı- kurtarmanın yolu olmuştur.

Ve mezkur dönemde İslamcılık misak-ı milli içerisinde var olma/var kalma çabası vermiştir denebilir. Zira militarist modernleşmeye karşı halkın kendini güvende hissedeceği tek liman olarak o kalmıştır. Bu limanda demirlemek aynı zamanda zindanı medrese-i Yusufiye yapmak demektir. İslamcılığın o dönemdeki en önemli aktörü olan üstad Bediüzzaman, bu peygamber sünnetini talebeleriyle en güzel biçimde talim etmiştir. Hal böyleyken bir var olma/var kalma mücadelesindeyken İslamcılıktan düşünsel birikimini artırmasını beklemek haksızlık olacaktır. Çünkü İslamcı zihin bilgi üreteceği mekanı yani medreseyi ve bilgiyi sahih usulle üreten özneyi yani alimi kaybetmiştir.

‘Yer’ neresi, ‘Yerel’ kim?

İslamcılığa getirilen eleştirilerden bir diğeri de onun yerel olmaması. Bu daha çok tercüme eserlere yönelik yapılan bir eleştiri. Fakat burada, düşüncenin toprakla, tarihle ve örfle olan münasebetini de gözden kaçırmadan öncelikle şunu sormak lazım: Biz kimiz? ‘Yer’imiz neresi?

Ümmetin asırlar boyunca ortaya çıkardığı ilmi/düşünsel birikim bu dönem dışında hiçbir zaman yerli-yabancı ayrımına tabi tutulmadı. Onlar için asıl mesele o bilginin hangi ekol/mezhep/usulle ortaya çıkarıldığı meselesiydi. Yoksa bugünkü gibi bir -haşa- ahmaklığa düşüp aslen Endülüslü olup tüm kuzey Afrika’yı gezen şeyh İbn Arabi’yi Anadolu insanı için ‘yerli’; aslen Harranlı olan imam İbn Teymiyye’yi de ‘yabancı’ addetmediler. Mesele ilimden faydalanmak olunca her iki ekolden de beslendi ümmet, gerek Anadolu’da gerekse diğer beldelerde. Zira tamamen Kadızadeliler hüküm sürmediği gibi sadece vahdet-i vücut ehli de hüküm ferma olmadı.

Ayrıca yerlilik meselesini gündeme getiren zevat nedense içine düştükleri paradoksu da görememekte. Adı her geçtiğinde haklı olarak eleştirdikleri Afgani ile aynı dili konuştuklarının farkında değiller. Zira Afgani’nin tilmizleri vasıtasıyla ya da düşünsel etkileriyle Müslümanların yaşadığı topraklarda inşa edilen tüm ulus-devletleri meşru bulan zihin, örfe ait olmaklığı da bu meş’um devletlerin sınırlarına bağlı kılmaktadır. Urfa’da, Diyarbekir’de ya da Mardin’de yaşayan biri için Şam’da üretilmiş bilgi niçin yerli olamamakta da Bursa’da üretilen yerli olmaktadır –benim için ikisinin de bana ait olduğunu söylemeliyim E.K.-?Abdulfettah Ebu Ğudde ve Zahid el-Kevseri

Osmanlının son dönem ulemalarından olan merhum Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile Zahid el-Kevseri Hazretlerinin Mısır’a hicret ettikleri biliniyor. Şimdi onları Anadolulu oldukları için yerli kabul eden zihin, el-Kevseri’nin talebesi olan merhum alim Abdulfettah Ebu Ğudde’yi –ki kendisi son dönemde çevresindeki aklı kıt tiplerin Zahid el-Kevseri’yi yerli olmamakla suçlamalarına karşı el-Kevseri nispetini kullanmıştı- nasıl ‘yerli’ olmamakla suçlayabiliyor. Ya da Mustafa Sabri efendinin telif ettiği Mevkif’ul-Aql adlı kitabından bir nüshayı da şehid Seyyid Kutub’a göndererek ‘bu kitabı o anlar!’ dediğini biliyorken Mustafa Sabri’yi yerli kılan, Seyyid Kutub niçin yerli kılamıyor? Ya da tekrar soruyorum ‘yer’ neresi, ‘yerli’ kim? Bu tanımlama ulus-devlet bağımsız bir tanımlama değil! Ayrıca kültür, hayat tarzıyla yani dinle girift ilişkiler içerisindedir ve bunlar keskin çizgilerle ayrılamazlar.

İslam ilim geleneğinde yaklaşım yerli-yabancı şeklinde değil, hangi ekole ait olduğuyla ilgilidir. Modern bir fenomen olan yerlilikle-yerellikle ‘örf’ aynı şeylere tekabül etmiyor. Çünkü örfte mensubu olunan toplumsal yapının kısmen toprak bağımlı kültürel geçmişi söz konusuyken ‘yerel’likte ağırlıklı olarak toprak bağımlı bir yapı söz konusudur. Bu toprağın ulus-devlete ait teritoryal iktidar alanı olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım.

Karışık kafayla doğru yol bulunmaz

Her platformda kendini ‘muhafazakar demokrat’ olarak tanımlayan AKP’nin –hadi Ak Parti diyelim- ısrarla İslamcı olarak kabul edilmesi bilgi eksikliğinden değilse bunda bir art niyet var demektir. AKP ve ona tabi olan güruh üzerinden her dem İslamcılığa ve İslamcılara vurmaya çalışanlar eğer samimi olsalardı sırf İslamcı kimliklerinden ve mücadelelerinden dolayı zindanlarda olanlara saygıdan biraz daha edepli konuşma gereği hissederlerdi. Ya da İslamcı bir geleceğin kavgasını verirken bedel ödeyenlerin, kendilerini bu yola vakfedenlerin yaptıklarını hatırlarına getirselerdi belki biraz daha mutedil düşünebilirlerdi. Bunları söylerken şunu da unutmuş değilim: AKP içerisindeki bazı eski İslamcılar particular bir iktidar tanımından yola çıkarak kendi tanımladıkları ‘iktidar’ı var etmekten uzak, tanımlanmış bir iktidar alanında hareket ettiklerinin farkında değiller. Ama bu İslamcıları değil onları bağlayan kısmi/kişisel bir durumdur.

İslamcılık –bir hareket fıkhı olarak- diğer birçok içtihat gibi eleştirilebilir, tavrım onun eleştirilmesine değil. Eleştirenlerin kim üzerinden hangi eleştiriyi yaptıklarıyla ilgili. Ayrıca şunu da kaydetmek gerek: ‘60’larla beraber gelen İslamcı/Müslüman bilgiyi yerli olmamakla eleştirip başına ‘Anadolu’ ekini getirerek ‘yerli’ bir sosyalizm/faşizm –hem de rahmi çok çok uzaklarda, Avrupa’da döllenmiş olan bir sosyalizm/faşizm- üretmek akıl tutulması değilse, nedir?

Sahih çözümler bulabilmemiz için sahih bir usule sahip olmamız gerekir. Kafası karışıkların doğru yolu göstermeleri çok da imkan dahilinde değil. Zira bize ait olmayan araçlarla/düşünme biçimleriyle bize ait bir gelecek inşa edemeyiz. Ataullah el-İskenderi’nin dediği gibi ‘Her söz içinden çıktığı kalbin libasını taşır.’ Bizim sözümüz bizim yani Müslümanların kalbinden çıkandır ve o kalp ‘akl’etmektedir.

 

 

Erdal Kurgan elhamdülillah İslamcıyım/Müslümanım diyor

GYY notu: İslamcılık bizlerin kendimize taktığımız bir isim değil elbet ama birileri bize lanetlemek için o ismi taktı ise de bir kompleks ile ondan kaçacak değiliz. Yoksa bilmiyor değiliz İslamcılık içerisinde de Anadolu Sosyalistlerinde olduğu gibi, Gelenekçilikte olduğu gibi, Nur hareketinde olduğu gibi modernist zaafların bulunduğunu.. Bunu Erdal Kurgan arkadaşımız da billmiyor değil... İslamcılara saldırmaktan gözü dönmüş dindar çevre entelektüeli kardeşlerimiz keşke eleştiri geliştirirken daha dikkatli, titiz ve hatta mümkünse yapıcı olsalar..

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2012, 23:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13