İslam sanatı izafi güzellikten mutlak güzele giden yolu arar

Mahmut Şevket Serik S. Ahmet Arvasi’nin “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz” adlı kitabından onun sanat ve estetiğe karşı görüşlerini yansıtan bir bölümünü bizimle paylaşıyor.

İslam sanatı izafi güzellikten mutlak güzele giden yolu arar

S. Ahmet Arvasi’nin sanat ve estetiğe karşı özel bir duyarlılığı vardı.

Fikir adamı, şair ve yazar olan asrın Yesevi’si S.Ahmet Arvasi, derviş ruhlu ve insanlara gönül yolu ile hitap eden bir alperendi. Sanat ve estetiğe karşı özel bir duyarlılığı vardır. Bu nedenle Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz isimli bir kitap yazmıştır. Kitabın birinci bölümünde diyalektiğimizi, ikinci bölümünde de estetiğimiz anlatmıştır. Bu yazımızda; kitapta “İslam Sanatı ve Allah” başlığıyla İslam’da güzelliği anlatan yazıyı alıntılayarak anlatmak istiyoruz.

*

İslam Sanatı ve Allah

İslam’da güzellik başlı başına bir hakikattir. Güzellik her ne kadar, insan için izafi (göreceli) bir mana taşıyorsa da gerçekte Mutlak Güzel olan Allah’ın cemil ve cemal sıfatlarının tecellilerinden ibarettir.

Şanlı Peygamberimize (sas) göre:  “Allah güzeldir güzeli sever.” Bu Peygamber (sas) emrini idrak eden Müslüman sanatkar, gerçekte güzeli ararken Allah’ı aradığının farkındadır. Bu sebepten o, izafi ve geçici formlara bağlanmaktan ve tapınmaktan özellikle kaçar, kendini Mutlak Güzele götüren mücerred (soyut) hamlelere sarılır; fani (geçici olan, ölümlü) suretler yerine, ulvi tırmanışlara özlem duyar.

Allah, insanı, hayır ve şerrin tam orta noktasında yaratmış bulunuyor. İnsan ya içgüdülerine ve nefsaniyetine boyun bükerek süfli (adi, bayağı) olanı, yahut yaradılış gayesine uygun olarak ulvi olanı tercih eder. Durum sanatkâr için de aynıdır. Büyük İslam şairi Necip Fazıl Kısakürek, bu ölçüler içinde şairi şöyle tahlil eder: “Birbirine ters, çift başlı bir mahluk olan şairde, biri sefil ve mahkum, öbürü ulvi ve hakim iki kutup var… Bunlardan biriyle şair; insanoğlunun altında,  öbürüyle de  nebiler ve veliler ayrı, en üstünde… Ben şiiri her türlü hasis (bayağı,değersiz)  gayenin üstünde, doğrudan doğruya  kendi zat gayesine,  (sanat için sanat) fakat kendi gayesinin sırrıyla de Allah’a ve Allah davasının topluluğuna (cemiyet için sanat) bağlı kabül etmiştim… İşte kitaplık çapta zuhuruma kadar beni bekleten ve bu zuhura manada ve maddede şekil veren ölçü!…”

İslam’a göre,  bizzat Allah en büyük sanatkardır ve kendindeki Cemal sıfatı ile her an tecelli etmektedir. Bu açıdan bakınca, kâinat, bir güzellik okyanusudur; insan ise, bu okyanusun üzerinde parlayan ve en güzel biçimde yaratılmış olan bir yıldız gibidir. Kâinata ve insana, bir sanatkâr gözü ile bakanlar, onlarda muhteşem estetik mesajlar bulacaklardır. Ama Müslüman sanatkâr, kendini bu mesajların suretlerine (formlarına) kaptırmaz; bütün bunların arkasında gizlenen “Mutlak Güzeli” bulmaya çalışır.

Yüce ve mukaddes kitabımız Ku’an’ı Kerim’de en yüce sanatkâr olarak Cenab-ı Hak, şöyle öğülür: “Suret yapanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir.” (El-Mü’minun, 14) Böylece anlıyoruz ki,  Allah, bütün bu geçici şekillerin ve formların içine sayısız güzellik mesajları yerleştirirken, gerçekte, yeryüzünde kendine halife olarak yarattığı sanatkar insanı, muhteşem cemal sıfatı ile cezbetmetmeye çalışmaktadır; izafi güzellikten mutlak güzelliğe giden yolları işaretlemektedir.

Allah çirkinlikleri sevmez. Yarattığı her şeyde güzelleşme kabiliyeti de vardır. Yaratılmışların en aşağısı olan çamur bile, en yüce sanatkârların elinde en güzel biçimde yaratılan insana dönüşebilir. Bakınız bu husus, yüce ve mukaddes kitabımızda nasıl açıklanmış bulunuyor: Yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı yaratmaya da çamurdan başlayan O’dur. (El-Secde, 7)

Yaradılış sırrını ve ondaki estetiği, bizzat kendi nefsinde müşahede (görme) eden kokuşmuş çamurdan en güzel biçime en muhteşem örneğini kendinde bulan insanoğlu, şayet sanatkâr olmak iddiasını taşıyacaksa, bu gayreti, en büyük ve en yüce sanatkâr olan Allah’a hayranlıktan öte bir şey ifade etmemelidir. İşte İslam sanatkârı budur.  Müslüman sanatkar -haşa- Allah’la yarışmaz, sanatını, onu sevmeye, anlamaya ve yüceltmeye vakfeder; izafi güzellikten mutlak güzele giden yolu arar. O, eserine tapınan putperest Greko-Latin sanatkârlarından farklı olarak, yalnız Allah’a yönelir ve O’na kulluk eder.                                                                          

                                                                                                     

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2020, 10:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26