İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir

İslam medeniyeti; ihsan, infak ve hayrın şekillendirdiği bir medeniyettir ve bunun temelinde merhamet vardır. Hüseyin Hilmi Arslan yazdı.

İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir

Medeniyetler sadece sosyal ve siyasal sistemleri, abide eserleri ve sanat ürünleri ile tanımlanamaz. Medeniyetler dayandıkları dini ya da felsefi inanç ve düşüncelerin ürünleridirler. Her medeniyetin beslendiği kaynaklar birbirinden farklıdır. Tüm medeniyetler içinde, vahye dayanan tek medeniyet İslam medeniyetidir. İslam medeniyetinin tüm eserlerinde ilahi olana bir atıf vardır. Kulluk şuurunun her alanda tezahürü görülür.

Batı medeniyetinde; müzikten mimariye, edebiyattan dine, sosyal yapıdan siyasete kadar ihtişam, korku ve güç tutkusunun etkisi vardır. Oysa İslam medeniyeti vahiy, iman ve ihsan temellidir. İnsanın imanı ve ahlaki durumu toplumu şekillendirir. Batının aksine toplumsal düzeni sağlayan temel dinamik rızayı İlahiyi kazanma düşüncesidir. İşte bu sebepledir ki İslam medeniyeti keskin çizgilerle diğer medeniyetlerden ayrılır.

Şüphesiz İslam medeniyetinde vahiy, iman ve ihsan ekseninde gelişen ve hemen hemen her alanında kendini gösteren en önemli şiar merhamettir. Bu merhamet kavramı medeniyet üzerinde öylesine güçlü bir tezahürle kendini gösterir ki İslam medeniyeti için aynı zamanda bir merhamet medeniyetidir denilebilir. Merhamet medeniyeti derken, Efendimizin (sas) “Merhamet edene Rahman da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 58.) kutlu sözleri ile şekillenen ve tüm mahlûkatı içine alan bir medeniyet anlayışından bahsediyoruz.

İslam dini, insana ve diğer mahlûkata merhamet dinidir. Rahman ve Rahim olan Allah Teâlâ kullarına önce kendilerine, sonra çevrelerine ve diğer yaratılmışlara merhametli olmalarını emreder. Hatta Kur’an-ı Hakîm’de günahkâr kullar için “kendi nefislerine zulmeden” tabiri sıklıkla geçer, bu ifade günah işlemenin önce insanın kendisine karşı merhametsizliği olarak anlaşılabilir. İlahi rızayı kazanmak isteyen her mümin hayatını merhametli olma emrine göre şekillendirdiği gibi, kurduğu kurumlar ve sistemlerde de merhameti temele koyar. Haliyle İslam medeniyeti de merhamet eksenli bir medeniyet olarak şekillenmiştir. İslam medeniyeti; ihsan, infak ve hayrın şekillendirdiği bir medeniyettir ve bunun temelinde merhamet vardır.

İslam insanı, eşrefi mahlûkat olarak görür

İslam’ın merhamet medeniyetinin ilk tezahürü insandadır. İslam; Hıristiyanlığın aksine, insanı fıtraten yani yaratılış olarak kötü olarak kabul etmez. Evet, insanın nefis taşıması ve nefsin kötülüğe meyleden bir yönü olması hasebiyle insanda kötülük yapabilme yetisinin olduğu doğrudur. Ancak İslam, insanın bu yönü sebebiyle tövbe kapılarının her zaman açık olduğunu yani hata ettiğinde hatasından dönebileceği açık bir kapı olduğu akidesine sahiptir ve bu merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ’nın insana olan merhameti sebebiyledir. İslam insanı, eşrefi mahlûkat yani yaratılmışların en şereflisi olarak kabul eder. Bu inanca göre insan mükerremdir; zilletten ve eziyetten korunmuştur. Bütün insanların ırz ve şahsiyetleri koruma altındadır.

İnsanı terbiye ederek nefsinin kötülüklerinden arındırmayı amaçlayan tasavvuf aynı zamanda bir merhamet okuludur. Tasavvuf; insanın terbiyesi, kalbi ve ruhi tekâmülü yani yükselmesi ve gelişmesi için ortaya koyduğu metotlarla insanı, insanı kâmil yapma yoludur. İslam tarihinin her döneminde tasavvuf kurduğu tarikat ocaklarıyla önce insanı eğitmek suretiyle aslında İslam medeniyetinin en önemli sistemlerinden birisi olmaktadır. Çünkü medeniyet ancak insan ve eylemleriyle oluşabilir, insanı kâmil bu medeniyetin merkezindedir. İslam medeniyetinin mimariden musikiye, edebiyattan sosyal yapıya kadar her alanına sinmiş diğerkâmlık, letafet ve kulluk şuuru gibi incelikler tasavvufun engin dünyasının yansımasıdır. Bu yönüyle İslam medeniyetinin şekillenmesinde insana merhameti esas alan tasavvuf önemli bir vazife görmektedir.

Tasavvuf ise güzel ahlakı kazanma yoludur. Nefs terbiyesi ile İslam’ın güzel ahlak ve kulluk bilincine erişen mümin kendisinden başlayarak çevresine ve diğer mahlûkata merhamet nazarıyla bakmakta ve eylemlerini bu şuurla yapmaktadır. İslam medeniyet anlayışının temelinde Yunus Emre hazretlerinin beyanıyla “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” anlayışı yatmaktadır. Tasavvufla yoğrulmuş İslam beldelerinde bugün kardeş kavgalarının nerdeyse hiç olmamasında, bu beldelerde derin bir irfan kültürünün bulunmasında, bu toplumların güya din veya başka bahanelerle terörize edilememesinde tasavvufun insana kazandırdığı irfan ve merhamet duygusu etkilidir.

Merhametin nişanesi bir kurum: Vakıf

İslam medeniyetinin merhamet medeniyeti olduğunu gösteren en önemli nişanlardan biri de vakıflardır. Vakıflar hem insana hem topluma hem mahlûkata karşı merhamet duyguları ile kurulmuş infak anlayışının kurumsallaşmış yapılarıdır. Sadaka taşları, su sebilleri gibi küçük çaplı vakıf eserlerinin yanı sıra; medreseler, mektepler, aşevleri, şifahaneler gibi büyük kurumların hepsi “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturu ile insana ve topluma merhamet şuurunun göstergeleridir.

İnsan dışındaki yaratılmışlara duyulan merhametin tezahürü olarak yapılan nice eserler ve kurulan kurumlar da İslam medeniyetinin bir merhamet medeniyeti olduğunu göstermektedir. Nitekim yine vakıflardan örnek verecek olursak, yaralı hayvanlar için kurulmuş vakıflar birer merhamet abidesidir. Bazı binaların duvarlarına kondurulan kuş evleri de başka bir örnek olarak verilebilir. Ayrıca Osmanlı toplumunda yük taşımaları için kullanılan binek hayvanları için çalışma saatleri belirlenmesi de medeniyetimizin bir merhamet medeniyeti olduğunu göstermektedir.

İslam medeniyetinin esasen merhamet medeniyeti olduğunu gösteren örnekler elbette bu kadar değildir. Daha nice örneklerde de görülebileceği üzere İslam merhamet medeniyeti insanlık fıtratına en uygun sistemleri ile gerçek bir medeniyettir. Medeniyeti sadece maddi göstergelere indirgemek insanın eşrefi mahlûkat olma payesine halel getirmek demektir. Nitekim sadece maddi yükselmeyi kendine düstur edinmiş, nice devasa yapıtlar meydana getirmiş ve gelişmiş sosyal yapılar oluşturmuş Roma ve Eski Mısır gibi geçmiş medeniyetleri bugün sadece kalıntılarından tanımaktayız. Bu kalıntılarda dahi o medeniyetlerin insana ve diğer mahlûkata olan zulümlerine şahit olmaktayız. Oysaki vahyin şekillendirdiği İslam medeniyeti insanlığın ve dünyanın yegâne ileri medeniyetidir.

Bugün insanlığın ekmek ve su kadar muhtaç olduğu en önemli şey merhamettir. Günümüzdeki tüm yıkımların, yozlaşmanın çaresi merhamettedir. Bu inancımızın en önemli delillerinden biri şüphesiz Osmanlı Devleti’dir, üç kıtaya yayılan, hükmettiği topraklarda bulunduğu sürece sükûnu sağlamış olan Osmanlı, bunu merhamet şuuru ile sağlamıştır. Nitekim tarih sahnesinden çekildikten sonra bıraktığı topraklarda kan ve gözyaşı hiç dinmemiştir. Bir diğer delil de tarih sürecinde İslamlaşan milletlerin kılıç zoruyla değil, Müslüman tüccarların ve dervişlerin merhameti abideleştiren ahlakları ile Müslüman olmuş olmalarıdır. Velhasıl merhamet, İslam medeniyetinin en önemli şiarıdır ve İslam medeniyeti bir merhamet medeniyetidir. Bize düşen bu merhamet medeniyetini bütün boyutlarıyla yeniden ihya etmektir.

Hüseyin Hilmi Arslan

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2020, 15:17
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
H. İ. Doğançok
H. İ. Doğançok - 3 ay Önce

Çok güzel bir yazı Allah razı olsun hepinizden

banner19

banner13

banner26