banner17

İmam hatiplerde neden anlatılmaz bu hikâye?

Günümüzde sayılarının çoğalışını memnuniyetle izlediğim İmam-Hatip okullarının kimin fikri olduğunu birkaç sene önce öğrenmiş ve çok şaşırmıştım.

İmam hatiplerde neden anlatılmaz bu hikâye?

Günümüzde sayılarının çoğalışını memnuniyetle izlediğim İmam-Hatip okullarının kimin fikri olduğunu birkaç sene önce öğrenmiş ve çok şaşırmıştım. Bilindiği gibi Cumhuriyetle birlikte bir yönetim değişikliğine gidilirken hemen her şey de değişime uğramış. Halk değiştirilmek istendiği için eğitim en başta değişime tabi tutulmuş.

Daha sonraki yıllarda baskıların bir parça hafiflemiş. İşgal travmasına ve mevcut yönetimin baskısına maruz kalan halk bir parça rahat nefes alır gibi olmuş. O süre içinde de yeniden aslına dönmenin mücadelesini vermiş. İmam-Hatip okullarının açılma girişimi bu aslına dönme gayretinin bir numunesidir.

İmam-Hatip okullarının müessisi Celâleddin Ökten Bey olarak bilinir. Doğrudur, öyledir. Fakat uygulamaya konan fikrin sahibi Ökten’in şeyhi İbrahim Fahreddin Erenden’dir. Din öğreten kurumların eksikliğinin derinden hissedildiği dönemlerde bir gün şeyhi Ökten’e: "İtalyan mektebi, Fransız mektebi var. Adamlar böyle mekteblerle Hıristiyanlığı öğretiyor. Siz neden Arapça tedrisat adı altında bu gibi bir din-diyanet öğreten okul açmıyorsunuz? Böyle bir teşebbüste bulunsanız, böyle bir okul açsanız ya!.." der.

Dervişlik yolu güdenler bilir, mürşidinin bu meyandaki tavsiyelerini müridler emir telakki ederler. Ökten de öyle yapar ve bu yolda çalışmalara başlar. Ankara ve İstanbul'daki Maarif Vekilliği ile devamlı yazışır. Ardı arkası gelmeyen yazışmalar ve Ankara yolculukları sürerken, iş Maarif Vekilliği'nde tıkanır. İmzalanması gereken bir evrak bakanın masasında uzun süre bekletilir. "Bugün git, haftaya gel”, “bu hafta olmadı, bir dahaki haftaya gel”, “on gün sonra gel”, “bir ay sonra gel” diyerek devamlı oyalamalarına rağmen Ökten, hem şeyhine verdiği söz hem de maarif  sahasındaki gayreti sebebiyle hiç yüksünmeden, moralini canlı tutarak gider gelir.

Kendisine namaz nasip olmayan fakat Hz. Ali'ye muhabbeti olan bir zat

Bu meşguliyetini sürdürdüğü günlerden birinde bir rüya görür. Ökten rüyasını şeyhine arz eder. Şeyhi anlattığı rüyayı şu şekilde yorumlar; "Hoca, senin bu işini kendisine namaz nasip olmayan fakat Hz. Ali'ye muhabbeti olan bir zât çözecek". Ökten şaşırır, "Dosyanın böyle bir kişiyle ne alakası olabilir ki Efendi Hazretleri. Biraz daha izah buyursanız" dediyse de şeyhi, "Ben rüyadan ne anladığımı sana söylüyorum" der ve başkaca bir izahta bulunmaz.

Ökten, bu hadiseden beş altı gün sonra tekrar Ankara'ya gider. Verilen randevu saatinde bakanlık sekreterliğinde beklemeye başlar. O güne kadar kendisiyle hiç alakadar olmayan özel kalemden biri, bir parça öfkeli ve canı sıkkın, biraz da acıyan bir tavırla; "Anlamıyorsun değil mi?" der. "Adamlar seni oyalıyor. Şimdi burada otur, istediğin kadar bakanı bekle. Gelmeyecek ki!. Zaten gelmeyeceği günü sana randevu veriyorlar. İstedikleri, niyetleri; sen usan, bık da bu davadan vazgeç. Bana tekrar diyecekler ki filan tarihe salla. Bu gidiş gelişlerinden ben utanmaya başladım. Artık bu kapıları boşuna aşındırma" diye tavsiyede bulunur.

Ökten bu ifadelere karşılık yüz kere de olsa geleceğini ve bıkmadan, usanmadan bekleyeceğini söyler. “Ben üzerime düşeni yapıyorum. Allah katındaki, kullar yanındaki mes'ûliyetimi üzerimden atıyorum, gerisinin hesabını başkası verir." der.

Özel kalemdeki o adam birden yerinden fırlar, bakanın odasına girer. Bir şeyler karıştırdığı dışardan duyulur. Bir kısa sessizlik ve bir mühür işitilir. Adam bir yandan sinirlidir, bir yandan da dopdoludur. Yetkisini kullanıp vekâleten imzasını atmış ve mührü basmış.

İstediği onay belgesini Ökten’e uzatır. Hoca şaşkın ve mutludur. "Sen ne güzel evladsın. Allah senden razı olsun" der, adama sarılır. Adam da aynı şekilde hürmetle mukabele eder. Ökten çıkarken adam arkasından seslenir:

"Hocam bizi duada unutma. Bakma bende namaz niyaz yoktur ama büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla Hz. Ali'yi severiz. Allah sizin gibi hocaefendilerden razı olsun. Bizler cahil yetiştik, ama sizin açtığınız mekteplerde inşallah yeni nesil hem Allah muhabbetini hem Hz. Peygamber ve ehl-i beytinin muhabbetini bizden daha iyi öğrenecektir" der.

Ökten olduğu yerde kalır. Şeyhi Fahreddin Efendi'nin müjdesi ayniyle vuku bulmuştur. Bu hadise sonrasında Yüksek İslam Okulları ve İmam Hatip liselerinin yolu açılır.

İmam hatipten mezun olduktan 6 yıl sonra

Mezun olduktan tam altı yıl sonra İmam-Hatiplerin açılmasına gayret eden zatı ve bu okulların fikir babasının bir şeyh olduğunu öğrenmem bir acayiplik. Hadi halkın ekserinde bir şeyh fobisi var, onlardan bahsetmiyoruz. En azından okulların açılması için gayret eden zatın adını orada geçirdiğim dört yıl içinde bir kez duymam gerekirdi.

Bugün İmam-Hatip okullarında eğitimine devam edenlerin kaçının Celâleddin Ökten’den haberi olduğu konusunda bir tahmin yürütmek istemiyorum. Çünkü daha vahim durumlar var okullarda. Bir misal vermek gerekirse, henüz otuz iki farzı öğretmedikleri gençlere sorgulama adı altında her dini şeye şüpheyle yaklaşmaları zikredilebilir.

Üzülerek belirtmek gerekiyor ki, fikir babası bir şeyh olan okullar muhabbetsiz bir din anlayışının adeta merkezleri durumunda. Malum olduğu üzere tasavvuf İslam’ı muhabbetle yaşama biçimidir. İmam-Hatip okullarının fikir babası Fahreddin Erenden’in de açılması için çaba sarfeden Celâleddin Ökten’in de İslam anlayışı tasavvufla şekillenen İslam’dı.   

Tabii ki söz konusu okulların ille de bu anlayışa göre eğitim vermesi gerektiğini söylemiyorum. Olsa güzel olur, hoşuma gider orası ayrı bir husus. Fakat en azından bir şükran borcu olarak kendisini vücuda getirenlerin benimsediği tasavvufi İslam’ın ne olduğunu ifade edecek kadar da olsa bir ders konmalıdır İmam-Hatiplere. Bunun yanı sıra mevcut İslami ekoller hakkında bir ders de olmalıdır.

Yazının başka bir mecraya sürüklendiğinin farkındayım. Ama bu konuda yaram var. Bir İmam-Hatip mezunu olarak bir iki şey dışında İslam hakkındaki malumatımı kendi çabalarımla edindim. Dinim hakkındaki bilgim yetersiz. Orana vurursak yüzde yirmi beş gibi bir şey çıkar. Bu yüzde yirmi beşin içinde İmam-Hatip lisesinde öğrendiklerimin oranı yüzde beş dolayında. Hayır yüzde yirmi beşin, beşi değil. Yüzde yirmi beşi bir tam olarak ele aldığınızda o tamın yüzde beşi.  

Ebeveynleri tarafından dinini iyi öğrenmesi amacıyla İmam-Hatip’e gönderilen çocukların İslam hakkındaki bilgisinin daha üst seviyelerde olması gerektiğini düşündüğüm için buraya saptım. En azından ibadete yönelik bilgilerin yeni çabalara muhtaç bırakmayacak şekilde bu okullarda verilmesi gerekir. İmam-Hatip okullarındaki dini eğitimin birçok sorunu daha var. Çözülmesi de uzun zaman alacak gibi.

Bu sorunların çözümünün kısa yolu kurucularının benimsediği tasavvufi İslamın İmam-Hatip okullarına sokulmasıdır. Daha önce söylediğim gibi tasavvuf Müslümanlığın muhabbetle yoğrulmuş şeklidir. Müfredattaki sorunlar nedeniyle öğrencilere din eğitimi vermekte çok zayıf kalan İmam-Hatipler en azından İslam’ı sevdirebilirseler büyük bir iş başarmış olurlar. Gerisini öğrenciler getirir. Esin Engin’in meşhur şarkısında dediği gibi “Seven ne yapmaz?”   

 

Ahmed Öztürk

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2016, 12:37
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
şevket
şevket - 6 yıl Önce

istanbul gezimde celalettin üstadı ziyaret edeceğim inşallah...

Ömer
Ömer - 6 yıl Önce

Herhalde kabr-i şeriflerini ziyaret edeceksiniz

banner8

banner19

banner20