‘İlklerin yazarı’ öldüğünde arkasında ne bırakmıştı?

Yeni Türk edebiyatının kurucu şahsiyetlerinden olan Şinasi hakkında yakınlarda çok önemli bir belge ortaya çıktı. Türk Edebiyatı dergisinin son sayısında Talip Mert, Şinasi’nin muhallefatını, yani vefatından sonra geride bıraktığı eşya ve malların listesini yayımladı. Halil Solak yazdı.

‘İlklerin yazarı’ öldüğünde arkasında ne bırakmıştı?

Türk edebiyatının Batılılaşma tarihinin başlatıldığı isim olan Şinasi, üniversiteye hazırlananlardan tutun da edebiyat fakültesinde okuyanlara kadar öğrencilerin daima gündemindedir. Zira o, verdiği eserler ve girişimleriyle Türk edebiyatında pek çok ilk’in sahibidir.

Şinasi, Batı şiirinden ilk çevirileri yapar, Avrupa’ya gönderilen ilk öğrenciler arasındadır, ilk yerli özel gazete “Tercüman-ı Ahval”i yayımlar, eski şiir estetiğinde radikal kırılmalar yaratır, “Şair Evlenmesi” ile ilk tiyatro denemesini yapar, “Durûb-i Emsâl-i Osmaniye”de atasözlerimizin alfabetik ve karşılaştırmalı şekilde ilk ciddi derlemesini hazırlar.

İşte, yeni Türk edebiyatının bu kurucu şahsiyetine dair çok önemli bir belge yakınlarda ortaya çıktı. Türk Edebiyatı dergisinin son sayısında Talip Mert, Şinasi’nin muhallefatını, yani vefatından sonra geride bıraktığı eşya ve malların listesini yayımladı (Parantez içinde şunu belirtmeden geçmeyeyim: Mert, daha önce de Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Dilhayat Kalfa, Hacı Faik Bey, İsmail Zühdü Efendi, Necip Fazıl gibi kültür, sanat ve edebiyat dünyamızın önemli isimleriyle ilgili arşiv belgeleri yayımlayarak onların hayat hikâyelerindeki pek çok boşluğun doldurulmasını sağladı. Ümidimiz dağınık hâldeki bu yazıların en kısa zamanda iki kapak arasına girmesidir).

“Zavallı Efendi yolcu!”

Talip Mert tarafından bulunan ve ilk kez yayımlanan bu listeden hareketle Şinasi’nin ev eşyaları, kıyafetleri ve bence en önemlisi kütüphanesi hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu listeye göz atmadan önce Şinasi’nin ölümünden biraz önceye gidelim.

1869’da Paris’ten İstanbul’a dönen Şinasi, önce Bâbıâli’deki matbaasına yerleşti. Burada geliştirdiği yeni bir teknikle eserlerini bastı. Ancak kötü hayat şartları ve yoğun çalışma temposu yüzünden daha önce başladığı anlaşılan beynindeki rahatsızlığı da ilerliyordu. Bundan dolayı Bâbıâli’deki matbaasını kapatıp aletlerini, civardaki Beşir Ağa Tekkesi’ne ait mahzenlerden birine koyarak Cihangir’deki evine taşındı. Bundan sonrasını Şinasi’nin çok yakınından, ünlü gazeteci Ebuzziya Tevfik’ten dinleyelim:

 “Bir sabah, âdeti olduğundan fazla yatağında kalmış olmasını merak eden hizmetçi kadın, kapıyı açıp da içeri girdiği zaman Şinasi yatağında yatıyormuş. ‘Rahatsız mısınız?’ diye sorması üzerine ıstırap çeken bir bakışla elini tepesine götürerek ‘buramda’ demiş ve gözlerini yummuş. Ertesi günü biz de haber almıştık. Kemal zaten hassas olduğu kadar Şinasi’ye karşı pek zaafı vardı. Bu bakımdan onu hasta halinde görmeye dayanamazdı. Bana, ‘Sen git gör’ dedi. Ben de o halde görmek istemedim. Çünkü sıhhatte iken yanında söz söylemeye cesaret edemezken bu halinde ne muhatap olabilirdim ne de ona bir şey söylemeye cesaret edebilirdim. O sırada ahbaplardan Doktor Saib Efendi gelmişti. Bu tesadüfü nimet bilerek gönderdik. Çünkü Şinasi ile Paris’ten beri tanışıklıkları vardı. Üstelik hekim olduğu için onun görmesi ile benim görmem kıyas kabul etmezdi. Saib Efendi gitmiş. Ertesi günü bizimle buluştuğunda, ‘Zavallı efendi yolcu! Kafasında bir tümör var’ demişti.”

Ebuzziya’nın naklettiği bu hadiseden kısa bir süre sonra Şinasi, muhtemelen beynindeki bir ur yüzünden,14 Eylül 1871’de vefat etmiştir.

Bir mezarı bile yok

Peki, edebiyat tarihine böylesi önemli katkılarda bulunan Şinasi’nin cenazesine kaç kişi katılmıştır dersiniz? 11 kişi, evet sadece on bir. Siyasî konjonktür gereği devlet adamlarıyla fikir ve edebiyat dünyasından -Ebuzziya Tevfik hariç- kimsenin bulunmadığı cenaze bu 11 kişi tarafından Ayaspaşa Mezarlığı’na defnedildi. Bugün maalesef Şinasi’ye ait bir mezar aramak da beyhude. Zira sonraki yıllarda yapılan apartmanların inşası sırasında mezar yeri tamamen kaybolmuştur.  

Gelelim vefatından iki hafta sonra hazırlanan ve müzayedeyle satılan muhallefat listesindeki kitaplara:

Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tarih”inin iki cildi, talik hattıyla bir “Nevâî Divanı”, “Adem Kasidesi”yle yeni edebiyatın öncülerinden Akif Paşa’nın “Münşeat”ı, bir adeta Fuzulî Divanı, Nâbî’nin mektuplarını içeren “Münşeat-ı Nâbî”, bir adet “Hikâye-i Leylâ ile Mecnun”, bir adet “Nef’î Divanı”, bir adet “Siyer-i Nebî”, bir adet “Tarih-i Kırım,  III. Selim döneminde İstanbul’daki Diloğlanları Mektebi’ne tercüman-öğrenci sıfatı ile gönderilen ve ilerleyen yıllarda lügat çalışmalarıyla tanınan Fransız şarkiyatçı Thomas-Xavier Bianchi’nin “Lügat”ı, ayrıca Ermenice, Rusça, Macarca, Latince sözlüklerle Yakut el-Hamevî’nin “Mu’cemü’l-Büldan” adlı ansiklopedik coğrafya eserinin tercümesi listede dikkat çekiyor.

Şinasi’nin kayıp sözlüğü

Bunlar, muhtemelen Şinasi’nin ömrünün sonuna doğru kendisini vakfettiği sözlük çalışmasında kullandığı eserlerdi. 1865’teki ikinci Paris seyahatinde de bütün zamanını Bibliothèque Nationale ile evi arasında geçirerek bu sözlüğün hazırlığıyla meşgul olduğunu biliyoruz. Hatta Ebuzziya’nın anlattığına göre, akşam Bibliothèque Nationale’den çıkan Şinasi, Tuileries Bahçesi'nde bir bankta oturup ünlü Fransızca sözlüğün yazarı Émile Littréyi bekler, saat yedi buçuğa kadar iki sözlük âlimi sohbet edermiş. “T” harfine kadarki kısmı baskıya hazır olan sözlüğün Şinasi’nin vefatından sonraki akıbeti bilinmiyor.

Bastığı -bir kısmı kendi kaleminin mahsulü olan- “Tercüme-i Manzume”, “Basma Durub-ı Emsal”, 1837 tarihli “Tasvir-i Efkâr”, Latince ve Fransızca Lügat, Fransızca Seyahatname, Rusya ve Almanca Lügat ile çeşitli matbaa aletleri de müzayedeyle satılmıştır. Evinde bulunan pantolon, yelek, döşek, yorgan, yastık, çorba kâsesi, leğen, ibrik, bakraç, şamdan, kahve değirmeni, çalar saat, tencere de satılan eşyalardan bazılarıdır.

Şimdi edebiyat tarihçilerince yapılacak olan, bu muhallefat listesindeki maddelerin Şinasi’nin dünyasındaki akislerini bulup ortaya çıkarmak.

Tanpınar “XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi”nde Şinasi’nin geçtiği yolları bize tanıtacak vesika ve bilgilerden mahrum olduğumuzu söyledikten sonra şu tespiti yapar:

Sonunda vehmin ve melankolinin rüzgârıyla kararan bu zekâ bizim için âdeta bir muamma kalacaktır.”

İlk kez yayımlanan bu belgeler, Şinasi muammasını biraz olsun çözmeye yardımcı olur, kim bilir…

Halil Solak

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 09:25
YORUM EKLE

banner19

banner13