İki ummanın kavuşmasıdır Mevlana ile Şems-i Tebrizî'nin tanışması

Mevlana’nın Şems ile olan aşkı, Hz. Musa’nın Hızır (as)’ı araması gibidir. Ve Mevlana’nın da Şems’i arayışı, onun nuruyla bir bütüne dönüşene kadar sürmüştür. Zeynep Ekşi Özel yazdı.

İki ummanın kavuşmasıdır Mevlana ile Şems-i Tebrizî'nin tanışması

Belki ona atfedilen “Gel, ne olursan ol yine gel” dizesinin cömertliğinden yüz bularak, “Mevlana pidesi”, “Mevlana şekeri” diyerek, mübarek isminden marka, “Türk müydü, hümanist mi, mütefekkir mi, şair mi?” tarzı sorularla polemik, düğün törenlerine kadar indirgediğimiz sema törenlerinden de gösteri çıkarıp, maneviyatını perdelediğimiz Mevlana Celaleddin Rumi, aslında tüm bu atıfların, neseplerin, yakıştırmaların ötesinde, “Ölmeden önce ölünüz!” hadisini kendine şiar edinip, Hak’da fani olmaktan başka bir emele sahip olmayan, mübarek bir velidir. Gazelleri ve mesnevisi ise, ilhamla dudaklarından dökülen terennümlerdir. İlk hocası ve mürşidi olan babası “Sultanu’l UlemaBahauddin Veled’in vefatından sonra, ona sevgilerinden dolayı, efendimiz anlamında “Mevlana” diyen Konya halkı, babası gibi kendilerine hocalık yapmasını istedilerse de Mevlana, bir türlü bu göreve kendini layık görmemiş, ilmini daha da arttırmak için babasının halifelerinden, Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi’nin yanına gelip, “Veledname” de belirtildiğine göre, hal ilminde de kal ilminde ki kadar derinlik sahibi olmak adına, ona tabi olmuştur.

Halep, Dımeşk (Şam) gibi şehirlere gidip, farklı ilim meclislerinde bulunmuştur. Bu seyahatler esnasında Muhiddin İbn-i Arabi ile tanışmış, bazı kaynaklara göre, Şems-i Tebrizi ile de karşılaşmıştır. Ancak asıl karşılaşmaları Konya’da gerçekleşmiştir. Mürşidinin vefatından sonra Konya’ya dönen Hz. Mevlana, 5 yıl boyunca hocalık yaparken dahi, kendinde eksik olanı fark etmekle birlikte, bir bekleyişin içindeydi de. Çünkü vefat etmeden önce Seyyid Burhaneddin, Şems-i Tebrizi’nin geleceği müjdesini vermişti bile.

Uçan Şems lakaplı Şems-i Tebrizi

Şemseddin Muhammed bin Melikdad, yani Mevlana’nın derununu baştan sona etkileyen ve onun zühten aşka yönelmesini sağlayan Şems-i Tebrizi, “Makalat” adlı eserinde: “Benim Tebriz’de Ebubekir Sellebaf isminde bir şeyhim vardı. Veliliğin bütün feyz ve esrarını ondan aldım. Ama bende bir şey vardı ki onu şeyhim dahil kimse görmüyordu. Ancak Hüdavendigarım Mevlana onu gördü,” der. 1244 yılında, bir cumartesi sabahı Konya’ya geldiği dönemde, altmış yaşındaydı. Şemseddin, Mevlana’nın ruhunda ve Konya’nın ufkunda parlamadan önce, şehir şehir gezmiş, mübareklerin hizmetinde bulunmuş, bazen medreselerde görev almış, bazen de küçük işler yapmıştı. Ancak yaptığı işin karşılığını almadan, işini bitirip, ortadan yok olurdu. On dört ay boyunca, Halep şehrinde medresede riyazette kalmıştı. Daima siyah keçe giyer, tarikatindeki pirler ona, ”Kamil-i Tebrizi”, çok seyahat etmesinden mülhem de, “Şems-i Perende” (Uçan Şems) derlerdi.

Şems-i Tebrizi, Hz Mevlana ve Konya’nın ufkunda

Şems, Konya’da Şekerciler Hanı’nda, kiraladığı odanın kapısına taktığı, 2-3 dinarlık kilidin anahtarını, sarığının köşesine düğümleyip gezer, böylece halkın, zengin bir tüccar olduğunu zannetmesini sağlardı. Oysa hücresinde eski bir hasır, kırık bir testi ve yastık yaptığı bir tuğladan başka bir şeyi yoktu. Onun bu tavrı, her zaman çok düzgün giyinen ve böyle göründüğü için de, berdüş görünümlü bir derviş tarafından eleştirilen Ebu’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri’nin cevabını hatırlattı bize: “Sen böyle giyiniyorsun, insanlara diyorsun ki size ihtiyacım var; ben böyle giyiniyorum ki, giysim size ihtiyacım yok diyor…”

Şems ve Mevlana’nın karşılaşması hakkında bir çok rivayet vardır:

Şems-i Tebrizi’nin Makalat’ı, Eflaki ve Sipehsalar’ın rivayetine göre, bir gün Mevlana, Pamukçular Medresresi’nden çıkmış, bineğinin üstünde, öğrencileriyle giderken, Şems-i Tebrizi ile karşılaşır. Şems, Mevlana’ya dönerek, özetle: “Niçin Hz. Muhammed, ‘Allah’ım, seni tesbih ederim; seni layık olduğun vech ile bilemedik!” diye nida ederken; Bayezit Bestami, “Kendimi her türlü eksiklikten tenzih ederim diyordu!” diye sorar. Hz. Mevlana cevaben: “Bayezid, bir yudumda kandı, idrak bardağı hemen doluverdi; oysa ki Hz. Muhammed Mustafa’nın susuzluğu arttıkça artıyordu. Onun göğsü Allah (cc) tarafından açılmıştı, sürekli susuzluğunu dile getiriyor, her gün Allah’a daha yakın olmak istiyordu.” Şems bu cevabı duyunca kendinden geçmiş, toparlanınca da birlikte medreseye gitmişlerdir.

Hızır’ını arayan Musa misali...

Mevlana’nın oğlu Sultan Veled,Veledname” adlı eserinde bu karşılaşmayı şöyle yorumluyor: “Mevlana’nın Şems ile olan aşkı, nübüvvet makamında, Kelimullahi rütbesindeki Hz. Musa’nın, Hızır (as)’ı araması gibidir. Ve Mevlana’nın da Şems’i arayışı, dönemin kemal ve celal yönünden kuvvetlisi Şemseddin’i, saklı kubbelerden çıkarmış, onun müridi olup, nuruyla bir bütüne dönüşene kadar sürmüştür. Hocaların hocası Mevlana, aşk üstadının önünde diz çökmüş, bütün birikimine rağmen yeniden öğrenci olmuştur.” Veledname’de Sultan Veled babasını şöyle tanımlar:

Mevlana müntehayken, her şeyin sonuna ermişken, mübtediye döndü, yeniden başladı

Herkesin tabii olduğuyken, kendisi takipçi oldu,

Fakr ilminde kemale ermişti, ama aşk ilmiyle başa döndü

Şems-i Tebrizi ve Mevlana bu karşılaşmadan sonra visal orucu tutarak, İki defa, üç’er ay boyunca halktan uzaklaşıp, uzlete çekilmişlerdi. Sultan Veled, Mevlana’daki aşıklık istidatının, ma’şukluk seviyesine dönüştüğünü belirterek, bu değişimi, “İnsan-ı maşuk mertebesine çıkmak” şeklinde tanımlamaktadır. Şems’e göre mürşid, salike eksikliklerini gösteren bir ayna gibidir. Dış görünüşümüzdeki kirleri aynaya bakıp gördüğümüz gibi, iç dünyamızda ki çarpıklıkları da kamil insanın aynasında fark edebiliriz. Bu yüzden de Şems bize makatlında şunu öğütler:

Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti şudur: Kendine bir ayna ara...

Zeynep Özel yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2018, 16:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6