İçine doğru genişleyen bir yara Ahmet Edip Başaran şiiri

"Oyunbozan" ve "İzinsiz Gösteri" kitaplarıyla tanıdığımız Ahmet Edip Başaran’ın şiirinde öne çıkan tema insanı anlama gayretine kendinden başlamaktır. Mehmet Burak yazdı.

İçine doğru genişleyen bir yara Ahmet Edip Başaran şiiri

“Çalışmalarım için nereye gittiysem benden önce oraya bir şairin uğramış olduğunu gördüm.” Modern psikolojinin kurucusu kabul edilen Sigmund Freud’un bu sözü, şairlerin büyük bir bilmece olarak insanı tanıma ve anlamadaki gayretinin en net ve güzel ifadelerinden biridir. Şairin insana dair meselelerde gidilecek yere bir psikologdan önce varması, yaptığı yolculuğun dışarıya değil içeriye doğru olmasından kaynaklansa gerek. Şair, bilimsel veriler ve istatistikler ile oyalanmaktansa hayatı ve ölümü, yaşadığı tüm duygularla bir muamma olan insanı anlamaya kendinden yola çıkıp kendine doğru giderek başlar. Onun farkı kendi dışına çıkabilme cesaretini göstermesindedir. Ahmet Edip Başaran, 1978 Tavşanlı doğumlu ve İnegöl’de yaşıyor. Taşrada, yani “dışarıda” yaşayan Başaran, bahsettiğimiz cesareti ustalıkla göstermiş ve içine doğru her seferinde farklı yollardan giderek sürdürdüğü yolculuğunu iki şiir kitabıyla süslemiş bir şair.

Mayıs 2010’da yayınlanan Oyunbozan ve Mayıs 2016’da yayınlanan İzinsiz Gösteri, ayrı ayrı ele alınabilecek olsa da şairin kurduğu dünya ve kitaplar arasındaki geçişleri de göz önünde bulundurarak genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağız. Kitaplarda yer alan şiirleri biçim ve dilden ziyade içerik noktasında ele alıp şiirlerden payımıza düşeni naçizane dile getirme gayretinde olduğumuzun da bilinmesi isterim.  

Ahmet Edip Başaran şiirinde büyük bir dikkatle bakmaya gerek bırakmayacak şekilde net olan, öne çıkan ilk tema, başta da bahsettiğimiz gibi insanı anlama gayretine kendinden başlamak. Aslında tüm iyi şairler için kurabileceğimiz bu cümleyi Ahmet Edip Başaran için ayrıca kurmamıza neden olan bu temayı güçlü imgelerle beraber sıklıkla işlemesi. Duvar, kapı ve ev. Başaran’ın şiirinde insan, arayış içinde duvarlara çarpar, gayret edip kendine kapılar açar ve o kapılardan eve girer.                                                                                                                                                                       

Sayısız kapısı varmış insanın demek ki duvar çok  

Bir aynada azarlarken bir benzerimi

Kaç kapısı varsa insanın hepsine sarılıp geçtim (Sebebi Telef)                                                                                                                                                                             

Ve çıkışı ararken kaybolur kendinde insan

Çünkü benim gurbetim kendimi tanıyınca başlar (Meşru Müdafaa)                                                                                                                              

Dışarıda kalmak…

İçine taşınamayan bir evde

Duvarlara kapı resimleri çizip beklemek gibi. (Henüz Değil)                                                                           

gidecek, gözlerimi anlatan bir masal bulacağım kendime. (Düşekalkan)

Şair bir masal bulmanın derdinde

Her iki kitaptan seçtiğimiz bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat ikinci kitap olan İzinsiz Gösteri’de bu temanın daha yoğun olduğunu söyleyebiliriz. Göz kendini göremez. İçine doğru tuttuğu bir aynada kendini azarlayan şair, gözlerini anlatan bir masal bulmanın derdindedir. Aslında hepimiz için ortak olan o masalı, ortaya koyduğu iki şiir kitabıyla da bulmuştur. Şairin Türkçeye duyduğu hürmet de, hem biçim hem içerik olarak yazdığı şiirde çok net görünmektedir.

adım çırılçıplak Türkçe

gençtim, damarlarımda koyu bir türkçe mi evet türkçe

İnsan kaybolmuş olmalıdır ki arayışa girsin. Kaybolduğumuz yer dünyadır. Başlangıçtan bu yana üzerinde durduğumuz kendini aramak bahsinin başlangıcında da Âdem vardır. “bir lekedir insanda doğum” diyen şair, şaşkınlığı sayesinde başlar arayışa.

İçimizden biri Âdem olsun

Balçığı henüz karılmış, çokça şaşkın (Meksika Dalgası)

Çocukluk, bu şaşkınlıktan ibarettir. Bu sebeptendir ona duyulan özlem de.                                                                

buğday renkli bir çocukluğa sarkıyorum usulca (Hızlı ve Ölü)                                                                                 

belki sesimi yararsam belki ararsam kaybettiğim

çocukluk resimlerini (Gölgemin Kanında Bir Doğu)                                                                                         

alnımdaki yaradan sızan

çocukluğa bakıp (İlk)        

Şairlerin ilk kitapları, genelde dergilerde yayınlanan şiirlerin bir toplamıdır. Daha sonra gelen kitaplarda şair bulduğu sesi sürdürüp tema olarak da bir bütünlük yakalar. Ahmet Edip Başaran bundan farklı olarak daha ilk kitabında baştan beri yapmak istediği bir şeyler varmış gibi belli bir noktaya yoğunlaşmış, birbirine benzer şiirler yazmış bir şair. Oyunbozan ismi de bu anlamda kitabın genelinde bahsettiğimiz havayı çok iyi yansıtan ve özellikle seçilmiş bir isim gibi duruyor.

Oyunbozan’da hemen her şiirde geçen bir kelime var: Ölüm. Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatını tüketmek ve sahip olmak hırslarıyla yaşanmaz bir yer haline getirmeye çalışanların düzenini bozmak gayretinde olan şair, ısrarla ve her seferinde zihnimizde başka kapılar açarak ölümü hatırlatır.

Durmadan kendini tekrarlayan bir acı

Daha ilk şiirde “ölüme bakarız, kumarda kaybedilen paraya bakar” gibi mısrasıyla başlayarak insanı ve hayatı metalaştıran oyunu bozmak niyetinde olduğunu belli eder şair.

zevkle döşenmiş bir evim yok

şirin tasmalarım (Hızlı ve Ölü)                                                                                                                     

şimdi yalnızız: bütün kurtarma planları, ilaçlar

reklamlar palavra (Deli Kan)                                    

Önce kurduğu lunaparkta bizi mutlu yaşam haplarına inandıran yaşadığımız çağın, daha sonra önümüze sunduğu kurtarma planlarına, reklamlara palavra gözüyle bakan Başaran, “ey kalbimi doyuran ecza!” diyerek gerçek şifanın adresini de kalp olarak gösterir. Kurulan oyun da onun nasıl bozulacağı da gayet nettir aslında. Oyunbozan’da okuduğumuz bu gerçek, İzinsiz Gösteri’de de karşımıza çıkmaya devam eder:                         

Ve ben bu çağda prozac’lara, terapilere, imgelere karışırım. (Âhir Zaman Mesnevisi)                                                       

İçimizde anksiyete, dışımızda dekoratif iyilikler (Büyük Resim)                                                                         

Yaşam guruları, diyetisyenler, adrenalin hapları

Ve yaşlanmak yasak! Ve yaşlanmak yasak! (Deniz Seviyesi)                                                                                         

Yaşlanmanın yasaklanıp güzelliğin dışarıda arandığı bir zamandayızdır artık: Avon kataloglarda kaybedilen güzellikten (Yakı)

Burada ilk kitaptaki ecza, reklam gibi kelimelerin yerini Avon, Prozac gibi kelimelere bırakması dikkat çekici bir nokta. İki kitap arasında geçen altı yılda Ahmet Edip Başaran şiirinin içine giren bu terimleri, şiirimizin genel seyri bağlamında ele alıp incelemek ayrı bir yazının bahsi olacak kadar uzayabilir. O sebeple sadece bu işareti koyup geçelim.

Şiirlerde bazen tekrara da rastlıyoruz. Fakat bu tekrar her bir insanla birlikte yaşanıp duran ve değişmeyen hakikatten doğuyor. Şairin ifadesiyle; ondaki, durmadan kendini tekrarlayan bir acı. Ahmet Edip Başaran şiiri, yakaladığı güçlü imgelerle insanlığın temel meseleleri etrafında dönüp duran, yer yer içindeki çocukluğa sarkıp yer yer elinde ışıl ışıl bir zülfikâr taşıyan, damarlarında koyu bir Türkçe ile içine doğru genişleyen yollarda yaralarını şifa bilen bir şiir. Dileriz bu şiir, başka yataklara doğru genişleyip gürül gürül bir Türkçe ile akmaya devam eder.

Mehmet Burak

Yayın Tarihi: 30 Aralık 2019 Pazartesi 12:00 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2019, 10:20
banner25
YORUM EKLE

banner26