İbn Hazm’a göre aşkın çeşitleri

İbn Hazm ünlü eseri Güvercin Gerdanlığı’nda beş çeşit aşktan bahseder: Düşlerinde sevenler, basit bir tasvir üzerine aşık olanlar, bir bakışta aşık olanlar, uzun görüşmelerden sonra birbirlerini sevenler, birini sevdikten sonra artık başka birini sevmeyenler. Mahmut Şevket Serik yazdı.

İbn Hazm’a göre aşkın çeşitleri

Endülüs medeniyetinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan, İbn Hazm X-XI. yüzyıllarda yaşamıştır. Büyük bir hukukçu, edebiyatçı, dilbilimci ve şair olan İbn Hazm'ın hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilen önemli eseri Güvercin Gerdanlığı (Tavku’l-hamame) Endülüs'te ve İslam dünyasının belli başlı merkezlerinde sevgi üzerine gelişen zengin düşünceleri, yaşanan büyük aşkları bize anlatan ülfet, sevgi muhabbet konusunda yazılmış önemli bir psikolojik tahlil eseridir. Arapçada “güvercin gerdanlığı” deyimi “kişinin devamlı yanında taşıdığı, hep birlikte olduğu ve hiç ayrılmadığı” şey­ler için kullanılan bir ifade şeklinde tanımlanır. Nasıl ki gü­vercinin boynundaki halka şeklindeki tüyler onu farklı kılan ve ondan hiç ayrılmayan bir özellikse, aşkın mahiyetini ifşa eden bu kitap da okuyucunun bir gerdanlık gibi boynuna taktığı yoldaşı ve aşk kılavuzudur. Güvercinlerin boynunda bulunan halka biçimindeki tüyler, klasik İslam edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan ‘aşk zinciri’  sembolü, şairler tarafından kullanılmıştır.  İbn Hazm, bu eseri Valensiya’nın bir vilayeti olan Şatibe’de ikamet ederken Elmeriye’den kendisini ziyarete gelen bir dostunun isteği üzerine yazmıştır. Aşkı; ruhların çeşitli varlıklar arasında bölünmüş parçalarının birleşimi, ruhta oluşan bir duygu, ruhi bir gönül hoşluğu ve canların birbirinde kaynaşıp erimesidir şeklinde tarif etmiştir. Eserin bölümlerinden birisi de aşkın çeşitlerini işler: Düşlerinde sevenler, basit bir tasvir üzerine aşık olanlar, bir bakışta aşık olanlar, uzun görüşmelerden sonra birbirlerini sevenler, birini sevdikten sonra artık başka birini sevmeyenler şeklinde tasnif etmiştir.

Düşünde aşık olanlar

Her sevginin mutlaka bir asıl nedeni vardır. Aşkın nedenleri arasında şaşılacak nedenler olabilmektedir. Bunlardan biriside, rüyada görülen birisine aşık olmaktır. İbn Hazm düşünde aşık olanlarla ilgili olarak şöyle bir misal vermektedir: Bir gün dostumuz olan Kurtuba halifesi El Müeyyid’in kölesinin yanına gittim. Onu çok düşünceli gördüm. Neyin var diye sorduğumda önce cevap vermekten çekindi, sonra şöyle dedi:

-Başıma duyulmadık bir şey geldi.

-Nedir söylesene.

Bu gece düşümde genç bir kız gördüm. Uyandım, ama gönlümü ona kaptırmıştım. Ona sırılsıklam aşık oldum. Dayanılmaz duruma soktu bu dert beni, dedi. Gerçekten de uzun bir zaman endişe ve iç sıkıntı içinde kaldı. Hiçbir şey kalbinin açısını dindiremedi. Tutkusu o denli zorluyordu onu. Sonunda ona şöyle dedim.

-Nefsini hiç gerçekliği olmayan bir varlıkla meşgul edip, gönlünü gerçek olmayan bir varlığa bağlamakla çok büyük bir yanlışlık yapıyorsun? En azından onun kim olduğunu biliyor musun?

-Yok vallahi.

-Sende düşünce kıtlığı var. Hiç görmediğin, asla yaratılmayan, bu dünyada  olmayan birisini sevdiğine göre aklından zorun olmalı. Hamamlardaki figürlerden (Banyolarda bulunan insan figürleri) birine aşık olsaydın, seni daha mazur görürdüm.

Normal haline dönünceye kadar ona telkinlerde bulundum. Ama bu hiç kolay olmadı. Bu durum; ruhun telkin ve görüntülerinden bir parçadır. İbn Hazm'ın bu konuda yazdığı şiir:   

 “Keşke bilebilseydim onun kim olduğunu ve geceleyin nasıl ilerleyip yol aldığını; acaba doğan güneş mi yoksa ay mıydı?”

Basit bir tasvire (anlatıma) aşık olanlar

Aşık olmanın tuhaf hallerinden birisi de basit bir anlatım üzerine anlatılan kişiyi, görmeden aşık olmaktır. Görmeden aşık olmak mektup ve aracı yoluyla olur. Kaygılanmak, esrimek, (coşmak) geceleri uykusuz kalmak sevenin sevdiğini görmeden yaptığı şeylerdir. Misal olarak bir duvarın gerisinden şarkı söyleyen bir kadını duymak, gönlün ona tutulması ve aşkın doğmasına yeterli olabilir. Birçoklarının başına böyle şeyler gelmiştir. Ama benim için bunlar temelsiz eski bir bina gibidir. Çünkü zihni görmediği bir kişinin tutkusuyla meşgul olan bir kişi, düşünceleriyle baş başa kaldığında, kafasında hayalinden doğan bir biçimi ve gönlünde belirli bir nesneyi canlandıracaktır. Böyle birisi düşüncelerinde olandan başka bir şeyi tasarlayamaz. Hayali durmadan oraya yönelir. Ancak bir gün gerçekten sevdiği bir kişiyi görecek olursa, o zaman iki durum ortaya çıkar. Birincisi aşkı ya artıp çoğalır. İkincisi ise aşkı büsbütün yok olur. Bu iki durumda birçok kişinin başına gelmiştir. Bu aşk türü daha çok haremlerde kapalı olarak tutulan kadınların erkek akrabalarıyla olan ilişkilerinde olur. Bu açıdan kadınların aşkı erkeklerinkinden daha sağlamdır. Çünkü kadınlar yaratılış gereği varlıklarını saran bu tür aşka hızla kendilerini kaptırırlar. İbn Hazm'ın bu konuda yazdığı şiir:   

 “Ey beni görmediğim birini sevmekten dolayı ayıplayan, beni aşkta zayıf birisi olarak tanımakla aşırı davrandın.

Peki söylesene bana, cenneti de ancak tasvirle tanımıyor muyuz”

Bir bakışta aşık olanlar

Çoğu kez aşk sıradan bir bakışla kalbe yerleşir. Bu tür aşkın ortaya çıkışı iki şekilde olur. Birincisi bakılan kişinin kim olduğunu, adının ne olduğunu, nerede oturduğunu (genel özelliklerini) bilmeden kişinin birisine tutulması halidir. İbn Hazm'ın bu konuda yazdığı şiir:   

Onu ilk kez görmüştüm, daha önce onunla hiç karşılaşmamıştım; doğal olarak onu pek tanımıyordum.

Sonra onu tanıdım, ama hiçbir şey anlayamadım; ilk ve son oldu bu.”

Bu tür bir aşkın ortaya çıkışının ikinci şekli ise; kişinin adını sanını, soyunu sopunu ve nerede oturduğunu bildiği bir genç kıza bir bakışta aşık olmasıdır.

Uzun görüşmelerden sonra birbirlerini sevenler  

Öyle kişiler vardır ki sevgileri ancak uzun konuşmalar, sık sık görüşmeler ve zamanla elde edilen sıcak ilgiden sonra ortaya çıkar. İşte bu tür var olma, sürüp gitme ve uykusuz geçen uzun gecelere dayanabilme şansına sahiptir. Zorlukla elde edilen şeyler kolayca elden çıkmazlar. Bu duruma şöyle bir misal verilebilir. (Allah ruha, Hz Adem henüz balçık halindeyken Hz. Adem’in cesedine girmesini buyurdu. Ama ruh bundan ürktü, tedirgin oldu, korkup yıkıldı adeta. O zaman Allah ona, oraya zorla gir ve oradan zorlukla çık dedi.) Bu aşk bu tür kimselerin kalbine bir daha çıkmamak üzere girer ve oraya yapışıp kalır. Bu tür insanlar birbirlerine tutulduklarında, ne pahasına olursa olsun birbirlerine sonsuza dek bağlı kalırlar. İbn Hazm'ın bu konuda yazdığı şiir:   

“Anladım ki aşk, göz güzellerin al yanağına takılıp kaldığında elde edilen hazla başlıyor.”  

Uzun görüşmelerden sonra engelsiz ve gerçek bir aşkın sağlanabilmesi için ruhun sevmeye uygun ve elverişli bir duruma gelip hazır olduğunda, sevilecek kişideki ortak özelliklerin uyumu sonucu ruhun ve doğal içgüdülerin de katıldığı manevi birleşmenin meydana gelmesine gerçek aşk denir. İki farklı kişiyi sevdiklerini iki ayrı kişiye değişik tutkular beslediklerini söyleyenlerin durumu gerçek anlamda bir aşk olmamaktadır. İbn Hazm'ın bu konuda yazdığı şiir:   

“Gönülde iki sevgiliye hiçbir zaman yer yoktur. İkinci sevgili birincinin dengi olamaz kesinlikle.

Nasıl ki akıl tektir ve bir tek Tanrı’dan başka Tanrı tanımaz, O da Rahmandır.

Gönülde tektir ister uzak olsun ister yakın, bir tek kişiye tutulur ancak.”

Birini sevdikten sonra, artık asla başka birini sevmeyenler

Aşkın insanlar üzerinde etkin bir gücü, keskin bir hakimiyeti, yadsınamaz bir otoritesi, karşı konulamaz kuralları, önüne geçilmez bir baskısı kısacası mutlak bir hakimiyeti vardır. Aşk en sağlam şekilde kurulmuş ve en sıkı düğümlenmiş bağları çözer. Katılıkları eritir, sağlamları sarsar, kalbin üstüne konar. Aşkın bu türünde olanlar sevdiklerini hala güzel bulurlar. Onlardan başkasını sevmezler. Sevdiklerini; sevdiklerinden daha üstün olanlardan üstün tutarlar. Kendileri bu dünyadan ayrılıncaya kadar bu duyguları sürer gider. İbn Hazm bu konuda bir şiir yazmıştır:

“Sarışındır diye onu benim gözümden düşürmeye çalışıyorlar.

 Benin gözümde onu güzelleştiren de budur ya dedim onlara.

 Şaşkınlıklarından nur ve altın rengini kötümsüyorlar.

 Doğrusu çok bir şey bildikleri de yok, hem de büyük yanlış içindeler.

 Şu güzel nergisin rengine ve uzakta ışıldayan yıldızlara hiç çirkin denilebilir mi?

Mahmut Şevket Serik 

                                                                     

Güncelleme Tarihi: 28 Mart 2020, 23:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26