Hz. Peygamber’in terekesinde ne vardı?

Ahmet Cevdet Paşa’nın altı ciltlik ünlü Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa (Peygamber Kıssaları ve İslam tarihi) adlı eserinde Hz. Peygamberin terekesi de anlatılır. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Hz. Peygamber’in terekesinde ne vardı?

Osmanlı Devleti’nin âbide şahsiyetlerinden biri olan tarihçi, mütefekkir, devlet adamı, Ahmet Cevdet Paşa’nın altı ciltlik ünlü Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa (Peygamber Kıssaları ve İslam tarihi) adlı eserinde Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (sas) kadar tüm peygamberlerin hayatı, sade bir dil ve samimi bir üslupla anlatılmıştır. Uzun yıllar okullarda ders kitabı olarak okutulan bu eserde anlatılan; Hz Muhammed’in (sas) terekesi de şöyledir:

Resul-i Ekrem’in (sas) vefatında gerek altın, gerek gümüş nakit parası kalmamıştı. Elbise, iki kilim, bir çarşaf, birkaç su kabı, tencere, tarak, makas ve misvak gibi zaruri ihtiyaç olan eşyasından başka bir gümüş mührü vardı. Mührün üzerinde “Muhammed Resulullah” diye kazılmıştı. Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman (r.a) hazretleri onu halifeliklerinde kullanmışlardı.

Ayakları saç denen ağaçtan yapılmış bir kereveti (Tahtadan yapılan ve üzerine yatak veya minder konularak yatmağa ve oturmağa yarayan yüksekçe yer) vardı. Bunu hicretten sonra Hz. Ebu Eyyub-i Ensar’inin evinde iken Bürare oğlu Esad (ra) kendisine vermişti. Resulullah onun üzerinde yatıp uyurdu. Vefatında onun üzerine konulup namazı kılındı. Sonra Hz. Aişe’nin (ra) evinde kaldı. Daha sonra insanlar teberrüken cenazelerini üzerinde mezarlığa götürürlerdi. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in (ra) cenazeleri de onun üzerinde götürülmüştür.

Medine etrafında otlayan yirmi baş sağılır devesi vardı. Her gün bunlardan iki kırba süt gelirdi. Aile efradı ile bunu içer ve kalanını da Ashab-ı Suffa’ya (yoksul ve kimsesiz muhacir eshabın ikamet ettiği Peygamber mescidine bitişik olarak yapılmış, üstü hurma dalları ile örtülü, kenarları açık, kendine has bir çardağın adıdır) verirdi.

Yüz koyunu ve altı-yedi kadar keçisi olup onların sütleri de o şekilde kullanılırdı.

Bundan başka terekesi, silahlarıyla bir beyaz katırdan ibaret idi. Hz. Ebu Bekir onları Hz. Ali’ye (ra) verdi ve: “Bunlardan başkası sadakadır” dedi.

Arazilerini vakfetmişti

Her ne kadar Resulullah’ın Medine’de biraz arazisi ve Fedek (Hayber) arazisinde de bir miktar hissesi var ise de, sağlığında onları vakfedip sarf edilecek yerleri bile tayin etmişti. Çoğunun gelirlerini gelip giden elçiler, misafir ve yolcuların masrafına tahsis etmişti.

Hayber’deki hissenin hasılatından belli bir miktar arpa ve hurmayı ailesine, geri kalanını da fakirlere ve muhacirlere verirlerdi. Hz. Ebu Bekir (ra) halifeliğinde bu tayinleri aynen sürdürüp, değiştirmedi.

Hz. Ömer halife olunca, Hayber arazisini taksim etti ve Peygamberimizin temiz hanımlarına seçme hakkı bırakarak: “isteyen eskisi gibi tayinlerini ve isteyen araziden hissesini alsın” dedi. Onların bazıları tayinlerini ve bazıları araziyi seçmiştir.

Peygamber efendimizin dul kalan hanımları,  öteki dul kadınlar gibi iddet müddetleri bitince evlenemezlerdi. Çünkü onlar müminlerin analarıdır, hiç kimse ile evlenmeleri caiz değildir.

Bundan dolayı yaşadıkları sürece nafakalarının verilmesi gerekmiş ve oturdukları evler ölünceye kadar kendilerine bırakılmıştır. Resullah’ın varisleri muhterem kızı Hz. Fatıma (ra), temiz hanımları (ra) ve amcası Hz. Abbas (ra) idi.

Fakat Ebu Bekir (ra), Hz Peygamber’in terekesini taksim etmeyip, Hz. Peygamber devrindeki tertibatı aynen sürdürdü ve Hz. Fatıma (ra) miras hissesini isteyince “Resullah’tan  işittim ki, bize yani Peygamber’e kimse varis olamaz. Bizim geride bıraktığımız mal sadakadır” dedi. Resullah ne yapıyor idiyse ben onu asla değiştirmem. Çünkü ben yanlış bir yola sapmaktan korkarım diye cevap verdi.

Rivayet edilir ki, Hz. Fatıma, Hz. Ebu Bekir’in yanına gelip, “Sana kim varis olur?” diye sormuş ve Hz. Ebu Bekir: “Hanımlarım ve çocuklarım” deyince; “ya ben niçin babama varis olamıyorum?”  buyurmuş.  Hz Ebu Bekir’de, “Ben senin baban olan Hz. Resullah’tan işittim; buyurdu ki, kimse bize varis olamaz. Onun için sende varis olamazsın; fakat ben onun halifesiyim; onun hayatında beslediği kimseleri beslerim; senin masraflarını ve işlerini görmek de benim görevimdir” diye cevap verdi. Onun üzerine Hz. Fatıma sustu ve bir daha miras sözünü etmedi.                                                                                        

 Mahmut Şevket Serik

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2020, 12:22
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26