Hoca keşke farklı geçseymiş!

Prof. Necla Pekolcay Hocanın kaleminden çıkan Geçtim Dünya Üzerinden isimli hatırat okura neden eksik dedirtiyor.

Hoca keşke farklı geçseymiş!

Bu ülkenin hakikatine vâkıf olmak isteyenler için hatıralar deryasında nice inciler saklı olduğunu erbabı bilir. Öyle ki bir hatıratın satırları arasında yapılan bir gezinti, aynı zamanda bu toprakların saklı kalmış hikâyesini okuma imkânı verir bize. Dücane Cündioğlu'nun ifadesiyle hatıratlar “ara sokakların tarihi”dir. Yani tarihe bir turist edasıyla göz gezdirenlerin değil, kafileden ayrılmayı göze alabilenlerin tarihi...

Neyse ki, -biraz da ticarî kaygılarla- hatıraların zengin dünyasına bîgâne kalan yayınevleri, son zamanlarda bu kilidine el vurulmamış hazineyi keşfetti. Ve ardı ardına pek çok önemli hatırat okurlarla buluşturuldu.

Hatıralardan bir demet

Özellikle son yıllarda, pek çok alanda öncülük etmiş kadınların hatıraları daha bir görünür hale geldi. Samiha Ayverdi'nin “Hatıralarla Baş Başa”, “Hey Gidi Günler Hey”, Münevver Ayaşlı'nın “İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim”, Mina Urgan'ın “Bir Dinazorun Anıları”, Halide Edip Adıvar'ın “Mor Salkımlı Ev” ve “Türk'ün Ateşle İmtihanı”, Ayşe Şasa'nın “Delilik Ülkesinden Notlar”, Nazik Erik'in “Dünden Yarına”, Cahit Uçuk'un “Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar” ve “Yıllar Sadece Sayı” adlı eserleri, kadın yazarlarımızın hatıralarından sadece bazıları. Bu halkaya eklemlenen bir hatırat da Doç. Dr. Necla Pekolcay'ın kaleminden çıkan “Geçtim Dünya Üzerinden” adlı kitabı. Eserin ilk baskısı L&M Yayınları tarafından 2005 yılında yapılmış. İkinci baskısı ise Timaş Yayınları'ndan 2008 tarihli...

Kadın yazarların hatıratları arasında zayıf bir halka sayılabilecek bu eser, ihtiva ettiği birkaç önemli husus ve özellikle de her hatıratın hakikatin inkişafına aynı oranda katkıda bulunmadığını göstermesi açısından okunmalı diye düşünüyorum.

Dünya üzerinden geçerken...

Prof. Necla Pekolcay, Geçtim Dünya ÜzerindenNecla Hanım, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Fatih'te bir konakta dünyaya gelmiş. Anne tarafı Rumeli, baba tarafı ise Osmanlı'nın yıkılış günlerinde Kafkaslardan İstanbul'a göç etmişler. İlköğrenimini şimdiki ismi Fatih İlkokulu olan Taş Mektep'te, ortaöğrenimini ise İstanbul Kız Lisesi'nde tamamlamış. İbnü'l-Emîn Mahmut Kemal İnal'ın yeğeni Selma İnal ile dostlukları da bu okulda başlamış. Yine bu okulda derslerine Şükûfe Nihal ve Faruk Nafiz Çamlıbel'in eşi Azize Çamlıbel gibi meşhur hocalar girmiş. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kayıt yaptırmış. Fakültedeki hocaları dönemin önemli edebiyatçıları da olan Ali Nihad Tarlan, Mehmet Kaplan, Reşit Rahmeti Arat, Sabri Esat Siyavuşgil ve Fahir İz imiş. Daha sonraları alanlarında adlarından sıkça söz ettiren Muharrem Ergin ve Faruk Kadri Timurtaş da sınıf arkadaşları...

Türkiye'nin ilk kadın filoloğu olma vasfını haiz olan ve Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-Necât adlı eserini titiz bir çalışma ile yeniden günyüzüne çıkaran Necla Hanım, İslâmî Türk Edebiyatı alanında öncü çalışmalara imza atmış. Memuriyet hayatı İslam Ansiklopedisi'nde başlamış ve burada önemli vazifeler icra etmiş. Yine kendisi, (önceleri Yüksek İslam Enstitüsü olan) İlahiyat Fakültesi'nin de ilk kadın hocası olma unvanına sahip...

Nerede kaldı hakikatin ifşası?...

Yukarıda hulasa edilen hayat hikâyesini okuyanlar, ister istemez şu fikre kapılacaklardır: “80 yıllık ömründe adeta bir devre tanıklık eden, birçok önemli çalışmaya -öncü sıfatıyla- imza atan ve İslam Enstitüsü, İslam Ansiklopedisi gibi kurumlarda pek çok edebiyatçı ve fikir adamıyla muhatap olan Necla Hanım'ın hatıraları kim bilir ne mühim bilgiler, ne kenarda köşede kalmış cevherler ihtiva ediyordur?...”

Prof. Necla Pekolcayİtiraf edeyim ki eseri ben de aynı saikle okumaya başlamıştım. Fakat kitabın kapağını kapattığımda yaşadığım tam bir hüsrandı. Yaşadığım hüsranın sebebi, Necla Hanım'ın yaşadığı hayatın önemsiz oluşu değildi elbette. Sahasında hayli mühim bir mevki edinmiş ve “İstanbul Hanımefendiliğini” hayatının hiçbir döneminde elden bırakmamış bir şahsiyetti karşımda duran. Fakat şahit olduğu hadiseleri aktarırken her defasında kendi ifadesiyle “suya-sabuna dokunmamaya” çalışması, aktarabileceği nice tarihî gerçekliğin sır olarak kalmasına katkıda bulunmaktan başka bir sonuç vermemişti.

Mesela hatıratta, Necla Hanım, doktora tezi olan Süleyman Çelebi'nin mevlîd metni Vesiletü'n-Necât üzerinde çalışırken neler yaşamıştı, İslam Ansiklopedisi'nde bulunduğu yıllarda şahit olduğu önemli olaylar nelerdi; Dâru'l-Fünûn, İstanbul Üniversitesi'ne dönüştükten sonra neler kaybetti, neler kazandı gibi önemli sorular cevapsız kalıyor. Üstelik anlatılan bazı mühim hadiselerin baş aktörleri isim verilmeden geçiliyor. Ülke hayatına yön veren olaylar ise herkesin bildiği kadarıyla üstü kapalı bir şekilde anlatılıyor. Kısacası hatıratın esas vazifesi olan, hakikatin üzerinde biriken tozlardan arındırılarak gelecek nesillere aktarılması yerine, her defasında üzerinin örtüldüğünü görüyoruz.

Prof. Necla Pekolcay, Geçtim Dünya ÜzerindenHatıralar tanıklık ettiğini göstermeli!

Halbuki hatıralar, dünün tozlu rafları arasında sıkışıp kalmış küçük hakikatleri/hikâyeleri ifşa ederek büyük hakikatin/hikâyenin inkişafına ve inşasına zemin hazırlamalıdırlar. Elbette ki hatıratlar, türünün hususiyeti itibariyle subjektif metinlerdir ve verdikleri bilgiler kesinlik ifade etmez. Ama bunca mühim şahıs ve hadiseye şahitlik etmiş bir müşâhidin tarihe karşı ifa edeceği en önemli vazife, kendi bakış açısıyla da olsa gördüklerini ve bildiklerini tüm ayrıntıları ile yarına aktarmak olmalıdır, diye düşünmeden edemiyorum.

Hem ne diyor Dücane Cündioğlu o kıymetli eseri “Arasokakların Tarihi”nde: “Siyasî, fikrî, edebî, hangi alanda yazılmış olursa olsun hatıralar, tarihin anacaddelerini resmettikleri için kıymet kazanmazlar; bilâkis hatıralar ayrıntıları belirgin kıldıkları ölçüde, tarih yolcusuna arka sokakları gezdirebildikleri, tanıtabildikleri kadarıyla bir değer ifade ederler.” Fakat ne yazık ki Necla Pekolcay'ın hatıratı, bizi ana caddelerde gezdirmekten başka bir şey yapmıyor. Gerçi bu gerçeğe eserin önsözünde Necla Hoca'nın talebesi İsmail Kara şu ifadelerle değiniyor: “Hatıratın hazırlık aşamalarından kısmen de olsa haberdar olduğum için “kadîm terbiye” yüzünden nelerin yazılmadığını, yazılamadığını, nelerin imalarla, işaretlerle geçiştirildiğini biraz biliyorum. Son halini gözden geçirip merak ettiğim bazı kısımları okuduğumda, keşke hocamız bu konuda biraz daha lütufkâr ve cömert davransaydı da başkalarından öğrenme şansımızın olmadığı, birçok bilgiye, birçok yoruma, birçok tasvire bu hatırat sayesinde kavuşabilseydik, diye düşündüğümü gizlemeyeceğim.”

Hakikate katkı yapmak hususunda düştüğü zaafiyete rağmen çalışkanlığı, hanımefendiliği ve ahlâkı ile bugünün gençlerine ibret olacak bir hayat yaşayan bu “hoca hanımın” hatıratı yine de okunmalı diyor ve Dücane Cündioğlu'nun şu cümleleri ile teselli buluyorum: “Hatıratların kaybettirdiğini yine hatıratların kendisi bulduracaktır.”

El-hak öyledir!

 

Fatma Arslan okudu ve biraz da sitem etti

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 15:07
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26