banner16

Âhir, evvelden başka bir şey değildir

Mevlânâ’ya göre yaşadığımız bu evren, ulaşabildiğimiz ya da kaydettiğimiz her eylemin amacı insanın, insân-ı kâmil mertebesine ulaşması içindir. Nafiye Yüksel yazdı.

Âhir, evvelden başka bir şey değildir

Aristoteles, Ruh Üzerine adlı kitabında varlığı 3 anlamda ele alıyor: madde (kuvve), fiil (form, biçim), madde biçim bileşkesi (bileşik varlık). Bu varlık tanımında ruhu şöyle konumlandırır: ruh maddeden ziyade kuvvedir, biçimden ziyade fiildir. Bu tanımdan ruhun madde olmadığını aynı zamanda bedenden bütünüyle bağımsız bir varlık olmadığını da anlıyoruz. Aristoteles felsefesinin temel cümlesi fiil, kuvveden önce gelir. Kuvveyi anlamak için fiile muhtacız. Fiilin ise iki anlamı vardır: bilmek ve bilgiyi kullanmak…

Aristo, canlı bir varlık olan ruhu, bilgiyi kullanmak kısmında değerlendiriyor. Bilmek, birinci fiil ise bilgiyi kullanmak ikinci fiildir diyor. Bilgi, kullanılmasa da bilgiyi bilmek ruhu muhafaza eder. Şöyle bir örnek ile açıklarsak; yeni doğmuş bir çocukta Almancayı öğrenmek ya da konuşmak kuvve halinde mevcuttur, büyüdükçe Almancayı öğrenmesi Aristo’nun ifadesiyle birinci fiile tekabül eder. Almanca konuşması ise ikinci fiilin yerine getirilmesi, diğer bir deyişle ruhun yetkinliğe ulaşması demektir. Ruhun, canlılığından bahsedebilmemiz için ruhun, birinci fiilde yer alması yeterlidir. Bu anlamda yetkinlik süreç içerisinde oluşan bir durumdur. Aristoteles ruhu, kuvve-fiil ayrımı yapmadan tanımlamanın mümkün olmadığını ve kendisinden önceki filozofların bu ayrımı yapmadıkları için başarısızlığa uğradıklarını söyler.

Mevlânâ’nın ağaç benzetmesi

Mevlânâ’nın Mesnevi’sinde geçen şu ifade Aristoteles felsefesiyle benzerlik arz eder. Her ne kadar iki cümle bağlamından kopartılmış gibi dursa da birçok açıdan muvâfakatın olduğunu görmemek mümkün değildir. Mevlânâ diyor ki; “âhir, evvelden başka bir şey değildir”. Bu sözü ağaç üzerinden açıklıyor. Bir çiftçi düşünelim (fail), bahçesine bir ağaç tohumu (kuvve) ekiyor, ağaç büyüyüp gelişiyor (birinci fiil) ve nihai amaç olan meyve (ikinci fiil) meydana geliyor. Çiftçinin esasında bütün amacı o meyveyi elde etmektir. Eylemde âhir olan şey düşüncede evveldir. Dolayısıyla âhir, evvelden başka bir şey değildir. Mevlânâ’nın ağaç ile kastettiği anlamlar çok geniş bir yelpazede yer almaktadır fakat bizi ilgilendiren kısmıyla ağaç, evren anlamında olup ağacın meyvesi ise insân-ı kâmildir. Burada fail konumunda yer alan Tanrı’nın âlemi yaratmasındaki muradı da insân-ı kâmildir.

Mevlânâ’nın esasında altını çizdiği husus insandır: insanın evrenin amacını anlaması ve kendi kemâli için mücadele vermesidir. Yaşadığımız bu evren, ulaşabildiğimiz ya da kaydettiğimiz her eylemin amacı insanın, insân-ı kâmil mertebesine ulaşması içindir. Aristoteles ise benzer ifadelerle her tür kendi yetkinliğine ulaşmak ister diyor. Bir canlının ruha sahip olduğunu söyleyebilmemiz için bilgiyi biliyor olması, yani birinci fiilde yer alması yeterlidir tıpkı insanın insan olduğunu söyleyebilmemiz için kâmil olmasına gerek olmadığı gibi.

Ruhun yetkinliği nasıl korunur?

Ruhun yetkinliği (kemâli) nasıl oluşur? Aristoteles kuvve-fiil ayrımı üzerine etiği inşa ediyor. Bir kişi cesur birini taklit ederek cesur davranmayı öğrenebilir. İlk örneğe gidersek Almanca hocasının yardımıyla Almancayı öğrenebilir ve onu konuşabilir. Bu minvalde düşünmek ise insanın yetkinliğidir diyor Aristo. Fakat atlamış olduğu bir şey var ki, bunun cevabını Mevlânâ veriyor. Zihinde var olan bir yetkinliğe ulaşmak isteniyorsa bunun dış dünyada bir karşılığı olması gerekiyor. Aksi halde tüm insanları ilgilendiren bir yetkinlikten ziyade her bir insan teki için yetkinlikten bahsedilebilirdi.

Mevlânâ’nın örneği üzerinden açıklarsak; ağaç kâinatı temsil eder, çiftçi Allah’ı, ağacın meyvesi ise insan-ı kâmili temsil eder, meyve vermeyen ağaç ise Aristo’nun deyimiyle bilgisi mevcut olan fakat bilgiyi kullanmayan birinci fiil mesabesindeki insanı temsi eder. Dış dünyada bulunup tüm insanların kemâlâtını temsil eden kişi ise Hz. Peygamber’dir. Bu düşünceyi sadece Müslümanlarla sınırlandırmak hakikatin evrenselliği ilkesine zeval getirir, oysa Hz. Peygamber tüm insanların ulaşmak isteyeceği bir kemâli temsil eder.  

Nafiye Yüksel

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2018, 21:39
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emine Dursun
Emine Dursun - 2 hafta Önce

Çok güzel bir açıklama olmuş...Tebrikler..

Resul
Resul - 2 hafta Önce

Çok güzel açıklayıcı bir anlatım olmuş ama yarım kalmış gibi hissettim devamını bekliyoruz. Allah'a emanet olun. Saygılar.

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6