banner17

Hikaye soruşturması sürüyor!

Dün ilk bölümünü yayınladığımız hikaye soruşturmamızın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

Hikaye soruşturması sürüyor!

Dün ilk bölümünü yayınladığımız hikaye soruşturmamızın ikinci bölümünü yayınlıyoruz. (İlk bölüm için tıklayınız) İsterseniz soruşturma sorularımızı bir kere daha hatırlayalım.

  1. Öykü alanında ürünler vermiş bir yazar olarak öyküye mahsus bir dergimizin istikrarlı olamamasını neye bağlıyorsunuz?
  2. Bugüne kadar hatırladığınız, kapanmasına hayıflandığınız öykü dergileri hangileriydi?
  3. Edebiyat dergileri haricinde, şiir dergileri müstakil bir dergi olma özelliğini kazandı. Edebiyat dergisi ya da şiir dergisi diyoruz. Şairler kendi sanatlarına sahip çıkarak sadece şiire hasrettikleri onlarca dergi çıkardılar. Öyküde ise birkaç dergiden öte bir çalışmadan söz edemiyoruz. Bu sizde bir kıskançlık yaratıyor mu?
  4. Mesela öykü yıllığımız da yok. Geçmişte bir iki tane örneğini gördük fakat bugünün öyküsünü kayıt altına alacak bir öykü yıllığımız yok. Bunun eksikliğini hissediyor musunuz?
  5. Bugün takip ettiğiniz öykü dergileri neler? Bu yayınları nasıl değerlendiriyorsunuz?
  6. Farklı şiir dergilerinde ürün yayımlayan isimlerin bir bir şiir kitaplarını okumaya başladık. Fakat ne hikmetse merkez dergilerimiz de dâhil öykü yayımlayan isimler hâlâ kitaplaştırmadılar ürünlerini. Bunu neye bağlıyorsunuz?
  7. Şiir karşısında öykünün değerlendirilmesinin yapılmasını arzu ettiğim bu soruşturmada son bir şey daha sormak istiyorum. Şiir bir sanat olmanın ötesinde siyasetle, gündemle, tarihle iç içe bir yapı gösteriyor. Öyküde bu durum nasıl? Yani bugünün öyküsü yazılabiliyor mu?
  8. Başlı başına öyküden bahseden bir dergi çalışması planladığınız oldu mu hiç?
  9. Eklemek istediklerinizle bitirelim dilerseniz.

 

Necip TOSUN: Genç öyküde görülen en büyük eksiklik yaptığı işe ilişkin bilgi ve birikim eksikliğidir. 

Necip Tosun
Necip Tosun

1) Ülkemizde sadece tür dergileri değil, edebiyat dergileri de istikrarsız. Ne var ki bir tür dergisi çıkarmak, sürdürmek, kalıcı hâle getirmek büsbütün zor. Merkezi statü dergilerini hesaba katmazsak, dergiler bir heyecanın, bir umudun, bir rüyanın ürünü. Ne yazık ki heyecanımız, umudumuz, rüyamız hayatta her şeyimiz gibi kısa soluklu ve gelip geçici. Bu nedenle de istikrarlı bir dergimiz olmuyor. Sürse bile uzatmaları oynuyor ve boş yere direniyor. Çünkü çıkıştaki heyecanı yitiriyor. Bu dergiler her nasılsa sonunda bir şahsileşme serüveni yaşıyor ve gelip oraya dayanıyor. Etraf boşalıyor, bir kişinin kaprislerine kalınca da sonunu ilan etmiş oluyor.  

Elbette bunun içinde maddi nedenler de var. Ne var ki, yaşananlar, dergilerin çıkış nedenleriyle ömürleri ve etkileri arasında ciddi bir paralelliğin olduğunu gösteriyor. Bu nedenle bir derginin çıkış nedeni önemlidir. Çıkış nedenleri ne kadar temelliyse kalıcılığı ve ömürleri de o kadar uzun oluyor, çıkış nedenleri ne kadar temelsiz ise etkileri ve ömürleri de o kadar kısa oluyor. 

2) Seçilmiş Hikâyeler, Yaba Öykü, Adam Öykü, Düşler Öyküler, Üçüncü Öyküler, Öyküden Bir Bilet: Gidiş-Dönüş, Kum Öykü, Kül Öykü, Eylül Öykü, Eşik Cini, İmge Öyküler… Aslında öykü türü anlamında zengin bir geleneğimiz var. Ama ne yazık ki bunların hiçbiri istikrarlı olamadı.  

Özellikle Adam Öykü ve Eşik Cini kapandığına hayıflandığım dergiler oldu. Türk öykücülüğüne küçümsenmeyecek hizmetler vermiş Adam Öykü, öykü tarihimizde iz bırakmayı başardı ve edebiyat tarihimize mâloldu.  90’lardan itibaren yeniden yıldızı parlayan öykünün bu ışıltısındaki en büyük paylardan biri hiç şüphesiz Adam Öykü’nün çıkışıydı. Toplam elli sekiz sayı çıkan dergi özellikle öykü sorunları üzerine kuramsal yazılar, incelemelerle dikkat çekmişti. Yabancı yazarlardan yayınladığı çeviri yazılar -ülkemizdeki bu alandaki eksiklik de hesaba katıldığında- önemli bir boşluğu doldurmuştu.

Öte yandan Eşik Cini de kapandığına üzüldüğüm dergilerdendi. Klişe hâline dönüşmüş görüş ve bakış açılarının dışında, çok renkliliğin ve çok sesliliğinin örnek tavrını sergileyen Eşik Cini, edebiyatımızın farklı isimlerini aynı dergi çatısı altında buluşturmayı başarmıştı. Nalan Barbarosoğlu’nun büyük çabası maddi olanaksızlıklar engeline takıldı. 

3) Şairlerin özellikle eleştiri alanında yer kaplamaları ve yaptıkları  işe ilişkin poetik bir duruş sergilemeleri elbette ilgimi çekiyor. Bu çabaları, kaygıları da yeni dergiler olarak dışlaşıyor. Öykü dergileri de en çok poetik altyapının oluşturulması için önemli. Elbette iyi öykü yazmak için, iyi bir kuramsal altyapıya sahip olmak işin olmazsa olmazı değildir. Ama iyi öykü yazmanın yolunun da yaptığı işe kafa yormaktan geçtiği herkesin malumu. Kuşkusuz öykücünün temel görevi öykü yazmak, öykünün iyi örneklerini vermektir. Ancak öykü davasının nitelikli eleştiri ve kuram yazılarıyla desteklenmesi gerekir. Genç öyküde görülen en büyük eksiklik yaptığı işe ilişkin bilgi ve birikim eksikliğidir. Bunu giderecek olan da öykü yazılarıdır. Bunun eksikliği dergi çabalarına da yansıyor. Şairler bu poetik görüşlerini yansıtacak bir dergi peşine düşerken, aynı gerekçelerle öykücüler genel edebiyat dergilerinde varlıklarını sürdürüyorlar. Ne var ki ben edebiyata türler arası bir yarış olarak bakmıyorum. Şiirin çıtasının yükselmesi aynı zamanda öykünün, romanın, giderek edebiyatın çıtasının da yükselmesi demektir. Yazın türleri bir diğerinin önünü kesmez. Tam tersine birbirini besler. Çok şiir dergisi çıkması, çok öykü dergisi çıkmasının yolunu açar. Ama bir de şu var: Şairler arasında geçen yıkıcı, imha edici kalem kavgaları öykü dünyasında görülmez. Şairler daha coşkulu, atak ve duygusal insanlar. Öykücüler ise bilge, sakin, kavgayı sevmeyen ağır adamlar. Bu yapıları da edebiyat dünyasındaki tutumlarına yansıyor. Dergi çıkarma ataklığının bu ayrışmayla ilgisi olduğunu düşünüyorum. 

4) Haklısınız. Öykü yıllığı önemli bir eksiklik. Bunu bir süre ben de problem ettim. Ama özellikle şiir antolojilerinde yaşananlara baktığımda biraz kaygılandım doğrusu. Zira ortalık şiir antolojisinden geçilmiyor. Bir şeyin çok olmasının her zaman iyi bir şey olmadığını da kabul etmemiz gerekir. Şu anda piyasada niteliği, kalitesi, yazınsal tutumu sorgulanmaya muhtaç bir yığın şiir yıllığı var. Neredeyse herkes kendi yıllığını çıkarıyor. Çoğu baştan savma, acele hazırlanmış, önyargılı bu yıllıklar, tümüyle şahsi yaklaşımların ürünü. Tek ölçünün “estetik değer” olduğu antolojiler oldukça az. Bu örneklere baktığımda artık öykü yıllıklarının gerekli olup olmadığını sorgulamaya başladım. 

5) Abartılı  olmasın ama sadece öykü dergilerini değil, ülkemizde çıkan dergilerin çoğunu izlemeye çalışıyorum. Yayın sorumluluğunu paylaştığım, dosyalarını hazırladığım Hece Öykü dergisine kafa yoruyorum. Bunun için de diğer dergileri dikkatle takip ediyorum. Açık konuşmak gerekirse tür dergisi olarak Hece Öykü’nün git gide yalnızlaştığını görüyorum. Çünkü Hece Öykü çıkarken yayımda olan, Adam Öykü, Eşik Cini, İmge Öyküler ne yazık ki kapandı. Notos ise tam bir öykü dergisi olmadığını söylüyor. Burada Hece Öykü’nün öneminden çok öykünün kaybettiği kalelerinden söz ediyorum. Ben edebiyatı, bu topraklarda üretilen, Türkçeye yaslı ortak bir çabanın ürünü olduğunu düşünüyorum.  

6) Bu sadece öykücülere has bir sorun değil, edebiyat dünyasının yaşadığı  genel bir sorun. Ülkemizde kitap yayını, yazarlar için bir sorun olmaya devam ediyor. Yazarlığını kanıtlamış yazarlar bile mevcut organizasyonlar içinde yer almıyorsa kitaplarını yayınlatamıyorlar. Yayın konusunda ise yayınevlerinin türlerin okur karşısındaki anlamlarına ayarlı bir yayın politikaları izlediğini görüyoruz. Ben kendi adıma şiir ve öykünün aynı kaderi paylaştığını düşünüyorum. Şimdilerde gözde tür “roman.” 

Son günlerde özellikle sayısal anlamda bir “roman patlaması” olduğunu görüyoruz. Gerçekten de birkaç yıldır romana yönelik bir ilgi olduğu açık. Romanın okur tarafından diğer türlere nispetle fazla ilgi görmesi, hem yayınevlerinin hem de öykü, şiir gibi diğer türlerde ürün veren yazarların gönlünü çeliyor. Öykücülerin, şairlerin bir kısmı da romana yazmaya başladılar. Elbette bir yazarın, sanatçının hangi türde yazacağını dikte etmek doğru değil. Her yazar kendisini, duygularını en iyi ifade ettiği türde yazar. Bu ayrı bir tartışma konusu. Benim söylemek istediğim yayınevlerinin bu çok satmaya bağlı olarak romana ilgi göstermeleri. Oysa bu tutum oldukça yanıltıcı. Çünkü yazınsal türlerin, zamanın ritmine, nitelikli yazar kuşağının belli bir dönemde yoğunlaşmasına, yaşanan sosyolojik/tarihsel konjonktüre bağlı olarak kimi zaman daha yoğun, kimi zaman da daha az gündeme geldiklerini, ilgi gördüklerini biliyoruz. Asıl düşündürücü olan, hem okur hem de yayınevi beklentilerine göre yazarın yazacağı türü belirlemesidir. Özellikle romana yönelik bu akışın şimdilerde bir kaosa doğru sürüklendiği de ortada. Niteliksiz pek çok roman piyasada. Açgözlülüğün apaçık bir sonucu bu. Sonuç olarak bu yağmadan en zararlı çıkan ise tür olarak roman. 

Bu bağlamda özelikle kitap da basan dergilerin öykücülerine sahip çıkmaları gerekiyor. Bu dergilerin yöneticileri ticari kaygıları bir kenara bırakıp, dergi yazarlarının öykülerini ne pahasına olursa olsun kitaplaştırmaları gerekiyor. 

7) Hikâye, her dönemde, hayatın akışı, anlamı ve ritmi üzerine söz alır. Bulunduğu coğrafyanın dili gerçekliği ve koşulları içerisinde değişmez duyguları, o çağın, o anlayışın verileriyle yeniden, yeniden üretir. Çünkü amacı deneyimi aktarmak ve hayatı, gerçekliği sorgulamaktır. Öykü, insanlığın çalkantılarla akıp giden varoluşsal macerasındaki dönüm noktalarını, kırılma anlarını kayda geçirmek ve bu anlara ilişkin doğru sorular sormak, karanlık yönlerine ışık olmak ister. Amacı her dönemde hayatın gizine ilişkin kalıcı fotoğraflar çekmektir. Bu süreçte dinleyenin/okurun karşısına yeni bir dil, yeni bir söylem ve giderek yeni bir gerçeklikle çıkar. Bu anlamda öykü, tarihsel süreç içerisinde sürekli kendini yeniler ve çağının dilini konuşur.  

Kalıcı  öyküler, gerçeğin “yeni dili”ni bulan metinlerdir. Hikâye anlatıcısının vakanüvisten farkı tam da budur: çıplak gerçeği aşıp hakikati geleceğe taşımak. Böylece gerçeğin binbir yüzü açık edilirken, yanlış bilinen olgular bir hikâyeyle düzeltilir, yerli yerine konur. Öykülerin işlevi her durumda hayata ilişkin bir tavır almak ona müdahale etmek olmuştur. Öyküler hayata ilişkin yeni bir ruh aktarır. Bu bir anlamda “yeni bir hayat” teklifidir. Bunu da yeni bir ses ve biçimle gerçekleştirirler. Her yeni ses de elbette kendi edasını, biçemini, yankısını yaratır. 

Çünkü hikâye insanlığın kalbidir ve hakikat orada saklanır. Her kaos ve karmaşada, sevinç ve coşkuda hayatı bir şekilde yorumlar ve gerçekliğin diline dönüştürür. Gündelik algıyla fark edilemeyecek bir gerçeğin varlığını ifşa eder.  

8) Dergilerin bir heyecanın, bir umudun, bir rüyanın ürünü olduğunu söylemiştik. Öyküye bütün saatlerini, emeklerini veren biri bunu nasıl aklından geçirmez. Benim de öğrencisi olduğum ve bir okul hâline gelebilecek bir öykü dergisi planladığım günler oldu. Yalnızca dergi değil bunun yanında kitap basan bir yayınevi. Ama bu yayınevi sadece öykü kitapları basacak. Bir başka deyişle öykü yayınevi olacak. Özellikle ürünlerini yayınladığı yazarların öykülerini basacak. Giderek ilk kitaplara yönelecek ve tüm ilk öykü kitaplarını bu yayınevi basacak. Öte yandan hem ülkemizin hem de yabancı öykücülerin temel öykü kitaplarını basarak, öykü dendiğinde hemen akla gelecek tür yayıncılığı. Biliyorum, bir rüya gibi. Tıpkı bir rüya gibi… 

9) Sanat-edebiyatın git gide pazarlanabilir bir metaya dönüştüğü, ürünün/yazının gidip, yazarın geldiği ve sonuç olarak genel bir kırılmanın ve yozlaşmanın yaşandığı günümüz edebiyat dünyasında, öykünün daha soy bir duruş sergilediğini görüyoruz. Tüketime prim vermiyor, işi ucuzlatmıyor. Tüketim medyasının pazarında hiçbir öykü malzemesi yok. Bu yüzden kendini takdim etmek isteyen yazar, öyküyü terk etmek zorunda kalıyor ve başka türlerin kapısını çalıyor. Aslında öykünün bu soy duruşu boşuna değil. Çünkü öykünün sağlam bir arka planı var bu topraklarda. Bu direnç ve birikime dayanarak, dünya ölçeğinde türün zirveleri bu topraklarda yazılıyor. Öykü sağlam temeller üzerinde, geleceğe umutla bakıyor, insanlara, birikim, tecrübe aktarmayı sürdürüyor.  

Nurcan TOPRAK: Yayımlanan metinlerin bir kısmının temel Türkçe bilgisine sahip olma seviyesini bile aşamaması da cabası. 

Nurcan Toprak
Nurcan Toprak

Hece Öykü, Notos, Öykü Teknesi’ni (Mayıs ayına kadar Kül Öykü’yü) jenerik sayfalarından aldıkları reklama kadar takip ediyorum neredeyse. Fayrap’ın şubat sayısında bunlara dair bir yazı yer alacak. Genel olarak bakıldığında, hikaye dergilerinin bu alanda bir boşluğu doldurabildiklerini söylemek güç. Okurlarına hikaye okumak için uğranması zaruri bir adres teşkil etme, hikayenin nabzını tutma noktasında iddiasızlar. İyi edebiyatın değil, tuttukları tarafın görünürlüğüne çalıştıkları için de sen-ben-bizim oğlan görüntüsü arz ediyorlar daha çok. Yayımlanan metinlerin bir kısmının temel Türkçe bilgisine sahip olma seviyesini bile aşamaması da cabası. Yazdıklarına bakılınca hikayecilerin başka hikayecilerin yazdıklarıyla ve etraflarındaki insanların hikayeleriyle pek ilgileri yokmuş gibi görünüyor. Dolayısıyla da bir yıllık çıkacak olsa, bugünün hikâyesi diyebileceğimiz metinler bulmak kolay olmazdı herhalde. En azından hikaye dergilerine bakınca böyle görünüyor.  

Osman KOCA: Önüne gelen öykü yazıyor. 

Osman Koca
Osman Koca

1) Dergi değil sorun. Sahip ve editörlerin bakışında sıkıntı var. Öykü oysa hazmı kolay bir ürün. Öte yandan kafası karışık olan yalnızca sokaktaki insan değil. Öyküler de öyle. 

2) İsim vermek pek şık kaçmıyor nedense. Ellisekiz sayı çıkıp kapanan mı dersiniz, onbeş sayıda kalan mı, dergi formatından çıkıp gazete şekline bürünen mi? Ehli bilir bunları. Benim hiç öyle bir takıntım olmadı. Sonuçta her şey insan gibi. Doğuyorsa illa ki ölecek.  

3) Yok, böyle bir tasnif. Birkaç dergi istisna. Ama bunlar diğer türlerde de var. Kıskançlık mı? Tabii ki hayır. Yazar ürünün kıskanır. Başka bir şeyi değil. Görücüye çıkan bir insan gibidir eser. Altını kim anlar? Kuyumcu. Ürünü de anlayan elbet bulunur. Öte yandan sadece şiir dergisi de eleştiri, deneme, ne bileyim öykü dergileri kadar. Haksızlık etmeyelim.  

4) Şiir yıllığı da temelde iki elden yürüyor. İkisi de tekel olmuş durumda. Öykü yıllığı da tek tük var artık. Kayıt altına almak kadar alınmak da ciddi sorunsal. Bu bağlamda eksiklik hissetmem yanlış olur. Şiir severler gibi başlı başına öykü severler de var. Kimi iyi öykünün, kimi de damarını yakalamış öykücünün peşinden iz sürüyor. Eksiklik böylece kapanmış, epeyce giderilmiş oluyor. Gerisini akademisyen geçinen araştırmacılar düşünsün.

5) Daha önce yazdım ya. İsim vermek beraberinde alınganlık ve kıskançlık getiriyor. Hele günümüzde olduğu gibi edebiyat köşelerinin bir kısmı çapulcular tarafından işgal edilmişse bu durum daha da vahim hâle geliyor. Ama karinelik olsun için yirmi yıldır çıkan iki köklü dergimiz, on yıldır çıkan yerle motifli dergilerimiz, başlı başına öykü adıyla çıkan uzun soluklu dergilerimiz mevcut. Bunların hepsini de aylık takip etmek boyun borcumuz. En azından bize göre.   

6) Öykü dergisi olmadığı halde öykü merkezli dergilerimizin yanı sıra tümüyle öykü yayınlayan dergilerimizde özellikle son on yılda gözle görülür bir artış yaşandı. Bu takdire şayan bir durum. Kitap meselesine gelince aynı sıkıntı günümüzde şiir için de söz konusu. Kitap ehli zamanla olunuyor sanırım. Öte yandan yayın dünyası etik değerlerini ötelemiş gibi. Daha sansasyonel, daha paragöz işler dururken edebiyata pek zaman ve zemin bırakmıyorlar. Ne yapalım, öyle olsun!

7)Bugünün öyküsü iğdiş ediliyor. Kuramsallık yok. Yenilik yok. Biçim, içerik alaşağı edilmiş halde. Üslubunu oturtanlar ayakta kalabiliyor ancak. Ki bunların sayısı da çok az. Önüne gelen öykü yazıyor. Bu yüzden sıkıntı yaşanıyor. Gazetecisi, akademisyeni, şairi… Önüne gelen hobi kabilinden öykü yazıyor efendim. Öykü siyasetle, tarihle, şununla bununla hep iç içedir. Öyle de olacak. Kurgusal gerçeklik. Adı üzerinde. Bir yüzü kurgu, bir yüzü gerçek. Çift başlı osiris gibi. Ama günümüzde durum daha da vahim hâle gelmiş durumda. Zira yayınevlerinin ekonomik sıkıntıları, krizleri bahane ederekten popülizme yelken açması ve dolayısıyla tüketime elverişli nitel ve nicelikte kitaplar basması tesadüfî değil elbet. Onların da gerekçesi hazır tabi. Süper ve mega yaftalı marketlerde kitaplar yazık ki terlik, deterjan, çikolata, ekmek, salça gibi ürünlerle aynı reyonda. Güler misin, ağlar mısın? İşe bak yahu!

Bu yüzden günümüz öyküsü ve öykücülüğü trajikomik halde. Böylesi bir bataklıkta kurgu ve kuramdan bahsetmek kimin, ne haddine! 

8) Birkaç kez olmadı değil. Ama çok şükür çabuk sıyrıldım. Allah çıkartanlara sabır verip zeval vermeye. 

Sadık YALSIZUÇANLAR: Daha çok öykü yayımlanmasını diliyorum. 

Sadık Yalsızuçanlar
Sadık Yalsızuçanlar

1) Tematik dergiciliğin sürdürülebilmesini mümkün kılan şartların kaybolması/değişmesi olabilir. Bu esasen genel dergicilik hatta yazılı iletişim ortamları için de geçerli olmakla birlikte, tematik düzeyde yapılan böylesi yayınlar için artık eskisi gibi bir okurdan söz etmek güçleşti. 

2) İmge Öyküler’in kapanmasına üzülmüştüm. 

3) Sadece şiir, öykü vs. gibi alanları konu alan dergiler değil, genel olarak kitap, dergi ve gazete gibi iletişim ortamlarına yönelik okur ilgisi en az olan ülkelerden biriyiz. Çok az okuyoruz. Bu genel bir sorun. Onmilyonlarca kitabın derginin okura ulaştığı ülkeler var. Neden kıskançlığa yol açsın ki! Az okunması sadece öykü için değil diğer alanlar için de beni üzer. 

4) Hissediyorum. Gençlik yıllarımda birkaç yıllık yayımlanırdı. Edebiyata, düşünceye tanıklık eden, bellek olan bu kitapları sonradan zaman zaman dönerek okurdum. Yıllığın olmayışını da bir eksiklik olarak hissediyorum. 

5) Hece Öykü’ye bakıyorum. Kül Öykü’ye bakıyordum bir de. İkisinde de zaman zaman tat alarak okuduğum öyküler, istifade ettiğim yazılar oluyor. 

6) Öykü, roman kadar ilgi devşirmiyor, okur ve yayıncının ilgisini çekmiyor. Oysa öykü hem bizde geleneği olan bir alan hem de dilin, o dil içinde gerçekleşen şeyin zengin, çarpıcı biçimde olup bittiği bir tür. Daha çok öykü yayımlanmasını diliyorum. Öykü dergilerinde yayımlanan çok güzel metinler var. Bunların kitaplaşması edebiyatımızın gürbüzleşmesi açısından da önemli. 

7)Yazılıyor tabi. Bizim öykü birikimimiz, öykü geleneğimiz çok güçlü, çok zengin. Bugün de öyle. Çok güzel öyküler yazılıyor. Yeni yeni sesler çıkıyor, yeni kalemler, yeni yüzler, yeni diller, kurgular beliriyor. Hayatın beliren yeni renklerini, yeni dinamiklerini yansıtan yeni üsluplar, kurgular, yönelişler… Bu, bugünkü yaşamı, yaşamın özündeki dinamiği aktarıyor. 

8) Gençlik yıllarımızda böyle düşlerimiz vardı.  

Yıldız RAMAZANOĞLU: Gündem, tarih ve şimdi üzerimizden geçen olayların hikâyeye girmesini hakir gören güçlü bir damar var. 

Yıldız Ramazanoğlu
Yıldız Ramazanoğlu

1) Hece Öykü var. Çok büyülü dosyalara imza attılar, güzel hikâyeler yayınlıyorlar. Doğu’nun hikâyesini gün yüzüne çıkarma çabalarına minnet duyuyorum. Yüz yıldır ihmal edilmiş kimsenin güç yetiremediği bir mesele. Demek ki yürek olunca gerisi teferruatmış.     

2) Adam Öykü de iyi hikâyeler olurdu. Kapanınca üzülmüştüm. Eşikcini kapandı. Bu da büyük kayıp. Sadece öyküye yoğunlaşmış çalışmalar çok nadir olduğundan yerleri hemen  belli oluyor. Kül Öykü gazetesini de göremiyorum.  

3) Şiir mesafeleri, bin yılları katederek gelen, her zaman heyecan verici bir sanat ve efsununu hiçbir zaman kaybetmiyor. Kâinatın içinden süzülerek gelen, sızma bal-bazen zehirli olsa da-nadide bir kimya. Romana gelince, çantasında bir roman olmak gurur verir kişiye. Modern zamanların statü kaynağıdır roman okumak. Hikâye ise kimseyi onurlandırmaz. Yeraltının işi sanki. Özel meraklısınadır, arayıp bulana. Okuması daha zor ve çileli sanırım. Şiir için çıkan dergilerin ikincil malzemesi. Hatta bazen dolgu maddesi hissi verip, acıtıyor.      

4) Hissediyorum. Her yıl hangi olayların, anların, durumların parlatıldığını, yazanların algılarının  yaşamdan neyi seçtiklerini bilmek birçok şeyi anlamamızı kolaylaştırabilirdi.  

5) Notos Öykü, Hece Öykü ve bazı edebiyat dergilerindeki hikâyeler… Ulaşabildiğim kadarıyla. Topluca bakınca hikâye alanında olanlar hakkında bir fikir veriyor. Biz siz meselelerine takılmıyorum. İnsanların zorlamayla birbirlerine yer vermesi sadra şifa değil. Bazen de taş yerinde ağır olabilir. Bulunduğu yerde herkes birbirini görebilir istenirse. Meşrep yakınlığı olanlar bir araya gelip dergi çıkarır, bu böyledir.     

7) Yazanlar var elbette. Fakat ayıklayıp atan daha çok. Edebiyat ve siyaset meselesi çetrefilli. Yeni çıkacak kitabımda bir öyküde Fransız sömürgecilere Fransız demem edebiyata uymuyor kimilerine göre. Patagon desem daha estetik görülüyor. İnsanlar ürkütülür genelde, mecazlarla, sembollerle, kırk perde ardından ima et, ille de gündem girecekse hikâyene denilir. Gündem, tarih ve şimdi üzerimizden geçen olayların hikâyeye girmesini hakir gören güçlü bir damar var. İnsanlık hallerinin hangi dönemde yaşandığına dair izler bile silinmeli saf ve steril bir edebiyat için.         

8) Soruyu duyunca içim cız etti desem…  

 

Yakup Öztürk sordu, soruşturdu.

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2010, 08:37
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
murat kara
murat kara - 8 yıl Önce

sayın osman koca yazınızı okuduk ve çok beğendik ve ayrıca katılıyoruz. saygılarımızla başarılarınızı dileriz.

veli karacaer
veli karacaer - 8 yıl Önce

hocam daha önce muratla birlikte yorum yazdık yazılarınınızı fırsat buldukça okuyoruz başarılarınızın tekrardan devamını diliyoruz diyarbakır bismil yavuz selim ilk öğretim okulu.

banner8

banner19

banner20